Dünyanın tereddütle yaklaştığı, hatta uzak durduğu ama ibretle bakmaktan da kendini alamadığı İran‘da, sinema ile ilgili görüşmelerimizde her renkten ismin kapısını çalmaya çalıştık.

Feminist yönetmen Tahmine Milani, İran Sineması‘nın en önemli renklerinden. İslam İnkılabı sırasında üniversitede olan Milani, dört yıllık kesinti sonrası girdiği mimarlık bölümünü bitirir. Ancak kendi ifadesiyle ‘aşk ile bağlı olduğu toprakların‘ sorunlarını ifade etmenin bir yöntemi olarak gördüğü sinemadan kendini uzak tutamaz. Devrim sonrası ilk kadın yardımcı yönetmen olma özelliğinin yanı sıra, İran Sineması‘na benzersiz tat katan kadın yönetmenlerin en önemlileri arasında. Uğruna hapis yattığı, filmleri yıllarca yasaklı kalan ve maddi sıkıntılar ile vazgeçmediği sinemada açtığı yolda yürüyenler çok fazla. Feminist nitelemesini yadırgamıyor. Fakat önemli bir şeyin altını çiziyor:

"İnkılap öncesi sinemamız şiddet ve cinsellikle kirlenmişti. İnkılap ile bundan kurtulduk ve sinema sanatı konusunda daha aydınlatıcı adımlar attık."

Tebrizli bir Azeri olan Milani, Ahmedinejad yönetimini çekinmeden eleştiriyor. Milani, sınırlamalara rağmen kadının İran Sineması‘nda bu denli var olabilmesini ise potansiyele bağlıyor.

Devrim sırasında üniversitedeydiniz. O dönemi ve sinemaya girme kararınızı anlatır mısınız?

Ailem eğitimliydi. Babam doktordu. Benim mühendis olmamı istiyorlardı. İnkılaptan önce sinema pek de içaçıcı durumda değildi. Kötü intibaı vardı. Bu yüzden de ailem mühendis ya da doktor olmamı istiyordu. Bense mimarlığı seçtim. 18 yaşımda üniversiteye başladım. 1 yıl sonra inkılap oldu. 4 yıl üniversiteler kapandı; kültürel değişim için. Bu süre zarfında Mesut Kimyai, Nasır Takvai gibi ünlü yönetmenlerle tanışma ve çalışma imkanı buldum. Bu sırada hem mimari okudum hem de yönetmen yardımcılığı yaptım. Sonra üniversiteler açıldığında yeniden okumaya başladım. Ben bu halka aşığım. İnsanlarla ilişki kurmayı seviyorum. Sinema, milyonlarca insanla ilişki kurmaya yol açıyor. Onlara söyleyeceklerim vardı. Bu yüzden sinemayı seçtim.

Özellikle kadınların sorunlarına eğiliyorsunuz. Feminist olarak addediliyorsunuz. Kendi sinemanızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Milani sinemasında orta tabaka kadınlar ağırlıklıdır. Sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel sorunları dile getiriyorum. Bu alanda çalışan aydınlar da var ama kadın konusuna pek eğilmiyorlar. Başkalarının dile getirmediği konuları dile getirmek adına bu alanda çalışıyorum.

İnkılap‘tan sonra zorluklar içerisinde burada kalmayı tercih ettiniz. Nasıl bir ruh hali ile kaldınız?

Gerçekten zor. Son yaptığım filmin yayını 4 yıl durduruldu. Devlet bana yardım da etmiyor. Eşimin maddi katkısıyla yapılmış bir film. Ben bu memlekete aşığım. Sorunlarını dile getirmek hoşuma gidiyor. Üstelik eşim Amerika‘da eğitim gördü, orada büyüdü. Ben de orada kaldım. Ama burayı seviyorum ve faydalı olduğuma inanıyorum.

Faydalı olma noktasından devam edelim; toplumsal olarak ne tür tepkiler alıyorsunuz?

Olumlu, olumsuz tepkiler var. Yarı geleneksel bir toplumumuz var. Bunlara rağmen filmlerim İran‘da çok tutulup, satılıyor. Yurt dışında çok ödül alıyor. Geleneksel kadınlar bile destek veriyor. Ama erkek egemen bir yapı da var ki, onlar karşı çıkıyor. Hatta eleştirmenlerin bir kısmı şöyle diyor: Milani‘nin ne yaptığı önemli değil. Sadece adına ve yaptığına gelenler var. Bu da büyük bir başarı. Geçen sürede de haklı olduğumu ortaya koyan gelişmeler oldu. "İki Kadın" filmini zorluklarla yaptım. Ama İran‘ın son yüzyılının en önemli eseri olarak tanımlandı. Hapiste de yattım ama yine de doğru bildiğimi söylüyorum.

Birçok ilke imza attınız. Sizin açtığınız yolda İran Sineması‘nda kadınların durumu nedir, şu an?

Ahmedinejad‘ın cumhurbaşkanlığı döneminde olumlu bir seyir izlemedi. Kabinesi de kadın muhalifi olanlardan oluşuyor. En verimli dönemim Hatemi dönemiydi; o dönemde cezaevine düşmüş olmama rağmen... İnkılap‘tan önceki döneme göre kadınların sinemada çalışma ortamı çok gelişti. Rahşan Beni İtimat gibi şahsiyetler önemli çalışmalar yapıyor. Bütün zorluklara rağmen kadınların durumu çok iyi.

‘Rağmenler‘e karşın kadınların çok rol almasını neye bağlıyorsunuz?

Toplumda bir altyapı vardı. Bunu önlemek de mümkün değil.

Birçok kesimin beklentisine rağmen inkılap sonrası sinema bitmedi. Sistemin bıraktığı bir alan mı var?

İnkılaptan sonra on yıl İran sineması erkeklerin hakimiyetindeydi. Hatta bazı filmlerde kadın figürü bile yoktu. İnkılaptan önce daha çok cinsellik ön planda olduğu için kadınlar piyasaya dahil olmuyordu. Aslında ben inkılaptan önce yönetmen yardımcılığı yaptım. Altyapım vardı. Özgüvenim de vardı. İnkılap bizi ortaya çıkardı diyemeyiz, bizim altyapımız vardı. Şöyle bir durum da var. İnkılaptan önce çocuklarını üniversite ortamından dolayı okutamayan insanlar, çocuklarını Azat Üniversitesi‘ne gönderdiler. Kızlar üniversitelere gitti. O dönemde kızlarını açık saçık olarak okula göndermekte çekinen insanlar şimdi daha rahat şekilde okula gönderme imkanı buldular. Yüzde 60‘ın üzerinde kızlar üniversiteye giriyor. İnkılap teorisyenlerinin istemediği bir durumdu bu.

Devrim sonrası ‘Yeni İran Sineması‘ diye bir olgu ortaya çıktı. Sanki sınırlamalarla oluşmuş gibi. Bu manzaraya nasıl bakıyorsunuz?

Sınırlama diye tanımlamak doğru değil. Ülkemizde bir savaş dönemi yaşandı, inkılap oldu. Bunların getirdiği bir ufuk açılması oldu. İnkılap öncesindeki cinsellik ve sertlik ortadan kalktı. Aydnların sahaya çıkması sağlandı. Eserlerde derinlik oluşmaya başladı. İktidara gelen her yönetim sanatçılarla uzaşmak istiyor. Sanatçıları kendi hedefleri doğrultusunda kullanmak istiyor. Bence sanatçılar yönetimleri eleştirmeli. Komünist, sosyalist, şah, mücahitler... kim olursa olsun sorunları dile getirmeli ve halkın hislerine tercüman olmalı.

Yeni İran sineması bunları yapabiliyor mu ve İran sinemasını dünya sinemasından ayıran şey nedir?

İran sineması birçok aşamayı katetti. Filmleri ikiye ayırabiliriz; İran‘da yapılanlarla festivaller için yapılanlar... İran toplumu Hindistan gibi çok fakir bir toplum değil. İki ayakkabı için koşan çocuklar yoktur burada (Mecid Mecidi‘nin, Oscar‘a aday olan filmi Cennetin Çocukları‘na atıfta bulunuyor). Belki bir köyde bir yerde vuku buluyordur ama geneli göstermez. Filmler festival için yapıldığından o tarafı ön plana çıkarmaya başlandı. İki Kadın filmim hem festivali önceleyen hem de İran toplumunu yansıtan bir filmdi. İran‘ın profesyonel film tarihi açısından birinci film seçildi.

Türkiye sinemasını takip edebiliyor musunuz?

Genel olarak tanıyorum sinemanızı. Dizilerinizi sevmiyorum ama. Benim büyük kız kardeşim aşıktı dizilerinize. Ama çok düşük seviyede işler. Yılmaz Güney burada çok sevildi. Yol filmi burada çok sattı. Şah kötü bir şey yaptı bizde. Şahlığın 2.500‘üncü yıl kutlaması yaptı, milyarlarca dolar harcadı. Bütün harcamalara rağmen birşey kalmadı. Ama Araplar, Hz Muhammed‘i (Çağrı‘yı yaptı). Müthiş bir eser olarak kaldı.

Muhabir: Haber Merkezi