"Kürd Açılımı" konusunda "80 yılın molozunu iki günde kaldıramayacağımızı biliyor olmamız gerekir" diyen Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız, sıcak gelişmeleri değerlendirerek; "DTP için ‘yol ayrımı‘ yaklaşıyor" saptamasında bulunuyor. Ve yazısının sonunda gündeme ikinci defa düşen "imzâ"ya dair şu çarpıcı ifadeleri not düşüyor:
Kürd Açılımı" denilen süreç gölgelik ve ferah bir hıyâbanda akşamüzeri gezintisi değildir. Son derece engebeli bir arâzîde zahmetli bir ilerleyiş olacağı biliniyordu. 80 yılın molozunu iki günde kaldıramayacağımızı biliyor olmamız gerekir. Üstelik zâhiren engel gibi görünen bâzı gelişmelerin süreci hızlandırıcı etkileri de küçümsenmemelidir. Meselâ Hâbur‘dan üstelik kısmen üniformalı olarak giriş yapanlara gösterilen aşırı tezâhürat böyle birşey olabilir. Bunu hem "Türkler"e nisbet verme, onları aşağılama şeklinde ve hem de olaydan duyulan derin sevinç ve barış özleminin ifâdesi şeklinde değerlendirenler oldu. Muhtemelen her iki değerlendirmede de bir mikdar gerçek payı var. Ancak kesin olan bir husus varsa o da bu hâdisenin DTP içindeki "şâhinler" ve "güvercinler" arasındaki çelişkiyi daha da keskinleştirdiğidir. Eğer Ahmet Türk ve onun çevresindeki mûtediller duruma tam hâkim olsalardı pek taşkınlık da olmazdı sanıyorum.
Netîceten DTP için "yol ayrımı" yaklaşıyor. Ben îtidâl yanlılarının PKK‘nın "emirerleri" tarafından dışlanacağını ve henüz pek sesleri çıkamayan diğerleriyle berâber yeni bir politik formasyon oluşturacaklarını tahmîn ediyorum. Açılım devâm edip PKK‘nın elindeki bütün kozlar alındıkdan ve geriye sâdece bir "uyuşturucu çetesi" kaldıkdan sonra DTP‘nin ne olacağını ise merak dahî etmiyorum. Benden ırak, Cehennem‘e direk! Başbakanımızın "en baş" derken ne kasdetdiğini ise anlamadığımı îtirâf edeyim. Neresi o "en baş" acabâ? 1984 Ağustosu mu?
TSK‘nın gırtlağına kadar siyâset batağına saplanmış olmasını eleştirirken subay kadrolarından ezici bir çoğunluğun yasalara saygısını ve olanlardan duyduğu derin azâbı da hep vurgularım. Nitekim "ıslak imzâ" meselesini ortaya çıkaranın da yine vicdân sâhibi bir subay olması bunun en kuvvetli delillerinden biridir. Öte yandan bir avuç Yeniçeri kazıntısının binlerce kişilik düzgün ve şerefli bir kitleyi lekelediği de bir vâkıadır. Bir bardak içme suyuna iki damla çirkef akıtırsanız o temiz su çirkefi saflaştırmaz, aksi olur. Şimdi mesele "Şef General"in bu suyu nasıl arıtacağıdır. Çünki "şef" olarak sorumlu odur. Ya yakın çevresinde yenilen herzelerden haberi yokdu ki bir "şef" için acz vesîkasıdır. Ya da haberi vardı ki bunun ne anlama geldiğini yazmaya elim varmıyor... Generalite gazetelerin haberi veriş tarzını da "düşündürücü" bulmuş. Ben de "düşündürücü" buluyorum. Bâzılarının manşetden görmek yerine üzerine kürekle ölü toprağı serpme gayretlerini!





