Eleştirmenler, sinema gelişiminin en önemli itici unsurlarıdır. En önemli sinema kuramcıları aynı zamanda eleştirmendirler. Hatta Fransız Yeni Dalga sinemasını kuramcısı Andrey Bazin sinema ile ilgili olarak sadece yazdı. Kamera arkasına geçmedi. Dünyanın her yerinde olduğu gibi İran‘da da eleştirmenler, sektörü gözlem altında tutan ve yönlendiren mühim aktörler. İran seyahatimizde elbette sinema eleştirmenleriyle de görüştük. Sinema Eleştirmenleri Derneği Başkanvekili Keyvan Kesiriyan ve genç kadın eleştirmen Sahar Asrazad ile İran sinemasının özgünlüğünün sebeplerini ve şu anki durumunu konuştuk.
Sanatla uğraşan kişilerin ‘sansür‘ denen şeye sıcak bakması düşünülemez. İran‘da da durum böyle. Ancak bizim ‘dışarıdan‘ bakarak sansür dediğimiz ‘kısıtlamalar‘, Yeni İran Sineması‘nı şekillendiren bir yöntem olmuş, adeta. Ülkede sinemayla uğraşan herkesin hemfikir olduğu bir nokta var ki, İnkılap ile birlikte İran sineması cinsellik ve şiddet ‘belasından‘ kurtulmuş. Sanat açısından zorluk olarak nitelendirilebilecek kısıtlamalar, sanatçıların, sanat algılarını ve bakışlarını zorladıkları yöntem etkisi oluşturmuş.
İran‘ın genç kadın film eleştirmeni Asrazad:
Sınırlamalar, film kalitesini yükseltti
İran‘ın genç kadın eleştirmenlerinden olan Sahar Asrazad, on yıldır profosyenel olarak eleştirmenlik yapıyor. Azeri olan ve İstanbul Türkçesini gayet güzel kullanan Asrazad, Türkiye‘yi de yakından takip ediyor. Türkiye‘deki dizilerden şikayetçi. Çünkü sadece Arap ülkelerinde değil, İran‘da da Türkiye dizileri izleniyor. İslam İnkılabının İran sinemasına çok şey kattığını düşünen Asrazad, baskıların varlığının da atını çiziyor. Devlet ile sinema sektörü arasında karşılıklı güven ile bu baskıların azaltılması gerektiğini düşünen Sahar Asrazad, İran sinemasını özgünlüğünü, insanın zihnine ve ruhuna hitap edebilmesinde görüyor.
İran sinemasını diğer dünya sinemalarından farklı kılan nedir?
İran sineması ahlaki ve kültürel olarak farklı bir yapı ortaya koymuştur. Teknik açıdan İran geride olmasına rağmen eldeki imkânlarla çok özel filmler ortaya çıkarılıyor. Genellikle doğu sineması benzer özellikler taşıyor. Hollywood sineması dışındaki sinemalar teknik açıdan benzerlikler gösteriyor. Bollywood‘da da kendi kültürüyle ilgili sinema yapılıyor. Ancak Hollywood tarzına yönelik filmler de ortaya çıkıyor. İran‘da ise bu özgünlük korunuyor.
İnkılâptan sonra İran sinemasının bitmesi bekleniyordu. Ancak tam tersi oldu. İçeriden bir bakış olarak, İnkılâba ‘rağmen‘ mi bir sinema oluştu, yoksa kısıtlamalar ‘sayesinde‘ mi bir sinema dili ortaya çıktı?
İran‘da İnkılaptan önce film yapmak daha zordu. Bugün ise sahip olunan teknik, film yapmayı kolaşlaştırıyor. İnsanların ilgisi de yanı ölçüde artıyor. İnkılaptan sonraki kısıtlamaların film seviyesini artırdığı bir gerçek. Şiddet ve cinsellik içeren yapımlar çok fazlaydı. Şimdi ise kültürel ve düşünsel olarak daha dolu filmler yapılıyor. İnkılaptan önce bu tür filmler çok azdı. Politik filmler yapmak çok zordu.
İnkılabın kısıtlamaları sinemaya olumlu mu yansıdı?
Evet, öyle oldu. Devrimden önce İran sinemasında olumlu filmler vardı ancak çok azdı. Şimdi ise sansürden dolayı yönetmenler daha özenli oluyor ve böylece de halk nezdinde filmlerin itibarı yüksek oluyor. Şu an İran sinemasındaki sansürün filmlere müdahale ettiği nokta sadece ahlaki unsurlarla ilgili.
Endüstriyel sinema ve sanat sineması ayrımını kabul ediyor musunuz?
Böyle bir ayrım doğrudur. İnsanların arzu ettiği gibi film yapabilmesi için sanat sineması kavramı gereklidir. Bu iki çeşit arasındaki ayrım ne kadar birbirine yakınsa o kadar iyidir.
Peki İran‘da bu yakınlık ne oranda?
Dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da fark çok. Gişede olan bazı filmler milyonlarca seyirci toplayabiliyor, sanat filmleri ise izleyici toplayamıyor.
İran sinemasının özgünlüğünü ne tür olgulara bağlıyorsunuz? İran‘da kadim geçmişi olan diğer sanat dallarının sinemanın gelişimine etkisi ne boyutta olmuştur?
İran‘daki kültür ve dini ögelerin etkisi çok büyüktür. Yönetmenler üzerinde de bu etki görülüyor. Dünyanın her yerinde yapılan filmler yerel kültürle etkilidir. Ama İran‘da bu oran üst düzeyde.
Sansür, İran sinemasını nasıl etkiliyor?
Herkes sansürün İran sinemasını olumsuz etkileyeceğini düşündü/düşünüyor. Ancak bence İnkılabın getirdiği sansür sayesinde sinemacılar daha titiz davranıyor ve bu şekilde özgün eserler ortaya çıkıyor. Hollywood, Bollywood ya da dünyanın birçok bölgesinde ilgi gören filmlere bakıyoruz. İnsanlara birşey öğretmiyorlar. İran filmleri ise insanları düşünmeye sevkeder. Bir şeyler öğretir ve zihni olarak etkiler. Sinema ilgili olan herkesi bu durum hassas olmaya sevkediyor. Özellikle senaristler filmle ilgili ince eleyip sık dokuyor ve böylece de izlenince unutulmayan filmler ortaya çıkıyor.
"Filmler halka bir şeyler" vermeli dediniz. Bu filmler genelde sanat sineması ürünleri. Ancak halka fazla ulaşmıyor, sanat filmleri. Burada kime daha büyük görev düşüyor; halka mı, filmi yapanlara mı?
Her iki tarafa da görev düşüyor. Filmi yapanlar, daha az izlenmeyi göze alacaklar. Filme gidenler de daha az eğlenmeyi, düşünmeyi hedefleyecek ve böylece gelişim sağlanacak. Filme müdahale eden politikacılar da filmi yapanlara ve seyirciye güvenmeli. Filmler üzerinde baskı da azalmalı.
30 yıl oldu devrimden bu yana. Bu güvenin oluşmasına dair durum nedir?
Bu güven çok az. Ve bu sinema için iyi değil. Baskıların artmasıyla beraber gişeye hitap eden filmer yapılıyor, insanları düşünmeye sevkedecek filmler değil. Böylece filmlerin kalitesi de düşüyor.
İran‘da ve İran sinemasında kadının yeri nedir?
İran‘da kadın olmanın zor yönleri var. Dışarıdaki zorluklar sinemaya da yansıyor. Dünyada da herşey erkekler için. Kadın belli bir çember içerisinde, bu çember içinden çıkmaları zor. İran‘da kadınların sinema ile uğraşmaları zor bir şey.
İran sineması kadınların sorunlarına yeterince yer verebiliyor mu?
Elbette. Ancak 10-15 yıl önce daha fazlaydı. Son dönemde kadınların sorunlarıyla ilgili filmlerin yapımı azaldı.
İran sineması bağımsızlaşıyor
Sinema Eleştirmenleri Derneği Başkanvekili Keyvan Kesiriyan, İran sinemasını en sağlıklı şekilde okuyan isimler arasında. İnkılap ile birlikte sinemanın kendine yepyeni bir mecra bulduğunu söyleyen Kesiriyan, köklerinden kopmayan bir toplumun evlatları olarak, İranlı yönetmenlerin (sansürün de etkisiyle) özgün eserler ortaya koyduğunu düşünüyor. Kesiriyan, İran sinemasının en önemli sıkıntılarından birisinin "korsan filmcilik" olduğunu belirtiyor.
İran sineması diye bir olgu var dünyada. Siz bunu nasıl tanımlıyorsunuz?
İran, İslam İnkılabı‘ndan sonra kendine özel şartlarını oluşturdu. İnkılaptan önceki seks ve şiddet, sinemada öne çıkan unsurlardı. İslam İnkılabından önceki ile sonraki sinemanın cazibe noktaları farklıdır. İnkılaptan sonra bir "kontrol altına alınma" vardı. Bu dönemde oluşan kontrol de olumlu sonuçlar doğurdu. Özellikle 20 yıllık süreç içerisinde sinemada bir takım bölümler oluştu. Sinemanın cazibe noktaları değişti. İnsan eksenli olmaya, insan ruhuna hitap etmeye başladı. Dolayısıyla muhtevada da insanın, toplumun isteğine yönelik şartlar başladı.
İnkılap sonrası şartlar İran sinemasını doğurdu diyebilir miyiz?
Yeni İran sinemasını doğurdu diyebiliriz. İnkılap öncesinde de İran sinemasında bir takım gelişmeler vardı. Ancak cinsellik ve ekonomik endişelerle oluşturulan bir pazar vardı. İnkılap sonrası şartlar, İran sinemasını daha izlenilir hale getirdi.
İnkılabın ilk 10 yılında kendini bulan iran sineması sonraki dönemde hem siyasi hem toplumsal değişimler yaşandı. Doğal olarak sinemada da muhteva değişti. Yeni yetenekler ve arayışlar ortaya çıktı. Bunlar da yeni gelişmelerin önünü açtı.
İnkılap öncesi sinemanın bugünkü sinemaya bir katkısı var mıydı?
İslam İnkılabından önce Mehruci, Kimyai, Beyzai, Hatemi, Takvai gibi isimler vardı. Bu isimler inkılaptan sonra da kendi alanlarını bırakmadı. Çünkü inkılap öncesi sinemadaki cinsellik ve şiddet usurlarını kullanmıyorlardı. Dolayısıyla sonrasında da çalışmalarına devam ettiler, kendi çizgilerini sürdürdüler.
İslam İnkılabından sonraki ilk on yıldaki sinemamızda özellikle ailelerin hoşuna giden muhtevalar vardı. Ağlamaklı, gözyaşı döktüren olan yapımlar toplumun hoşuna gidiyordu. Daha sonra komedi gibi olgular da sinemada yayıldı.
Peki sanat sineması kavramını kabul ediyor musunuz? Öyleyse, bu sinemanın toplumsal etkisini nasıl görüyorsunuz?
Sinema esasen sanattır, elbet. Ve sinema aynı zamanda bir sektördür de. İran sinema tarihi ile dünya sinema tarihi arasında bir farklılık var. İran sinemasına 1980‘li yıllardan sonra bakıyoruz ve bu şekilde sinemamızın genç olduğunu söylüyoruz. Bu 30 yıllık süreçte bir takım tecrübeler yaşandı. Son 10 yılda, edindiğimiz tecrübelerin doğrultusunda filmlere neler katılabileceğimizi öğrendik. Filmin içeriğini nasıl doldurabileceğimizi öğrenmeye başladık. Devletin kontrolü burada çok önemli. İslam İnkılabından bu yana maliyet ve içerik açısından bu kontrol önemliydi.
Sansür, İran sinemasını nasıl etkiledi?
Ben denetim ve kontrole karşıyım. Ancak devlet kontrolü yapıyorsa gereğini yerine getirmelidir. Bazı yönetmenler son dönemde İslam İnkılabından önce yapmak istedikleri şeyleri yapmaya çalışıyor. Mesela başörtüsünü ona göre kullanıyorlar.
Bu arada İran sineması ekonomik olarak bağımsızlık aşamasına girdi. Devlet desteği olmadan da film yapılabilir hale geldi. Sinemacıların kendilerini daha iyi ifade edebilmesi açısından bu önemli bir gelişmedir.
İran‘ın çok kadim bir medeniyet geçmişi var. Şiir, edebiyat ve müzik gibi. Bütün bu olguların İran sinemasının gelişimine etkisi ne düzeyde?
Elbette sanat bir bütündür. Her sanat dalının kendine has özellikleri olsa da bütün sanat dalları birbirini etkiler. Sinema için de böyledir. İran şiiri, edebiyatı, müziği, tarihi değerleri sinemayı mutlaka etkilemiştir.
Türkiye‘de de bir devrim yaşandı, İran‘da da. Şeklen İran‘daki devrim daha köklü oldu ama İran toplumu köklerinden kopmadı. Bunu nasıl okuyorsunuz?
İran‘daki İnkılap herşeyi değiştirdi. Tuğlaları üst üste koyarak yeni bir bina inşa etti. Türkiye ile mukayese dahi edilemez. Bu değişikliklere rağmen halk kendi kültüründe değişiklik olmasını istemedi. Rejimin ideolojisi değişti. Ancak halk kültürünü değiştirmedi.
İran sinemasına bir yerden sonra fazla iltimas gösterildiği yorumları yapılıyor. Kiyarüstemi‘nin Ten (10) filmi için bu tür yorumlar yapıldı. Buna katılır mısınız?
İran sinemasının gelişimine bakıldığında inişli çıkışlı bir tablo görülür. Ancak genel olarak göz yummayı gerektirecek bir durum olduğunu söyleyemeyiz.
İran sineması başka sinemalardan etkilenmiş midir?
İran sineması bir tecrübe ürünüdür. Kendine has dönemlerden geçti. Ve yine kendine özgü şartlarıyla tecrübesini de bütünleştirerek bir yorum ortaya çıkardı. Bu açıdan İran sinemasının herhangi bir sinemanın etkisi altında kaldığı söylenemez.
İran sinemasını en önemli isimleri kimlerdir, sizce?
Daryus Meyhruci‘yi saymadan geçmek mümkün değil. İran sonrası filmleri ile öncesini ayırmakla beraber Makhmelbaf önemli bir isimdir. Savaş filmleri alanında İbrahim Hatemikia öncü bir isimdir. Benzeri gibi birçok isim de sayılabilir.
Makhmalbaf‘ın değişimini nasıl yorumluyorsunuz?
Makhmelbaf‘ın İran‘da söyleyecek çok şeyi vardı. Ancak İran‘dan ayrıldıktan sonra söyleyecek bir sözü kalmadı. Dünyaya verecek mesajı yok artık. İran‘a verecek mesajları var, şu an onları veriyor. Zaten dünyaya mesaj verecek yeterlilikle de değil.



