Güzel Günler programcısı, değerli sanatçı Şebnem Kısaparmak‘la Nedim Odabaş söyleşti. Van‘daki büyük depremden, Hakkâri‘deki 24 şehidimize, Türkiye‘deki işsizlikten, terör olaylarına, Türk televizyonlarındaki kadın programlarından, dizilere kadar birçok konudaki görüşünü Odabaş‘la paylaştı Kısaparmak. İşte, Nedim Odabaş‘ın Şebnem Kısaparmak‘la yaptığı söyleşi.
* Çok zor günlerden geçiyoruz. Yüreklerimiz yanıyor, Türkiye diken üstünde. Siz ekranların mesaj kaygısı olan programlarından birisini yapıyorsunuz. Türkiye‘nin bu kasvetli ortamı için ne yorum yapacaksınız?
Öncelikle, Van‘da meydana gelen deprem dolayısıyla yüreklerimize bir kez daha yangın düştü. Bu yürek yangını dolayısıyla tüm kederli ailelere başsağlığı diliyoruz, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. İki haftadır gerçekten Türkiye, bir vicdan sızısıyla imtihan ediliyor. Çukurca‘da meydana gelen saldırılar sonrasında ülkemizin her noktasına düşen evlat acısı dolayısıyla 72 milyon yaralı yüreğimiz var. Bizler programımıza başladığımızda Bitlis‘ten Güroymak‘tan şehit polis haberi geldi. Morallerimiz altüst oldu. Ertesi gün güne 24 şehit haberiyle uyandık. Ardından Van‘da meydana gelen depremle, bir kez daha sarsıldık. Gerçekten çok üzgünüz. Bu ülkenin en büyük iki sorunu var: Birincisi terör, ikincisi ise ekonomi, yani işsizlik. Bu terör olayları neden çözülemiyor? Neden bir şey yapılamıyor? Neden bu kadar çaresiz kalıyoruz? Burada çok sağduyulu, itidalli bir dönemden geçtiğimizi düşünüyorum ben. Burada iktidarıyla, muhalefetiyle, milletiyle Türkiye tek yürek olmalı. Hepimiz çözümün bir parçasıyız aslında. Her birey bu çözümün parçası. Hepimizin yapacağı bir şeyler var. Meclis‘te bu konuda siyaset yapılmayacaktır. Ben Meclis‘te de iktidar ve muhalefetin tek yürek olacağına dair inancımı koruyorum. Bu inancı taşıyorum. İnşallah bu birlik ve beraberlik içinde akıllı ve mantıklı kararlar alınacağını düşünüyorum.
* Güzel Günler programına başladınız. Ekranların sürekli kirletildiği, zihinlerimizin dönüştürülmeye çalışıldığı bir medya dünyasındayız. Özellikle öğleden sonraki kuşaklarda seyredilebilir nitelikte program bulabilmek çok zor. Bu bağlamda televizyon programcılığınızı anlatır mısınız?
Ben kadın programı yapıyorum ama kadın seyircisi olduğu kadar erkek izleyicisi de olan bir formata sahibim. Daha doğrusu bir aile programı yapıyorum ben. Kadın programı olarak düşünmemek lazım. Benim programım içinde, asker var, cezaevlerindeki kader mahkumları var. Dolayısıyla erkekleri de içine alan bir program. Şiirlerle, türkülerle hüzünlerimizi paylaşmaya çalışıyoruz, onlara moral vermeye çalışıyoruz. Bir taraftan da halaylarla, horonlarla, zeybeklerle, Anadolu‘nun çeşitli renkleriyle kültürüyle de Anadolu‘nun sesini tekrar halka yansıtmaya çalışıyoruz. Yani Anadolu‘dan beslenip Anadolu‘ya seslenen bir yanımız var. Televizyon programlarına baktığınızda çok fazla Anadolu‘nun sesini duymuyoruz açıkçası. Bir bağlama sesi duyamıyoruz, türkü duyamıyoruz. Şiir çok fazla yer almıyor programlarda. Ama halkımızın bunun özlemi içinde olduğunu biliyoruz. Halkın buna büyük bir desteği var. Zaten Allah‘a çok şükür reytinglerde bunu gösteriyor. Programın ilk haftası olmasına rağmen, halkımız seviyor, İnşallah daha güzel günlere, daha iyi günlere hep beraber gideceğimizi umut ediyorum. Biraz önce söylemiştim, terör ve işsizlik Türkiye‘nin en büyük problemlerinden biri ama bir problemimiz daha var. Türkiye‘yi iki şeyle vurmaya çalışıyorlar, bir terör, iki ailelerin altına bomba koyuyorlar.
* Ahlâk tahribatı yani
Elbette... Ahlâk tahribatı. Kadın programlarına baktığımızda, ben şunu görüyorum, izleyicide şöyle bir şey var: "Aaaa... Çok normalmiş ya. Ben yapıyorum ama bu da yapıyormuş" diyorlar. Ahlâksızlığı pompalayan türde programlar olduğunu görüyorum. Ben bu programların ekranlara gelmesinden yana değilim. Bu kadar cinayet, vahşet... Şiddet toplumu haline geldik. Çok açık söyleyeyim, toplumumuz şiddeti seyrediyor. Şiddete bakıyoruz. Ben şahsım adına beş dakika tahammül edemiyorum, ama bunu görüyoruz. Neden Türkiye boş şeylere prim veriyor, anlamış değilim? Bol reytingli bir programa imza atmışız biz Allah‘a şükür. Bilinçli bir kitle var bu tamam. Bir taraftan da kendini şaşırmış bir kitle var, şiddetin eşiğinde, ahlâksızlık yayan programları sırf içini rahatlatmak için, vicdanını rahatlatmak için izleyen bir kitle var.
* Yeri gelmişken bu kültürün dizi kültürüyle de hayatımıza girdiği akşam kuşaklarına ne diyeceksiniz?
Kesinlikle. Bu bir dijital afyon gibi. Her gece biraz daha verelim, damardan damardan Türk halkına. Gerçekten çok değişik hayatlar var. Biz ana babamızın yaşadığı hayatları görmüyoruz ekranlarda. Bize bazen diyorlar ki; "Evliliğiniz çok güzel gidiyor, neden?" Biz annemizin, babamızın yaşadığı evliliği gördük. Otu çekip köküne bakacaksın derler ya, biz onu sürdürüyoruz, bunu devam ettiriyoruz. Bugün dizilere baktığımızda; "Allah Allah ne hayatlar varmış" diyesiniz geliyor. Biz diyoruz ki; "Annemiz, babamız bizi pamuklar içinde sarıp sarmalayarak büyütmüş." Bizim yanımızda boşanma gibi şeyler konuşulmazdı mesela. Ayıptı bunları gündeme getirmek. Bugün Türkiye‘de neredeyse evlenenden daha fazla boşanan var. Ekranlardan eğlendirirken düşündürmek, hüznü paylaşmak, birlikte ağlamak, birlikte gülmek benim programım. Bence hep doğruyu vermek lazım. Bir insana inancı yoksa; "Hep kötüyü mü gösterirsiniz?" Sen inançlı olursan böyle olursun, hayatın değişir, daha rahatlarsın, dersin. Biz kötüyü göstererek insanları iyiye götüremeyiz ki? Daha ne kadar toplumun buna tahammülü var.
* İtibarlı, saygın, yaygın bir programcılık anlayışını kastediyorsunuz?
Evet... Reyting almak çok kolay. Reytingin nasıl alınacağını çok iyi bilirim. Ama önemli olan saygın ve yaygın olabilmek. İtibar çok önemli. İnsanın şerefidir, namusudur. Siz kendinizi korumak zorundasınız, adınızı, markanızı. O kadar kolay ki, bir gün çık, tavan reytingi al. Yap bir şeyler, ama biz Allah‘a şükür, bunu yapmadık. Kaliteyle de reyting alınabilir. Bu oldu.





