Reklamı Kapat

Rebi: "Muhalefetin İran tarafından yönlendirildiği iddiaları yalan"

Rebi: "Muhalefetin İran tarafından yönlendirildiği iddiaları yalan"

İSTANBUL - Stratejik Körfez ülkesi Bahreyn, Formula-1 otomobil yarışları öncesi ve sonrası yaşanan şiddet olaylarıyla yeniden dünya gündemine oturdu.

Arap Baharı rüzgarının geçen yıl 14 Şubat‘ta ulaştığı Bahreyn‘de hükümet, değişim talebiyle başlayan kitlesel protesto gösterilerini güç kullanarak bastırdı. Gösterilerin bastırılması için Suudi Arabistan‘ın başını çektiği diğer Körfez ülkelerinden askeri destek alınması, Batı‘nın Bahreyn yönetimini eleştirmekte ihtiyatlı davranması, herhangi bir yaptırım kararı ya da rejim değişikliği çağrısında bulunmaması, uluslararası toplumda tartışmalara yol açtı.

Uzmanlar, Bahreyn‘deki protesto gösterilerinin diğer ülkelerde tanık olunanlardan ayrı bir çizgide gelişmesinin, bu ülkenin Körfez‘deki stratejik konumu ve Batı ile yakın ilişkileri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Şiilerin çoğunluğu oluşturduğu Bahreyn‘deki gelişmeler, kendi topraklarındaki Şii nüfusun benzer taleplerle kitlesel gösteriler düzenleyeceğinden çekinen diğer Körfez ülkeleri tarafından yakından takip ediliyor.

ABD‘nin Körfez‘deki 5. filosuna ev sahipliği yapan ve tarihi boyunca İngiltere ile yakın ilişkileri bulunan Bahreyn, uluslararası ilişkileri nedeniyle küresel bir nüfuz mücadelesi alanında yer alıyor.

-Muhalifler "meşruti monarşi" istiyor-

Başını Milli İslami İttifak El Vifak Cemiyeti‘nin çektiği en büyük Şii muhalefet bloku, atanmış değil, adil seçimler sonucunda seçilmiş, parlamentoya karşı sorumlu bir hükümet, başka bir ifadeyle "meşruti monarşi" talep ediyor.

İran hükümeti, muhaliflerin taleplerine güçlü destek verirken, muhalefete doğrudan müdahil olduğu suçlamalarını ise reddediyor. İran‘ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, geçen ay Bahreyn‘deki şiddet olaylarını değerlendirdiği konuşmasında, olaylarla herhangi bir ilgilerinin olmadığını vurgularken, "Eğer müdahil olsaydık, durum böyle olmazdı" ifadesini kullandı. Hamaney‘in bu sözü, İran‘ın bölgedeki nüfuzunun bir işareti olarak da yorumlanırken, Bahreyn ile İran arasında yaşanan gerilim, iki ülkenin karşılıklı olarak büyükelçilerini geri çekmesiyle sonuçlandı. Eleştirilerini sürdüren Tahran yönetimi, gösterileri engellemek amacıyla Körfez İşbirliği Konseyi Yarımada Kalkanı Güçleri‘nin Bahreyn‘e girişine de sert tepki gösterdi.

Bahreyn Kralı Hamad bin İsa El Halife de Körfez‘deki nüfuzunu arttırmak için ülkesini basamak olarak kullandığı gerekçesiyle çatışmalardan İran‘ı sorumlu tuttu. El Halife, ayrıca muhaliflerin taleplerinin meşruiyetini tartışmaya açtı.

-Muhaliflere işkence yapılıyor-

Aralarında Uluslararası Af Örgütü‘nün de bulunduğu insan hakları kuruluşları, Bahreyn‘de muhaliflere yönelik geniş çaplı şiddet, baskı ve işkence uygulandığı yönünde raporlar hazırladı. Özellikle yaralı protestoculara yardım eden doktorların maruz kaldıkları baskılar, uluslararası kamuoyunda geniş yankı buldu.

Bahreyn yönetimi, uluslararası toplumdaki tepkileri yatıştırmak amacıyla, bazıları güvenlik güçlerinin gözetiminde olmak üzere 35 kişinin yaşamını yitirdiği olaylarla ilgili Bağımsız Soruşturma Komisyonu kurdu. Komisyonun 26 maddelik öneri listesinin uygulanacağını açıklayan yönetim, uluslararası toplumda sarsılan imajını düzeltmek amacıyla da İngiltere ve ABD‘deki halkla ilişkiler şirketleriyle milyonlarca dolarlık anlaşmalar imzaladı.

-Mezhep dengeleri değişir-

Bahreyn‘de Şiilerin yönetimi ele geçirmesinin, bölgedeki Şii-Sünni dengesini sonuçları öngörülemez biçimde değiştireceği belirtilirken, bu durumda İran yanlısı bir hükümetin KİK üyeliği aracılığıyla Suudi Arabistan ile ortak petrol kuyuları üzerinde denetim hakkı elde edecek olmasının da farklı boyutlarda stratejik sorunlara yol açacağı tahmin ediliyor.

Öte yandan iki ayı aşkın süredir açlık grevi yapan tutuklu insan hakları aktivisti Abdulhadi el Havaca‘nın durumunun, Bahreyn‘de yeni bir protesto dalgasını başlatabileceği belirtiliyor. Muhalifler, son haftalarda sağlık durumu kötüleşen Havaca‘nın serbest bırakılması için büyük gösteriler düzenlerken, aktivistin hayatını kaybetmesi halinde Bahreyn‘de bir kaos dalgasının patlak vereceği savunuluyor.

-600 sayfalık rapor-

Bahreyn‘in Ankara Büyükelçiliği Başkatibi Erva Hasan El Seyid, AA muhabirine yaptığı açıklamada, muhaliflerin mevcut hükümeti düşürerek bir İslam cumhuriyeti kurmayı amaçladığını, bunun için de şiddete başvurduklarını ileri sürdü. Göstericilerin amaçlarına ulaşmak için mezhep temelli söylemleri kullandığını savunan El Seyid, yönetimin, mezhep savaşı çıkarmak isteyenlere karşı, ulusal güvenliği sağlamak için olağanüstü hal kanunları çıkarttığını ama diğer yandan reform hareketlerine de başladığını söyledi.

Taleplerine karşılık vermek üzere hükümetin ulusal diyalog çağrısı yaptığını, ancak muhalefetin masaya oturmak istemediğini öne süren El Seyid, şunları belirtti:

‘‘Şiddet olaylarının soruşturulması için Bahreyn yönetimi bir uluslararası araştırma komisyonu kurulmasını talep etti. Prof. Mahmud Besyuni başkanlığında kurulan komisyon, Bahreyn‘de yaptığı üç aya yakın araştırmanın ardından 600 sayfalık bir rapor hazırladı. Hükümet raporda belirtilen 12 maddelik önerinin hepsini uygulamaya koyma sözü verdi. Hatta bu söz Bahreyn Kralı tarafından bizzat dillendirildi.‘‘

‘‘Elimizde Bahreyn muhalefetinin İran tarafından desteklendiğine ve Bahreyn olaylarına İran‘ın müdahil olduğuna dair somut deliller var, ancak güvenlik nedeni ile bunları açıklamıyoruz" diyen El Seyid, İranlı dini ve siyasi yöneticilerin her gün basın aracılığıyla Bahreyn muhalefetinin propagandasını yaptığını iddia etti.

Suudi Arabistan‘ın başını çektiği Körfez birliklerinin Bahreyn‘e girmesi konusuna da değinen El Seyid, "Bahreyn‘deki birlikler Suudi Arabistan birlikleri değil, bizim de üyesi olduğumuz, Körfez İşbirliği Konseyi‘nin (KİK) askerleridir. Tıpkı NATO üyesi olan ülkelere NATO ordusunun yardım etmesi gibi, KİK birlikleri de bizim talebimiz üzerine, güvenliğin sağlanması noktasında bize yardımcı olmaktadır‘‘ dedi.

Bahreyn‘de yaşanan olaylarla ilgili İran‘ın bakış açısı hakkında AA muhabirine telefonla bilgi veren İran Büyükelçiliği Basın Danışmanı Abdurrezzak Şekaki, "İran ilkesel olarak ne Körfez‘de ne de bölgede herhangi bir ülkenin içişlerine karışmayı uygun bulmaktadır. Bahreyn‘de yaşanan o ülkenin kendi iç sorunudur, İran‘ın buna müdahil olması söz konusu değildir" şeklinde konuştu.

Muhalefetin İran tarafından yönlendirildiğine ilişkin iddiaları yalanlayan Bahreyn İnsan Hakları Forumu Başkanı Yusuf Rebi, Bahreyn yönetimini bu tür iddialarla halk hareketini itibarsızlaştırmak istemekle suçladı. Rebi, ayrıca Formula yarışları öncesinde ve sonrasında yaşanan şiddet olaylarıyla muhalefetin bir ilgisinin bulunmadığını savunarak, "Hükümet, muhalefetin şiddete başvurduğu yönünde kamuoyu oluşturmak istemektedir. Bu yöndeki haberler doğru değildir. Evet, biz yarışların Bahreyn‘de olmasını istemedik. Çünkü hükümet işlediği insanlık suçlarını bu yolla örtmek istemektedir. Bu yarışa saygı duymakla birlikte, bu dikta rejiminin prestij vasıtası olmak istemiyoruz" ifadelerini kullandı.

- "Bakanların yarısı kraliyet ailesine mensup"-

Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Veysel Ayhan ise, Bahreyn‘de muhalefetin, hükümetin oluşturulması noktasında, seçilmişlerin belirleyici olmasını istediğine dikkati çekti.

Bakanların yarısının yönetimdeki El Halife ailesine mensup olduğunu, kraliyet ailesinin bürokrasinin de büyük bir bölümünü elinde tuttuğunu belirten Ayhan, bu nedenle El Halife ailesine karşı meclisten herhangi bir karar çıkartmanın mümkün olmadığını kaydetti.

2011‘de başlayan olaylar ile birlikte Bahreynli muhalifler ve hükümet arasındaki gerginliğin bir isyana dönüştüğünü kaydeden Ayhan, "Şii muhalefet de kendi arasında bölünmüş durumda. El Vifak hareketi siyasal sistem içinde reform talep ederken, El Hak hareketi gibi bloklar siyasal sistem içinde yer almıyor, El Halife ailesinin yönetimi bırakması ve demokratik bir yönetim sistemi talebinde bulunuyor" dedi.

Hükümetin politikalarının Şii muhalefeti radikalleştirdiğini ileri süren Ayhan, şöyle devam etti:

"Şu anda Abdullah El Havaca isimli insan hakları savunucusunun açlık grevi var. Bugün itibarı ile açlık grevinin 74‘üncü günü, Abdullah‘ın yaşama ihtimali çok zayıf ve hayatını yitirmesi demek Körfez Şiilerinin yeni bir Buazizi bulması demek. Abdullah‘ın yaşamını yitirmesi demek Körfez Şiiliğinin yeni bir döneme girmesi demek."

Bahreyn ve İran arasında tarihe dayanan ilişkiler olduğuna dikkati çeken Ayhan, "Bahreynli din adamları Kum‘da ve Necef‘te okuyor, sürekli Kum ve Necef‘e gidip geliyorlar. Gittiklerinde de siyasi meseleleri de müzakere ediyorlar" diye konuştu.

25 Nis 2012 - 10:39 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?