Öyle insanlar vardır ki Peygamberimizin yaşadığı zamanda onunla birlikte yaşamak istediklerini söylerler. Ancak ilahi takdir gereği yaşaması gereken zaman diliminde yaşarlar. İnsan yaşadığı dönemde Allah ve Rasulunün emirlerine uyarak Müslümanca bir hayat sürerse kurtulur.

Şimdi aşağıda yaşanmiş bir olayı birlikte okuyalım.

Cübeyr b. Nüfeyr, babasından naklederek şunları anlatıyor.

Bir gün Mikdad b. Esved‘le oturuyorduk.

Bir adam geldi ve Mikdad b. Esved‘e: "Rasulüllah‘i gören şu iki göze ne mutlu! Allah‘a yemin ederim ki, senin gördüklerini görmeyi, senin şahit olduklarına şahit olmayı çok isterdim" dedi.

Onun hep iyi şeyler söylemesine hayret etmeye başlamıştım.

Sonra Mikdad o adama dönerek: "Sizleri, Allah‘ın yaşatmadığı bir zamanda yaşamak istemeye sevk eden nedir? O devirde yaşasaydınız Resulullah‘a karsı tavrınızın ne olacağını bilebilir miydiniz? Allah‘a yemin ederim ki Peygamber Efendimizi gören öyle kavimler vardı ki, Cenab-ı Allah kendilerini yüzükoyun cehenneme attı. Çünkü Allah Rasulünün davetini reddetmişler, O‘nu doğrulamamışlardı. Allah‘a hamd etmelisiniz ki O, sizi Rabbinizi tanır, Peygamberinizin getirdiklerini tasdik eder, başkalarının vasıtasıyla sizi (imansızlık) belasından kurtarır bir halde dünyaya getirdi!

Allah‘a yemin ederim ki, Peygamber Efendimiz öyle çetin bir zamanda gönderilmiştir ki, diğer Peygamberlerin hiç birisi o derece ağır bir ortamda gönderilmemişlerdir. Koyu bir dinsizlik ve cahiliyetin hüküm sürdüğü, insanların putlara tapmaktan daha üstün din tanımadıkları bir dönemde gönderilmiştir. Hak ile batılı ayıran Furkan‘ı getirmiş, baba ile oğlu birbirinden ayırmıştı. Öyle ki, bir kimse kalbine iman yerleşince babasını, çocuğunu yahut kardeşlerini kâfir olarak görebiliyordu. Çünkü o cehenneme giren kimsenin helak olduğunu çok iyi bilmekteydi. Ve en yakınının cehenneme gitmesine katiyen sevinmezdi. Bu mevzuda Allah(c.c) kullarına şöyle dua etmelerini emrediyordu. "Onlar: "Ey Rabbimiz, bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve çocuklar bağışla ve bizi muttakilere önder kıl."  derler." (Furkan: 74)

Önder olmak insanların İslam‘a dönmeleri için onlara rehberlik yapmaktır.

Peygamberimiz (s.a.v) ve Allah‘a davet yolunda karşılaştığı eziyetler

Allah(c.c) Peygamberimizi âlemlere rahmet olarak göndermiştir. O İslam‘ı insanlara tebliğ etmiştir. Başına gelen bela ve musibetlere sabretmiştir. Hiçbir eziyet onu yolundan geri döndürememiştir. Hangi şart altında olursa olsun O hep görevini yapmıştır. Kınayanın kınamasına aldırış etmemiştir. Katlandığı eziyetleri bize kendi lisanından dinleyelim.

Enes (r.a.)‘den rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Allah yolunda hiç kimseye, bana yapılan eziyet yapılmamış ve hiç kimse benim kadar baskıya maruz kalmamıştır. Öyle bir otuz gün, otuz gece geçirdim ki, ne benim ne de yanımda bulunan Bilal(r.a)‘in yiyecek bir şeyimiz yoktu. Bilal‘in yalnız omuzlarını örten bir gömleği vardı." (Kaynak: Muhtasar Hayatüs Sahabe)

Muhabir: Haber Merkezi