Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, milletimizin "yüksek yargı neden milletin lehine tek karar vermez" yargısını haklı çıkardı. Başsavcılık, kanunsuz başörtüsü yasağının kaldırılmasına yönelik çalışmaları laikliğe aykırı buldu.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, başörtüsü yasağının kaldırılmasına ilişkin yapılan çalışmaların laiklik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürdü. Siyasi çevrelerin aksi yöndeki beyanlarının politik çıkara dayalı olduğunu iddia eden başsavcılık, yasağı ise başka dinlere mensup öğrenciler üzerinde baskı kurulmasını engelleyecek önlemler olarak değerlendirdi.
Laiklik ilkesi...
Gerçeklerin çarpıtıldığı açıklamada yasak savunularak şöyle denildi: "Gerek iç hukuk gerekse uluslararası hukuk boyutu ile incelenip değerlendirildiğinde; yüksek yargı organlarının kararlarında üniversite ve diğer eğitim ve öğretim kurumlarında türbanın din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma görmediğinin, laiklik ilkesiyle bağdaşmadığının açık ve tartışmasız bir biçimde vurgulandığı görülmektedir" denildi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, başörtüsü yasağının kaldırılmasına ilişkin yapılan çalışmaların laiklik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürdü. Siyasi çevrelerin aksi yöndeki beyanlarının politik çıkara dayalı olduğunu iddia eden başsavcılık, yasağı ise başka dinlere mensup öğrenciler üzerinde baskı kurulmasını engelleyecek önlemler olarak değerlendirdi. Başsavcılık, "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, siyasi partilerin eylemlerini, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olup olmadığı yönünden soruşturmakla görevli ve yetkilidir." dedi.
"Anayasanın 11. maddesinde Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olarak tanımlanması ve yasaların Anayasaya aykırı olamayacağının vurgulanması, 153. maddesinin son fıkrasında Anayasa Mahkemesi‘nin kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağının öngörülmesi, 138. maddesinin son fıkrasında ise yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunun, bu organlar ile idarenin, mahkeme kararlarını değiştiremeyeceğinin ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceğinin açıkça hükme bağlanması hukuk devleti ilkesinin gereği ve sonucudur.
Dinsel inanç veya dinsel kurallarla doğrudan ilişki ve bağlantı kurularak yapılan düzenlemeler, hem devrim yasalarını, hem de laiklik ilkesini ilgilendirir. Yükseköğretim kurumlarındaki öğrencilerin giyimlerini düzenlerken türban kullanımına dinsel inanç nedeniyle geçerlilik tanımak, kamu hukuku alanındaki bir düzenlemeyi dinsel esaslara dayandırma suretiyle laiklik ilkesine aykırılık oluşturur."
Başka inanç gruplarına baskı oluşturur
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Dairesinin 29.6.2004 tarihli ve Büyük Dairenin 10.11.2005 tarihli kararlarında, türbanın yasaklanmasının ‘başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması‘ile ‘kamu üzeni ve güvenliğin sağlanması‘ bakımından demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir niteliğinde olduğunun kabul edildiğini savunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, mahkemenin 15.2.2001 tarihli kararında türban taktığı için ilköğretim kurumlarında öğretmenlik yapması engellenen öğretmenin başvurusunu reddederken, türbanın cinsiyetler arası eşitlik ilkesiyle bağdaşması güç olan dini bir simge olduğunu, buna izin verilmesinin diğer dinlerin giyim sembollerinin de kullanımını beraberinde getireceğini, okullarda devletin tarafsızlığını tehlikeye düşüreceğini ve yasaklamanın altında önemli bir kamu yararı bulunduğunu, sonuç olarak öğretim faaliyetinde başörtüsü takma yasağının başkalarının hak ve özgürlüklerinin, kamu güvenliğinin ve kamu düzeninin korunması amacıyla orantılı ve demokratik bir tedbir olduğunu ifade ettiğini aktardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin 3. Dairesinin 31.7.2001 ve Büyük Dairenin 13.2.2003 tarihli kararlarında da başörtüsü takma özgürlüğünün başkalarının hak ve Özgürlüklerinin, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması gereğiyle çatışması durumunda sınırlanabileceğini, laiklik ilkesine saygı gösterilmemesi şeklindeki bir tutumun sözleşmeden yararlanamayacağı, üniversitelerde çoğunluğa mensup dinin gereklerini yerine getirmeyen veya başka dinlere mensup öğrenciler üzerinde baskı kurulmasını engelleyecek önlemlerin sözleşmeye uygun olduğu, laik üniversitelerde çeşitli inançlara mensup öğrencilerin barış içinde bir arada yasamalarını ve dolayısıyla da kamu düzeni ve başkalarının inançlarının korunmasını teminen söz konusu dine ilişkin ritüel ve simgeleri sergilemenin yeri ve şeklini belirleme hususunda sınırlamalar öngörülebileceği kabul edildiğini dile getiren başsavcılık, "Gerek iç hukuk gerekse uluslararası hukuk boyutu ile incelenip değerlendirildiğinde; yüksek yargı organlarının kararlarında üniversite ve diğer eğitim ve öğretim kurumlarında türbanın din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma görmediğinin, laiklik ilkesiyle bağdaşmadığının açık ve tartışmasız bir biçimde vurgulandığı görülmektedir.
Hukuk devletinin gerçekleşmesini, demokratik kuralların yerleşmesini sağlayan yüksek yargı organlarının kararları karşısında; sözü edilen konuda siyasi çevrelerin aksi yöndeki beyanları, politik çıkara dayalı ve Devletimizin temel niteliklerinden olan hukuk devleti, laiklik ve eşitlik ilkeleri ile bağdaşmaz niteliktedir.



