Türkiye‘nin ilk savaş muhabirlerinden 75 yaşındaki Ergin Konuksever, savaş muhabirliği için peşin peşin ölümü kabul etmek gerektiğini belirterek, ‘‘Bu işi yapacak olan adam, bütün riskleri kabul eder. Bu iş başka türlü olmaz‘‘ dedi. Konuksever, savaş muhabirliğine ilk kez eşkıya takibi ile başladığını belirterek, ‘‘O zaman Siirt tarafında ‘Hakimo‘, ‘Hamido‘, ‘Tilki Selim‘ gibi eşkıyalar vardı. Bu eşkıyalar için oraya özel olarak bir komando taburu yollandı. Ben de o taburla beraber gittim. 1959‘da askerden döndükten sonra askerlikten tanıdığım taburların yanına tekrar gitmeye başladım ve savaş muhabirliği de bu şekilde başladı‘‘ dedi.
2 ateş arasında kaldığımı sandım
Daha sonraki yıllarda El Fetih Hareketi‘ne, Birinci ve İkinci Körfez Savaşları‘na ve Kıbrıs Barış Harekatı‘na gittiğini anlatan Konuksever, İkinci Kıbrıs Barış Harekatı‘nın birinci gününde, gazeteciler Adem Yavuz ve Cengiz Kapkın ile birlikte bir tanka binerek harekata katıldıklarını, çektiği fotoğrafların filmlerini İstanbul‘a ulaştırmak için Kıbrıs‘tan Adana‘ya kalkacak helikoptere yetişmek için bindiği minibüse makineli tüfekle ateş açılması sonucu yaralandığını anlattı. Bu sırada Türk askerlerinin de kendilerini koruma amaçlı karşı tarafa ateş açtığını ifade eden Konuksever, şunları kaydetti:‘‘Dönüp de Türk tarafına gitsem kurtulacağım ama 2 ateş arasında kaldığımı sandım. Rum askeri beni çağırdı. ‘Sen arkadaşlarını git al‘ dedi. Gittim onları da aldım. Sonra o çocuk elinde bir havluyla geldi. Cengiz‘e yarama bastırması için verdi. Sonra ‘Ben de gazeteciyim ama ne yazık ki şimdi düşmanız‘ dedi. Benim 3 fotoğraf makinemi, objektiflerimi ve filmlerimi aldı. Saatlerce yaralı bekledim. Sonra bizi zırhlı bir araçla bir askeri karargaha götürdüler. Orada da saatlerce bekledim. Sonra hastaneye geldik. Orada Cengiz ve Adem ile vedalaştım. Beni sedyeye aldıklarında birçok hasta bakıcı, hemşire etrafımı sardı. Bir kısmı beni yumrukluyor ‘Pis Türk‘ diye hakaret ediyordu. Sonra da o doktor geldi. O bana vuranların hepsini dağıttı.‘‘




