Reklamı Kapat

Somut tarih sempozyumu

Somut tarih sempozyumu

Tarihçi yazar Necdet Sakaoğlu, Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi‘nde düzenlenen Uluslararası Diyarbakır Surları Sempozyumu‘nda yaptığı konuşmada, Vakidi adlı Arap tarihçiye ait bin 200 sayfalık bir yazma eserden Diyarbakır‘ın fethini çıkardığını belirterek şu bilgileri verdi: "Kent hicretten 27 yıl sonra kuşatılmış ve 5 aylık bir kuşatma sonunda alınmış. Büyük İslam komutanı Halit Bin Velid‘in 80 mücahitle bir su deliğinden şehre girip içeride bir panik oluşturmak suretiyle kapılardan birini açıp ve dışarıdaki İyaz Bin Ganem‘in süvari ordusunu içeri alarak kentin fethini sağlamıştır" dedi.

diyarbakır Valisi Mustafa Toprak; "Nasıl ki Özgürlük Abidesi olmadan Newyork, Eyfel Kulesi olmadan Paris, Kolezyum olmadan Roma düşünülemezse, surlar olmadan da Diyarbakır asla düşünülemez" diye konuştu. Toprak, Dicle Üniversitesi (DÜ) Kongre Merkezi‘nde düzenlenen Uluslararası Diyarbakır Surları Sempozyumu‘nun açılışında yaptığı konuşmada, şehirlerin insanların yaşadığı, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler kurduğu yerler olarak tanımlandığını söyledi. Bir kenti diğerlerinden farklı kılan şeyin, ona özgünlük katan tarihi kültürel mirası, doğal güzellikleri ve mimarisi olduğunu vurgulayan Toprak; "Bu değerler zamanla o şehirlerin sembolü haline gelirler. Hatta bu semboller bazen şehirlerin bile önüne geçerler.

Nasıl ki Özgürlük Abidesi olmadan Newyork, Eyfel Kulesi olmadan Paris, Kolezyum olmadan Roma düşünülemezse surlar olmadan da Diyarbakır asla düşünülemez. Kaldı ki Diyarbakır Surları bu eserlerin hepsinden gerek tarihi gerek eşsiz mimarisi ve insani değerleriyle çok daha önemli bir eser ve mimari bir başyapıttır" dedi.

GÖÇLERİ YÖNETEMEYEN BİR TOPLUM

Diyarbakır Surları‘nın tam olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığının bilinmediğini, üzerinde, kentte yaşamış bütün medeniyetlerin imzasını taşıdığını anımsatan Toprak, gelip geçen her medeniyetin kendinden bir iz bıraktığını kaydetti. Toprak, göçün iyi bir şekilde yönlendirilemediğini belirterek; "Göçleri yönetemeyen bir toplumun şüphesiz ki onun doğuracağı sonuçlara da katlanması kaçınılmazdır. Maalesef surlarımız da bundan nasibini almış, çarpık kentleşme neticesinde görselliğini kısmen kaybetmiştir" diye konuştu.

Diyarbakır Surları‘nın yeniden görkemli günlerine geri dönmesi için önemli çalışmalar başlatıldığını anımsatan Toprak, başta Cumhurbaşkanlığı ve Kültür Bakanlığı katkılarıyla yürütülen çalışmaların yavaş yavaş yerel yönetimlerin de katkısıyla meyvelerini vermeye başladığını dile getirdi. Toprak, uygulanan projeler sayesinde Diyarbakır‘ın bir turizm şantiyesine dönüştüğünü ve yapılan işlerin tamamlanmasıyla kentin adeta bir müze şehri olma statüsüne kavuşacağını belirterek, DÜ tarafından düzenlenen birçok etkinlik sayesinde kent ve özellikle surlara dair önemli bir farkındalık oluştuğunu bildirdi.

DÜŞMANI YILDIRAN SURLARI BİRAZ HALLETTİK

Sempozyumda konuşan ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen ise toplumsal tarih ve ilişkilere bakmadan onun ucundaki sonuçlara bakmanın kendilerini sağlıklı bir yere götüremeyeceğinin altını çizdi. Prof. Dr. Metin Sözen, şunları söyledi: "Tarihsel bilinç konusunda dünyadaki ve bizdeki zamanla gelişmenin, teknolojik, bilimsel büyümenin, toprakların, aklın ve kültürel mirasın da birlikte büyümesi anlamına gelmediğini gördük.

Bu değerler farklı bakmamızı, farklı davranmamızı, farklı beraberlikleri bir araya getirmemizi gerektiriyor. Bugün toplantı konumuz bir sur değil; bir aklın, egemenliğin, bir karşı görüşün, yan görüşün, bir düşmanın, içindeki dostun, beraberce hayran kaldığı insanlık tarihini, mimarlık tarihinin ve aklın tarihinin simgelerini taşıdığı bir kültürel varlıkla ilgili karşı karşıya geliyoruz. Burayı yapan insanlar zaten içindeki büyüklüğü, uygarlığı, bilinci ve bilimi yaptıkları için bu surlar var. O bakımdan surları yalnız ayakta tutma, geleceğe taşıma, bir kültürel varlık, korumamız gereken diyerek baktığınız zaman yanlış yapıyorsunuz demektir.

Savunma yapıları, iki şeyin karşılıklı savunulduğu bir yerdir. Biri düşmanın girmemesi, ikinci düşmanın girmesi anlamının ortasında bittiği yerde başlayan yeni bir uygarlık, yeni bir beraberlik, yeni bir dönüm noktasının unsurlarıdır" dedi. Sözen, dünyada ve Türkiye‘de uygarlık mirasının korunması olmazsa olmaz gibi görünmesine rağmen üçüncü bir bakış, uzmanlığın ötesine çıkan toplumsal bir büyüklük iç içe geçmedikçe, üniversitelerin restorasyon kürsüleri dahil bütün bunların hepsi, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın da bir araya gelmesiyle kültürel mirasın korunamayacağını savundu.

Kesimleri bir araya getirmeden, toplumsal tarihi tarafsız yazmadan, onun uygarlık ürünlerini, onunla bağdaştırarak somut sonuç olarak göstermedikçe tarih kitaplarının yazılamayacağını anlatan Sözen, şöyle devam etti: "Dünya artık uygarlık tarihini, kendi tarihini öne çıkaran bir tarih anlayışıyla asla yazmamalıdır. AB, birlikte olmaya çalıştığı halde hâlâ kendine dönük taraflarıyla öne çıkma isteğiyle birlik olamamaktadır. Birlik olmak; uygarlık birleşmesidir, bilinçtir, üniversitedeki çocuklarımızı geldiği gibi gitmeyen, dünyaya açık yetiştirme eylemidir. Bu surlar çekişmeyle, bilim insanlarının karşılıklı 300 alternatif geliştirmesiyle korunamayacaktır. Bir noktada birleşmek, o noktanın doğrularını çektikten sonra, somut örneğini de önce Diyarbakır, Türkiye ve dünya halkına gösterdikten sonra korunacaktır.

Önce yaptığımızı kendimiz ve ülkemiz için yapmalıyız. O yüzden Diyarbakır başta olmak üzere, merkezi hükümet, bütün kurum ve kuruluşlar Diyarbakır surları ve içindeki sanatsal merkezleri, artık dünya kültürünün parçası olduğunu kanıtlayacak bir yolun ortak paydasında buluşmak zorunda. Bu bir bütçe ve kaynak sorunu değildir. Kaynağını kötü kullanan çok yer olduğunu biliyorum. Biz kaynaksız, akla dayanarak çok yer kurtardık Türkiye‘de. Ama paraları ile rezil olan kurumları da gördük" diye konuştu.

BİRÇOK MEDENİYETE BEŞİKLİK ETMİŞTİR

DÜ Rektörü Ayşegül Jale Saraç da, üniversite olarak üzerlerine düşeni her zaman yaptıklarını kaydederek, surlarla ve kültürel mirasla ilgili çalışmalarda destek olduklarını söyledi. Saraç, üniversite olarak bu tür çalışmaların artmasını umut ettiklerini, tüm dinamiklerin Diyarbakır‘daki tarih ve kültüre sahip çıkması gerektiğini dile getirdi. DÜ Mimarlık Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zülküf Güneli ise, antik dönemlerden beri birçok medeniyete beşiklik eden Diyarbakır Suriçi dokusunun onu çevreleyen surlarla bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyledi.

Dünya Kültür Mirası sınıfına alınmayı hak edecek özelliklere sahip olan Diyarbakır Surları‘nın önemini ortaya çıkaracak bu tür girişimlerin, surların yüklendiği gizem ve mesajlarının aktarılmasına da olanak sağlayacağını belirten Güneli, şunları söyledi: "Antik dönemlerden beri birçok medeniyete beşiklik etmiş olan Diyarbakır Suriçi dokusu, onu çevreleyen surlarla bir bütün olarak ele alınması gerekiyor. Çünkü 5 bin yıl geçmişe sahip olan ve çeşitli aşamalardan geçerek günümüze gelen Suriçi, eski kent dokusunu çevreleyen muhteşem surlarla birlikte, her dönemde dış etkenlerden korunarak bugüne kadar gelebilmiştir. Surlar, her türlü doğa şartlarına ve insan eliyle tahribatın acımasız etkisi altında kalmasına rağmen, yaklaşık yüzde 70 oranında ayakta kalmıştır" dedi.

HALİT BİN VELİD FETHETMİŞTİR

ÇEKÜL Yüksek Danışma Kurulu Üyesi tarihçi yazar Necdet Sakaoğlu da Vakidi adlı Arap tarihçiye ait bin 200 sayfalık bir yazma eserden Diyarbakır‘ın fethini çıkardığını belirtti. Vakidi‘nin 747 ile 823 yılları arasında yaşadığını ve Kitab‘ül Futuh adlı eserinde 20 sayfayı Diyarbakır‘ın fethine ayırdığı bilgisini veren Sakaoğlu, Diyarbakır‘ın fethinin 639 olarak bilinmesine rağmen kitapta farklı geçtiğine değinerek şunları söyledi: "Kitapta Diyarbakır‘ın fethi 649 olarak geçiyor. Belki Diyarbakır fetih tarihini düzeltmemiz gerekiyor. Kent hicretten 27 yıl sonra kuşatılmış ve 5 aylık bir kuşatma sonunda alınmış.

Büyük İslam komutanı Halit Bin Velid‘in 80 mücahitle bir su deliğinden şehre girip içeride bir panik oluşturmak suretiyle kapılardan birini açıp ve dışarıdaki İyaz Bin Ganem‘in süvari ordusunu içeri alarak kentin fethini sağlamıştır" dedi. Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Parla da, Diyarbakır Surları‘nın gerçekten bir şeyler söylediğini, bu nedenle anlamak ve dinlemek gerektiğini dile getirdi. Fransa Paul Üniversitesi‘nden Martine Assenat de antik dönemde Diyarbakır‘ı anlattı. İstanbul Teknik Üniversitesi‘nden Prof. Dr. Metin Ahunbay da Diyarbakır Surları‘nın erken dönemine değindi. Erken dönemin 4. yüzyıldan 6. yüzyıla kadar geçen zamanı kapsadığını ifade eden Ahunbay, antik dönemde Diyarbakır‘ın Amida olarak anıldığını söyledi.

20 Nis 2012 - 21:51 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?