FAKİH anlatıyor: "Fakiri Ebû Cafer, Ebulkasım Ahmed b. Hanbel, Nusayr b. Yahya, Ebû Mutî, Hammad b. Seleme, Hamid, Abdullah b. Umeyr diyor ki: "Âdem (a.s.) Yüce Allah‘a hâlini şöyle arz etti:
- Yâ Rabbi! Sen bana İblis‘i musallat ettin; sataştırdın. Onun bana sataşmasına ancak Seninle engel olabiliyorum.
Buna karşılık Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
- "Senin soyundan gelecek her çocuğa, bir koruyucu melek vereceğim. Onu İblis‘in kötü telkinlerinden koruyacak; hattâ, kötü arkadaşlardan da koruyacak."
Âdem (a.s.) tekrar şu talepte bulundu:
- Yâ Rabbi, artır.
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
- "Bir iyiliğe on misli ecir verip artırırım. Kötülüğe bire bir yazarım; hattâ yok ederim."
Âdem (a.s.) tekrar şu talepte bulundu:
- Yâ Rabbi, daha da artır.
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
- "Ruh cesette bulunduğu sürece tevbe makbuldür."
Adem (a.s.) tekrar artırılmasını dileyince Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
- "...Ey nefislerini boşuna harcayan kullarım; Allah‘ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü o, günahları bağışlayandır. Merhamet sahibidir." (Zümer sûresi, âyet: 53) rivayetlerine inanılır kimseler, İbn Abbas‘tan naklen bana şöyle anlattılar:
- Resûlullah‘ın amcası Hz. Hamza‘nın katili Vahşî, Resûlullah‘a Mekke‘den şu mektubu yazdı:
- Müslüman olmak istiyorum. Ancak bu isteğime Kur‘ân‘dan sana gelen bir âyet engel oluyor. O âyet şudur:
- "İman edenler o kimselerdir ki; Allah‘tan başka bir İlâha ibadet edip yalvarmazlar. Hak için hariç; öldürülmesini Allah‘ın yasak ettiği kimseyi öldürmezler. Zina etmezler. Her kim bunları yaparsa cezaya çarpılmış olur." (Furkan sûresi, âyet: 68)
Bana gelince; sayılan günahların üçünü de işledim. Benim için bir tevbe yolu var mı?
Bunun üzerine şu âyet nazil oldu:
- "Ancak, tevbe eden ve iman edip de iyi işler yapan kimse müstesnadır; Çünkü bunların kötülüklerini Allah iyiliğe çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır. Rahimdir (çok merhametlidir)." (Furkan sûresi, âyet: 70)
Bu durum Vahşî‘ye yazıldı. Ama Vahşî tekrar yazdı:
- Bu âyette bir şart var ki; faydalı iştir. İyi iş yapmaya gücüm yeter mi, yetmez mi bilmiyorum.
Bunun üzerine şu âyet nazil oldu:
- "Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Onun dışında kalan günahları dilediği kimse için bağışlar..." (Nisa sûresi, âyet: 48)
Bu da Vahşî‘ye bildirilince şöyle yazdı:
- Bu âyette de bir şart var; bağışlanmanın arzu edilip edilmeyeceğidir.
Bunun üzerine şu âyet nâzil oldu:
- "De ki: Ey nefislerini boşuna harcayan kullarım! Allah‘ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlayandır, merhamet sahibidir." (Zümer sûresi, âyet: 53)
Bu âyet de Vahşî‘ye yazıldı. Onda bir şart görmedi. Medine‘ye geldi; müslüman oldu.
Halil b. Ahmed, İbn Muâz, Hüseyin Mervezî yolu ile bize ulaşan ve Abdullah b. Süfyan‘ın:
- Bu haberi, Muhammed b. Abdurrahman Selemi bana yazdı, diye anlattığı haber şöyledir:
- Ben Medine‘de Resûlullah‘ın ashabından bir cemaatle kaldım. Bir gün tevbe bahsi açılınca içlerinden biri şöyle dedi:
- Resûlullah‘tan şunu duydum:
- "Bir kimse, ölümünden yarım gün evvel tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul buyurur."
Dedim ki:
- Sen bunu Resûlullah‘tan dinledin mi?
- Evet, dinledim, dedi.
Bir başkası da şöyle anlattı:
- Ben de Resûlullah‘tan şöyle dinledim:
- "Bir kimse, ölümünden bir saat önce tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul buyurur."
Bir başkası da, Resûlullah‘ın şöyle buyurduğunu anlattı:
- "Bir kimse, can boğaza gelmeden önce tevbe ederse, Allah onun tevbesini kabul buyurur."
Muhammed b. FazI b. Ahnef, Muhammed b. Cafer, İbrahim b. Yusuf, Said b. Salim, Kaddah, Bişr b. Cebele, Abdülaziz b. İsmail, Muhammed b. Mutrif yolu ile gelen bir kutsî hadiste Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
- "Nedir bu âdemoğlunun hâli? Günah işler, Ben‘den bağış talebinde bulunur; onu bağışlarım. Durmaz; döner, yine günah işler. Yine bağış talebinde bulunur; tekrar bağışlarım.
Onun bu hâli nedir? Ne o ümitsizliğe düşer ne Ben bağışlamaktan bıkarım. Meleklerim, sizi şahit tutuyorum. Ben, o kulumu bağışladım."
Muhammed b. Fazl, Muhammed b. Cafer, İbrahim b. Yusuf, Ebû Muaviye, Ameş yolu ile bize ulaşan -arada bir kişinin nakli ile- Mugis b. Semmî‘nin şöyle dediği anlatılır:
- Bu ümmetten -yâni sizden- önce gelen ümmetlerden günahkâr biri yürüyordu. Hâlini düşündü. Boşa geçirdiği, kara günlerini hatırladı. Üç defa:
- Allahım beni bağışla! Merhametine sığındım, dedi.
Eceli de geldi; o hâl ile öldü. Allah onu bağışladı.
Muhammed b. Adan, Mekhûl‘den naklen anlatıyor:
- Bize ulaşan bir habere göre, İbrahim peygamber (semâ âlemlerine çıkacağı zaman) gözüne bir kul ilişti. Zina ediyordu. İlendi; Allah onu helak etti. Sonra bir başka kula gözü ilişti; o da hırsızlık ediyordu.
Ona da ilendi. Allah onu da helak etti.
Bunun üzerine Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
- "Kullarımı kendi hâline bırak. Çünkü yollarım üçtür:
a) Bana tevbe eder; tevbesini kabul ederim.
b) Onlardan Bana kulluk edecek nesil meydana getiririm.
c) Bir de nefsin isteklerine uyanlar; cehennem, bunların yeridir."
FAKİH anlatıyor:
- Bu durumdan anlaşılıyor ki, bir kimse tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul buyurur.
Durum anlatıldığı gibi olunca Allah‘ın rahmetinden ümit kesmek kula yakışmaz. Çünkü:
- "Allah‘ın rahmetinden ancak kâfirler ümitlerini keserler." (Yûsuf sûresi, âyet: 87)
Âyeti bu anlamda olup çok açıktır. Bir başka âyette ise şöyle buyurudu:
- "O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir." (Şûra sûresi, âyet: 25)
Akıllı kimse, her zaman Allah‘a tevbe eder. Günahlardan sakınır. Çünkü günahı bırakan, günah işlememiş gibi olur. Nitekim Hz. Ebû Bekir (r.a.) şöyle buyurdu:
- İstiğfar eden günahta ısrarlı sayılmaz. İsterse günde yetmiş defa günaha girsin.
Çünkü Resûlullah (s.a.v.)‘ın şöyle buyurduğu rivayet edilir:
- "Allah‘a yemin olsun ki, ben, günde yüz defa Allah‘a tevbe ederim."



