Edebiyatın en güçlü kalesi şiir: Az ve öz! Kelimelerle yokluğa, yok oluşa bir meydan okuyuş. Dile geldikçe ‘sarf edilen‘ kelimeler şiirle ‘saf edilir‘ ve anlam katar insan sözüne o eşsiz ahenkle. İlâhîdir bir bakıma şiir, Rahmanîdir. Edebiyat nasıl insanın varoluşa tutunma çabasıysa, şiir de bu çabanın gücüdür. Şiir sanattır, inançtır, imandır. Kelime oyunu değildir, lügat parçalamak değil. Şair nefsi için mütevazıdır, inancı için mütekebbir. Şairde büyüklük ve tevazu hassas bir terazide dengelidir. Fikri, inancı için yükselir şair halkın, insanlığın üstüne ve perde olur cehaletin, ataletin önüne. Kendi nefsi için değildir cesareti, Hak için, güzel için, sanat içindir şiddeti, kuvveti, hiddeti. Gerçek şairde lüzumsuz tevazu da olmaz, cahil küstahlığı da!

Şiir fikir için yazılmaz belki ama şüphesiz fikirsiz şiir olmaz. Estetik ve mânânın, fikir ve sanatın iç içe örüldüğü güçlü bir nefestir. Şiir sözün özüdür! Dolayısıyla kitabın ortasından konuşan şair etkileyici, anlamlı, kısa ve orijinal söz söyler. Yani cesurdur şair.

Şiir, şairi olgunlaştıran süreçtir. Kabiliyet pırıltısıyla yola düşer ve kelimelerin esaretinden kurtulup onların efendisi olur. Söze hükmedemedikçe kelimelerin canbazlığından kurtulamaz. Yoklukla mücadele ederken yok olmanın eşiğine gelir şair ve "burnu değer burnuna yokun!" Dipsiz kuyuya iner (düşmez!) ve ipsiz çıkar bu kuyudan.

Peki şair yoklukla mücadele ederken müteşair ne yapar? Kelimelerle oynuyor ve oyunu kaybediyor. Acı olanı bu mağlubiyetini zafer gibi ilan ediyor. En acısıysa çoğunu da inandırıyor şairliğine! Koyunun olmadığı yerde keçi çıkıyor sahneye. Tuhaf bir komedya.

Bugünün müteşairi yüksek bir fikre sahip değil. Şiiri çocuksu hezeyanlar kokuyor. Bu yüzden metinler sessiz, kokusuz ve ruhsuz. Serseri mayın gibi fikir kırıntıları, mesnetsiz, hedefsiz ve sonuçsuz! Uzun uzun cümleler, ne idüğü belirsiz kelimeler. Sayfalar sayfalar, içteki boşluğun gürültüsü. Müsveddeler eskiden yırtılırdı efendiler!

Ne kadar bilinmeyen kelime varsa metinde kullanmak ise bir marifet. Çirkin kadınlar makyaj yapar. Dile yerleşmemiş, kastedilen kavramın karşısında hafif ya da çirkin kaçan alternatif kelimeler (akıl yerine us, hatırlamak yerine anımsamak vs. gibi) kullanmak büyük bir buluş, harikulade bir üslup! Kelimeler heceleyerek yaratıcılığın sıfır noktasına ulaşma başarısı: Savaşıyorum, avaşıyorum, vaşıyorum, şıyorum, ıyorum, yorum, orum, rum, um, m.. Mmmmm, ne müthiş bir sanat! Ve tekrarlamaya utandığım daha nice şiir müsveddeleri. Savaşıyorum içimde şiir katliamıyla. Ateş ediyorum, bir çocuk bağırıyor: DIKŞINN! Gülüyorum onlar yüzünden kendime, şuursuzluğuma. Ve ben çalıyı dolaşıyorum, aklımda dedemin sözü, "Cahille ihtilat, itilaf doğurur!"

Müteşair yeri geliyor küstahlaşıyor. ‘Tanrının kaderini ben çiziyorum‘ diyor. Şair cesurdur, büyüktür, sözcüdür fakat en önemlisi edeplidir, ahlâklıdır. Duracağı yeri, hem de herkesten daha iyi bilir! Âlim cesur olur, bunlarınki cahil küstahlığı. Şair terbiyesiz değildir paşalar.

Yüksek bir ideolojisi, çilesi olmayanın, öteleri mesele edinmeyenin, büyük fikri olmaz. Fikri olmayanın da şiiri. Sanatın fikirle et-tırnak gibi olduğunu kabul etmeyene kapımız zaten kapalı. Bizim kapımız kapalı da çok kapılar açık müteşairlere. Dergilerde sayfalar dolusu şiir müsveddeleri, şiir gecelerinde sese gelen rezaletler. Şiirden anlamayan ağabeyler ablalar organizasyonlar yapıyor, biri çalıyor, diğeri oynuyor. Şairler utanıyor, kemikleri sızlıyor, ışıklı, yakamozlu gecelerde, süslü masalar önünde ‘şiir günleri‘ ve geceleri boyunca yaşanan rezalet yüzünden. Tavşan dağa küsmüş de, dağın haberi mi olmamış? Varsın öyle olsun!

Ve yıllar geçiyor şiirsiz. Yazılmamış, yazılamamış şiirlere küsüyor kelimeler, müteşairlerin küstahlığı yüzünden. Nerede o cesur şairler, uyanın uykunuzdan kurtarın kelimeleri müteşairlerin elinden! Çileniz olsun ve onu dile getirin ne olursunuz. Yeniden şiirin nefesini ense kökümüzde hissedelim. Çürük kokular sardı her bir yanı...

Muhabir: Haber Merkezi