Gene bir kaşık suda fırtına.. Gene birtakım sahte kahramanlar ortada.. "Emek‘i yıktırmayız.." Yahu neyi yıktırmıyorsunuz?.. Emek zaten çökmüş..
Bir leş.. Bir fare yuvası.. Sinema olarak on paralık değeri olsa yaşardı.. Kimseler gitmediği için kapandı.. Devir değişti.. Kimse farkında değil. Sinema devri değişti. Artık Emek, Atlas, Yeni Melek‘ler dünyanın hiçbir yerinde yok.. Sinemalar site halinde.. Millet oralara koşuyor, etrafında hızlı, ağır yemek yerleri, kafeleri ile, sinema sitelerine.. Oysa, her gün yüz bin kişinin seller gibi aktığı İstiklal Caddesi‘nde Emek‘e giren yok.. Emek bitmiş, tükenmiş, kapanmış zaten...
Biz böyleyiz işte.. Leş gibi durur ve durduğu yerde ölürken kimsenin gıkı çıkmaz.. Ne zaman birisi, orayı yaşayan hale getirmeye kalkışır, bu istemezükçüler ayağa fırlarlar.. Yeter yahu!.. Yeter!.. Ama ben olacakları biliyorum.. Yaptırmayacaklar.. Bu istemezükçülerin bir ikisi mahkemeye gidecek. Mahkeme de her zaman yaptığı gibi dosyaya bakıp "Yürütmeyi durdurma" verecek ve Emek‘i tarihe gömecek..
Atatürk Kültür Merkezi öyle gömülmedi mi?. Bu merkez temelinden yıkılıp, yeni bina, oto parkı da içeren alan içinde İstanbul‘un simgesi bir mimari ile yükselecekti. İstemezükçüler ayağa kalktı.. O proje iptal edildi. "Hiç değilse bugünkü hangarı biraz işlevsel hale getirelim. Sadece temsil saatinde gidilen değil, Paris Pompidou Merkezi gibi 24 saat yaşayan bir yere dönüştürelim" dediler.. İstemezükçüler bu defa mahkemeye gitti.. Karar.. "Yürütmeyi durdurma.." Atatürk Kültür Merkezi durdu. İstanbul‘da opera, bale durdu.. Sanat durdu.. Kimin umurunda.. İstemezükçüler kına yakıyorlar.. Çözüm.. Yok.. Çünkü kimsenin, ama kimsenin umurunda değil, Atatürk Kültür Merkezi...





