Müslümanların yaşadığı eski Sovyet cumhuriyetlerinde, ülkemizde ve Afrika‘da olduğu gibi, Gürcistan‘da da misyonerlik çalışmalarıyla güçlü bir Hıristiyanlık propagandası yapılıyor.
Misyonerler cirit atıyor
Yaklaşık yüzde 80‘inin Müslüman olduğu belirtilen Acaristan‘ın başkenti Batum‘da yükselen değer olan Hıristiyanların sembolleriyle her köşe başında karşılaşabiliyorsunuz. Saakaşvili yönetimiyle birlikte tepelere, köy ve kasaba girişlerine ülkenin her yerine kocaman haç dikilmekte ve yeni kiliseler inşa edilmekte. Gürcü Hıristiyan bayanların hemen hemen hepsinin de boyunlarına haç taktığını, hatta bazılarının kolyelerinin çok abartılı olduğunu görüyorsunuz.
Öte yandan, Müslümanların yaşadığı eski Sovyet cumhuriyetlerinde, ülkemizde ve Afrika‘da olduğu gibi, Gürcistan‘da da misyonerlik çalışmalarıyla güçlü bir Hıristiyanlık propagandası yapılıyor. Yine yukarıda belirtmiş olduğum gibi, söz konusu bölgelerde olduğu gibi yoksulluk ve açlık dolayısıyla oluşan zaaftan yararlanarak, para vaatleriyle halkı Hıristiyanlaştırmaya çalışıyorlar. Propagandalarını ise; "siz aslında Hıristiyan‘dınız, Osmanlı sizi zorla Müslüman yaptı. Asıl dininize geri dönün" şeklindeki telkinler üzerine kuruyorlar. Bunda da medya etkili bir biçimde kullanıyorlar. Daha önce Dünya Gündemi‘nin dikkat çektiği gibi, Gürcistan geneline yayın yapan MZE, IMEDI ve RUSTAVİ-2 isimli TV kanallarından muhabirler, Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu‘daki köylerimize gelerek, halka yanıltıcı sorular sormakta, onlara Gürcü olduklarını söylettirmekte ve bu röportajları da kanallarında yayınlıyorlar. Sorulan sorularla; Gürcistan‘da yaptıkları gibi "Türkiye‘de yaşayan Gürcü halkının da Osmanlı İmparatorluğu döneminde zorla Müslümanlaştırıldığı" mesajını vermeye çalışıyorlar. Ve hala TV kanallarında; "Türkiye‘deki eski Gürcü yerleşim birimleri ile kiliselerin bakımsız ve korumasız durumda olduğu, tarihi yapıların depo, dükkan, hamam ve benzeri amaçlarla kullanılarak tahrip edildiği" yolunda yayınlar yapılıyor. Hatırlanacağı üzere Gürcistan Patriği II.İlia‘nın da; "Türkiye‘nin, Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi‘nde kullanılamaz halde bulunan Gürcü Kiliseleri‘ni restore etmek ve yenilerini de açarak faaliyete geçirmek istediklerini ve bunun Devlet Başkanı Saakasvili‘nin talimatı gereği olduğunu" belirten resmi beyanları da bulunuyor.
Müslümanlar dinlerinde özgür (!)
Sokakta karşılaştığım Müslüman kimliği taşıyan insanlar olsun, Kur‘an Kursu hocaları olsun, Acaristan Diyanet İşleri Başkanı olsun, kimsenin dini yaşamları konusunda herhangi bir baskı ile karşılaşmadığını, Müslüman kız çocuklarının başörtülü olarak okula gidebildiklerini söylüyorlardı. Ancak, bütün bu açıklamalara rağmen Gürcistan‘da bulunduğum süre içersinde hiç ezan sesi duymadım. Bu durumu sorduğumda, "Sadece ezanın köylerde sesli olarak okunduğu" cevabını verdiler. Bir Müslüman şehri olan Batum‘da ibadete açık bir tane camiye karşılık, altı tane kilise olması, kiliselerde çan çalarken, yönetimin izin vermemesi üzerine minareden ezan okunmaması, onlar her ne kadar itiraf etmese de Müslümanların dini özgürlüklerinin boyutunu çok iyi bir biçimde ortaya koyuyor, aslında.
Ahıska Türkleri nerede?
Ahıska Türkleri‘nin önde gelen isimlerinden biri Avukat İbrahim Gazigil‘e bu soruyu sorduğumda, "500 aile 1975‘te oraya gitti. Bunlar Gürcülüğü ve Hıristiyanlığı kabul ettikleri için kabul edildiler. Diğerleriyse bu şartı kabul etmedikleri için, Azerbaycan‘a ve diğer ülkelere geri gittiler. Aynı olay şu anda da yaşanıyor. Benim bildiğim üç aile var. Bunların nüfus kâğıdı ve pasaportunda Hıristiyan yazıyor" cevabını verdi.
Gürcistan‘a gitmeden önce, bu ülkedeki sosyal ve etnik yapıya ilişkin bilgi almak için kendisini telefonla aradığımda " Hele sen bir git, döndüğünde gözlemlerin ışığında konuşuruz" demişti, İbrahim Gazigil.
Avukat İbrahim Gazigil, Ahıska Türkleri‘nin önde gelen isimlerinden biri... Gürcistan dönüşü Ankara‘ya uğrayarak, sürgüne gönderilişleri, çileleri destanlaşan Ahıska Türkleri‘nden hiçbir kimseye bulunduğum bu süre içerisinde niçin rastlayamadığımı konunun uzmanı Gazigil‘e sorduğumda, "Bunun sebebini anlamak için geçmişe dönmek gerekir" diyerek anlatmaya başladı:
"1829‘da Osmanlı-Rus savaşından sonra bölge, Rus İmparatoru‘nun eline geçti. O dönemde şehrin nüfusu tamamıyla Türklerden oluşuyordu. Ama o tarihten sonra, orada sağ kalanlar Osmanlı ordusuyla birlikte Çorum, Tokat, Zile vb. geri çekildi. O bölgeye buradan, isyankâr Ermenileri götürdüler. Daha sonra devlete ihanet eden bu Ermeniler, Türklerin mallarına mülküne el koydular. Çeşitli haklar tanıyarak Rusların bölgeye Ermenileri yerleştirmesinin ardından I. Dünya Savaşı‘nda, yine aynı oyunlar oynandı. Yine Osmanlı yenildi.
O dönemde, bölgede 50-60 bin kadar Türk öldürüldü. Bu yalnızca Ermenilerin gerçekleştirdiği katliam gibi görünür, ama aslında Gürcülerin de bu katliamda rolü vardır. Ama Türkiye‘de bu gerçekten hiç söz edilmiyor. Tabii ortada bir psikolojik savaş var: Türkler Ermenileri, Ermeniler de Türkleri suçluyor. Eski Belediye Başkanı olan Ermeni Dr. Zorians, Ahıska‘da Ermenilere: "Elinde çapalarla savaşan Türkleri, İngilizlerin verdiği top ve tüfeklerle mi öldüreceksiniz? Sonra hamileri geldiğinde onlara ne cevap vereceksiniz" diyor. Ahılkelek‘te de aynı şeyi söylüyor ve "Müslümanlara, Türklere dokunmayın"diyor. Ahılkelek‘te bir şey yapamıyorlar, ama Ahıska‘da katliam yapıyorlar. Üç ay sonra Osmanlı ordusu talep üzerine Bakü‘ye giderken Ahıska‘ya da uğruyor. Gürcüler, Osmanlı ordusunu ikiyüzlü bir tavırla, sevinçle karşılıyorlar. Böylece yapılan katliamın anlaşılmamasını sağlıyorlar. Ordu da onlara dokunmuyor. Ama ordu Ahılkelek‘e geldiği zaman hesap soruyor. Osmanlı ordusu o bölgede 8 ay kadar kalıyor ve bir kısmı da Bakü‘ye gidiyor... Bu arada ortaya Gürcü Menşevikler çıkıyor. Bunlar, Türk ordusu çekildikten sonra Ardahan‘da, Kars‘ta şiddete yöneliyorlar. Bizim orduda da bunun sonucunda ‘Gürcü‘nün geçtiği yerde ot bitmez‘ şeklinde bir deyim türetiliyor ki, bu da yaşanan şiddeti çok güzel şekilde anlatmaktadır. Gürcüler insan öldürmüyor, ama köyleri yakıyor, hayvanları öldürüyor, evleri yıkıyorlardı. Bu vahşet karşısında Türkler savunmaya geçiyorlar. Çok az sayıda Türk, binlerce Gürcü‘yü dağda köşeye sıkıştıracak şekilde bir kahramanlık sergiliyor. Gürcüler, kaçmak zorunda kalıyorlar. Sonunda bölgeye Gürcü hükümeti geliyor. Türkiye ile anlaşma yapılıyor ve bölge Gürcülere kalıyor. 1927‘de yapılan anlaşmaya göre, orada yaşayan Türkler istedikleri zaman Türk topraklarına geçebilme hakkına sahip oluyor. Ama bazısı geçiyor, bazısı geçmiyor.
Ahıska‘ya giriş yasak
1927‘ye kadar gelen geliyor Türkiye‘ye, gelemeyen orada kalıyor. II. Dünya savaşı başladıktan sonra 15 Kasım 1944‘te bizimkiler de evlerinden sürülüyor, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan‘a çok zor şartlar altında sürgüne gidiyorlar. 1956‘ya kadar sürgün edilen herkes bir kasabadan başka bir kasabaya gidemiyor. 1956‘da, Komünist Partisi‘nin 20. kurultayında Kuruçev başa geçtiği zaman, diğer halklar istedikleri yere gidiyorlar. Türklere, Almanlara, Kırımlılara ve Korelilere geri dönme izni verilmiyor. Çeçen, İnguş, Karaçay, Balkar ve Kalmıklar geri geliyor. Sovyetler Birliği dönemine kadar bu böyle devam ediyor. Türklerin o bölgeye gitmesi yasak; sebebi de 1968‘de çıkan yasaya göre Türkler istedikleri yerde yaşayabilirler, ama belli bölgelere de giriş yasağı konmuştur. Ahıska‘yı da sınır bölgesi olarak belirledikleri için giriş yasak. O yüzden kimse gidemiyorlar oraya. "Burası Gürcü toprağı; başkası giremez," şeklinde düşünerek Türklere izin vermiyorlar. Şimdi Avrupa Birliği ise, buradan sürgün edilen Türklerin eski topraklarına yerleştirilmesi gerektiğini söylüyor"
"Gürcü hükümeti bu talebi kabul ediyor mu?"
Sesinin tonunu yükselterek "Gürcüler de bunu kabul ediyor, ama bir şartla. Oraya gelenler Gürcü ve Hıristiyan olduğunu kabul etmeliler. Bu şartlarını da hem devlet, hem de halk nezdinde açıkça söylüyorlar. "Bunu kabul ettikten sonra neden Ahıska‘ya gitsinler ki?" Gürcistan‘a herhangi bir yere yerleşmeye hakları olur o zaman zaten, diyorlar. Ama bu gerçekler Türkiye‘de bilinmiyor"
Gürcü hükümeti, Hıristiyan olmaya zorluyor
"Pekiyi eğer bu şartları kabul etmezlerse..."
Derin bir nefes alıyor. "Kesin olan şu ki; Gürcistan devleti, oraya gelecek herhangi bir milletten insanın Gürcü ve Hıristiyan olduğunu kabul etmesini istiyor ve bunun dışındaki hiçbir şeyi kabul etmiyor. Bu durum 2011‘de bitiyor. Süre sona eriyor. Şimdi bütün mesele buraya yerleşenlerin mevcut olup olmadığıdır. 500 aile 1975‘te oraya gitti. Bunlar Gürcülüğü ve Hıristiyanlığı kabul ettikleri için kabul edildiler. Diğerleriyse bu şartı kabul etmedikleri için, Azerbaycan‘a ve diğer ülkelere geri gittiler. Aynı olay şu anda da yaşanıyor. Benim bildiğim üç aile var. Bunların nüfus kâğıdı ve pasaportunda Hıristiyan yazıyor, ama tabii ki kalbinde ne olduğunu Allah bilir. Onun için orada resmi olarak Türk‘e rastlamak çok çok güçtür. Burada bu konu siyasete dönüşmüştür; herkes bu konuda bir oyun oynuyor" diyerek tepki dolu ifadeler kullandı.
Konuyu yavaş yavaş ülkeyi terk ettikleri söylenen Azeriler‘e getirerek, Gazigil‘den bu konudaki görüşlerini sordum. Çünkü görüştüğüm Azerilerin ifadeleri inandırıcılıktan uzak sözlerdi. Mesela, pazarcılık yaptığını söyleyen bir Azeri genci, "Ermeniler, Azeriler kardeşler. Aramızda hiçbir sorun yok..." Adeta Gürcistan‘da her şeyin mükemmel olduğunu ifade ediyor, çok abartılı sözler söylüyordu. Sanki bunları söylemek zorunda hissediyor, bazı endişeler taşıyordu. Bu gözlemlerimi işiten Gazıgil‘in yüz hatları yeniden geriliyor,"Gürcistan‘daki durum şudur: Azerbaycan ile sınır bölgelerinde çok sayıda Azeri yaşıyor. Eskiden Tiflis nüfusunun yüzde sekseni Azeriler‘den oluşuyordu. Bugünse orada tek tük Azeri‘ye rastlarsınız. Azerileri oradan yavaş yavaş çıkmak zorunda bırakıyorlar. Aslında Azeriler oranın yerlisi sayılırlar. Türk boyları orada bin seneden uzun bir süredir yaşamaktadırlar. Onlar topraklarından çıkmaya mahkûm edilirken kimse bir şey demiyor."
"Azeriler nereye göç ediyorlar?"
"Azerbaycan‘a ve Rusya‘ya gidiyorlar."
"Nasıl çıkmak zorunda bırakılıyorlar?"
"Mesela Gürcistan‘da özelleştirilmeye gidildi; topraklar şahıslara satılıyor, ama Azerilere satış yapmıyorlar. Satsalar bile verimsiz, sulak olmayan, işe yaramaz toprakları veriyorlar. Hatta çok daha ilginci, Türk ve Azeri televizyon kanallarını seyretmeye izin verilmiyor. Polis gördüğü zaman ceza yazıyor. Eskiden oradaki insanlarımız daha rahattı; şimdiyse çok daha fazla zorluk çekiyorlar" dedi.
"Emperyalistler, dünyanın her köşesinde olduğu gibi Gürcistan‘da da etnik ayrılıkları körükleyerek hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. ABD de demokrasi havariliği adı altında bunu yapıyor" diyerek ABD ve Rusya‘nın Gürcistan‘daki nüfuz mücadelesini de konuşmak istedim.
ABD‘nin Kafkasya‘da gücü kalmadı
Gazigil, "Gürcü nüfusunun yüzde ellisi bugün Rusya‘da yaşamaktadır. Artık Amerika‘nın Orta Asya ve Kafkaslar‘da gücü bitmiş durumdadır. Gürcistan‘da özelleştirilen alanların yüzde 80‘i Rusların elindedir. Enerji ve petrol ihtiyaçlarını Rusya‘dan karşılamaktadırlar. Rusya ve Gürcistan tarihinde de şöyle bir ilginç durum var: Osmanlı‘ya ait olan Ahıska‘yı Rusya savaşla aldı. Ama diğer yerleri Gürcüler kendi istekleriyle Rusya‘ya verdiler. Gürcüler, her zaman için Ruslara sadık kalmışlardır" diyerek sözlerini tamamladı.
Burada biz, "Gürcistan-Türkiye gerçeklerini" ortaya koyarken, Batı‘nın bölge ülkelerinin yakınlaşmasını sürekli engelleyen, gerginlik yaşamasını, kavga etmesini isteyen çabalarına katkıda bulunmak istemiyoruz. Ancak, bu gerçeklerin üzerinin kapanmasının doğru olmadığını, iki ülke ilişkilerinin gerçek dostluk zeminine oturtulması gerektiğini düşünüyoruz. Halkların birbirine hissettiği sıcaklığın ve dostluğun iki ülke arasında samimi olarak gerçekleşmesinden sadece ve sadece emperyalist güçler ve işbirlikçilerinin rahatsız olacağından kuşku yok...
Saakaşvili Gürcistan‘ın Türkiye‘den toprak talebi olmadığını açıklasın!
Kendisine Türk ve Gürcü yetkililerin "iki ülke dostluğu" konusunda yaptığı açıklamaları hatırlatınca, "Böyle bir şey yok. Bunlar palavra! İnsanlarımızı oradan sürekli göçe zorluyorlar. Ayrıca, 1945‘te Ermeniler ve Gürcüler farklı farklı taleplerde bulundular. Gürcülere de şimdi, "Türkiye‘den toprak talebinde bulunup bulunulmadıkları" sorulsa, buna "toprak talebimiz yok" diyemezler. Burada soruyorum: Eğer Gürcistan ve Saakaşvili Türkiye‘nin dostuysa, "Gürcistan‘ın Türkiye‘den herhangi bir toprak talebi yok" diye bir açıklama yapsın. Saakaşvili böyle bir açıklama yapmalıdır. Ama yapmaz. Öyleyse ne dostluğu Allah aşkına! Bizimkilerin, devlet olarak Ahıskalılardan faydalanması gerekir. Ama aksine, gidip Gürcülerden medet umuyorlar. Tarihi bilmeyen, siyasetten anlamayanlar, "Gürcüler bizim dostlarımızdır," diyorlar. Onca insanın öldürülmesi, onca kan akıtılmasını ne çabuk unuttular."
Sesinin tonunu daha da artırarak "Bir başka nokta da, Gürcü ırkçılığının Türkiye‘de hortlatılmaya çalışılmasıdır. Mesela Türkiye‘deki pek çok Gürcü çifte vatandaştır. Bu aslında Türkiye‘nin izni olmadan yapılamaz, ama Gürcistan bunu yapıyor ve kimsenin de bundan haberi yok. Buradan Gürcistan‘a giden bu insanlar, orada Türk vatandaşı muamelesi görüyorlar. Ayrıca, Gürcüler‘e Türk vatandaşlığı vermekle ne kazanmayı umuyoruz? İlerde Türkiye‘de birtakım haklar elde etmek isteyecekler. Ortada uzun vadeli siyasi oyunlar dönüyor. Bölgede, Türkiye‘ye karşı kullanabilecek bir toplum oluşturmak isteniyor " dedi.
"Boru hattı Ermenistan‘dan geçmeliydi"
Gazigil‘e "Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattını" soruyorum.
"Gürcistan‘ın enerji bakımından hiçbir zenginliği yok. Ama bizimkiler petrol boru hattını Gürcistan‘dan geçirip onlara büyük bir avantaj sağladılar. Bunu ABD talep etti, ama oynanan asıl oyun şudur: ABD bu talebi yaparken, en mantıklısının hattın Ermenistan‘dan geçmesi olduğunu söylemişti. Ama böyle olmadı. Şimdi bütün demiryolu ağını Gürcistan‘dan geçiriyorlar. Gürcüler çok zeki ve akıllılar. Ermenilerse çok daha cahiller. Bütün bunların yapılmasında Türkiye‘deki Gürcü lobisinin çok büyük bir rolü var. Bütün bunlar bilinçli olarak yapılıyor. Bana göre de bunun en mantıklı yolu Ermenistan rotasının takip edilmesiydi. Çünkü bu, Ermenistan‘ı köşeye sıkıştırmanın en kolay yoluydu. Soykırım safsatasından vazgeçmeleri, Karabağ işgalinden vazgeçmeleri gibi konularda bu hattı koz olarak kullanabilirdik. Bu fırsatı kaçırdık. Ermenistan da çok şey kaybetti, ama biz de geleceğimizi kaybettik. Şimdiki durumdaysa hiçbir şey kazanamadık."




