Hayatını gramofonlara adayan İstanbul tarihi Kapalı Çarşı‘nın "gramofon baba"sı Mehmet Öztekin (70), uzun yıllardır Türkiye‘de bir gramofon müzesi kurulması hayaliyle yaşıyor.
Müzik kültürünün ilk basamaklarını oluşturan geçmiş yılların bu önemli teknolojisini gelecek kuşaklara tanıtmak amacıyla, plak ve gramofonlardan oluşan bir müzenin kurulması için uzun yıllardır mücadele eden Mehmet Öztekin, Türkiye‘nin de kültürel mirasına önemli katkı sağlayacağına inandığı bu hayalini hayata geçirecek desteği bekliyor. Öztekin, hayatının vazgeçilmez bir parçası haline geleceğinden habersiz, gramofonun büyülü dünyasıyla ilk kez 7 yaşındayken, babasının tamir dükkânında tanıştı. O zamanlar gramofon tamir etmenin kendisi için bir ekmek kapısı olacağını düşünmeyen Öztekin için bir döneme damgasını vuran bu eşsiz müzik aleti, 1990‘lı yıllardan sonra önem arz etti. Kapalı Çarşı‘da zaman içinde yeri değişen dükkânlarında yarım asırdır gramofon tamir ve imal eden Öztekin, birçok gramofon sergisi de açarak insanları bu büyülü dünyaya davet etti.
Başbakan da destek verdi
Müze hayalini anlatan Öztekin, geçen yıl davetli olarak gittiği Mardin‘de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bu müze konusunu görüştüğünü ve Başbakan Erdoğan‘ın böyle bir müzenin Mardin‘de kurulması için il valisine talimat verdiğini ifade etti. Gramofon konusunda üzerine düşen her görevi yerine getirdiğine inandığını dile getiren Öztekin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bana ‘gramofon baba‘ dedilerse boşuna değil, hakikaten gramofonlara babalık yapmışımdır, onların her türlü problemleriyle ilgilenmişimdir. Herkesin attığı, kurtulmaya çalıştığı gramofonları ben ayakta tutmaya çalıştım. Maddi ve manevi açıdan almam gerekeni aldım. Dünyanın her yerinde gramofon ve plakla ilgili müzeler var. Ben yıllardır bir müze kavgası veriyorum. Bir yıl önce Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan‘ın davetlisi olarak Mardin‘e gittim. Orada Başbakanımız ile yüz yüze konuşma imkânım oldu. Kendilerine bu müze konusunu ilettim ve olumlu baktı. Mardin‘de böyle bir müzenin kurulması için valiye talimat verdi, ancak bir yılda bu konuyla ilgili herhangi bir girişim olmadı. Tabii ki biliyorum Başbakanımızın başını kaşıyacak vakti yok." Öztekin, Mardin‘in, birtakım özellikleri olan bir şehir olduğunu, her dinden ve kültürden insanın bir arada yaşadığını, bundan dolayı gramofon müzesinin Mardin‘e yakışacağına inandığını dile getirdi. Müze kurmanın kolay bir iş olmadığını, müzenin ve müzede sergilenecek gramofonların ve plakların özelliklerinin olması gerektiğini belirten Öztekin; "Benim elimdeki gramofonlar, bir müzede bir köşe bile teşkil etmez. En az 300-500 gramofon olması gerekir müzede" dedi.
38 yılda 9 bin gramofon
Yoğun talep olması dolayısıyla gramofon üretimine 38 yıl önce başladığını anlatan Öztekin, arkadaşının mobilya atölyesinde gramofonun ahşap bölümünü yapmayı öğrendiğini, böylece gramofon yapmasının kolaylaştığını ifade etti. Gramofonun mekanik üretiminin büyük bir sanayi işi olduğunu, bu nedenle bu mekanik aksamı yapmasının mümkün olmadığını dile getiren Öztekin, kendisinin bu mekanik aksamı, eski gramofonlardan temin ettiğini ve güvenilir şekilde kullanılabilir hale getirdiğini söyledi. 1980‘li yıllardan sonra, özellikle Avrupa‘dan tamir için kendisine gramofon gönderildiğini, yaptığı gramofonların da büyük ilgi gördüğünü belirten Öztekin, gramofonun dünyada en yaygın olduğu 1. Dünya Savaşı döneminde, Türkiye‘de sınırlı sayıda bulunduğunu, ülkeye yeteri kadar gramofon gelmediğini, o günlerden bugünlere kalan gramofonların da kültür eksikliği nedeniyle çok hırpalandığını belirtti. Gramofonları tamir ettiği için teknolojisini de öğrendiğini ve üretime başladığını anlatan Öztekin, 38 yılda 9 binin üzerinde gramofon yaptığını ve bu gramofonların dünyanın birçok ülkesinde kulakların pasını sildiğini ifade etti. 1980‘li yıllarda gramofon tamirinde Türkiye‘de tek olduğunu, yanında bazı ustaların yetiştiğini, ancak gramofon ustalığının bugün artık çark döndüren bir iş dalı olmaktan çıktığını vurgulayan Öztekin, gramofon ustalarının da zamanla yön değiştirmeye başladığını, yeni moda akımlar gelince gramofonun ustalarının da işsiz kalmaya başladığını belirtti. Yalnızca usta yetiştirmekle kalmayıp, gramofon koleksiyoneri de yetiştirdiğini, böylece gramofonu tekrar dinleyen bir kitle oluştuğunu ifade eden Öztekin; "Gramofondan kurtulmaya çalışılan, taş plakları çöpe atan insanların yerini günümüzde internetten, eskicilerden plak, gramofon arayan bir kesim aldı" diye konuştu.
Teknoloji yaşam kalitesini aşağı çekiyor
Ses kayıt teknolojisinin, gramofonun icadıyla başladığını ifade eden Öztekin; "Hızlı gelişen ve insanlara kolaylık getiren bir teknoloji var, ama insanların yaşam kalitesini de son derece aşağı çeken bir teknoloji bu" dedi. Teknoloji gelişmesine rağmen son 40 yılda ürettiği gramofonları satın alan kesimin büyük bir bölümünü 45 yaş altında, gramofonla geçmişi olmayan bir kuşağın oluşturduğunu dile getiren Öztekin, gramofondaki estetiğe genç kuşağın daha fazla ilgi gösterdiğini belirtti. Gramofonda çok farklı bir düzeneğin bulunduğunu, bakıldığında estetiğiyle insanı doyurduğunu, dinlenildiğinde müziğiyle insana lezzet verdiğini anlatan Öztekin; "Dinlettiği müzikte kalite ve doğallık vardır, kimyasal, hormonlanmış değildir" diye konuştu. Gramofon iğnesinin, gramofon kullananların çok dikkat etmesi gereken bir husus olduğunu anlatan Öztekin; "İğne ve plak arasında bir sürtünme vardır. İğnenin ucu, aşınır şekilde yumuşak yapılmıştır. Eğer ki iğnenin ucu sert yapılmış olsaydı, bu sefer plak aşınır, ses kanalları bozulurdu. İğneden tasarruf ederseniz, plağın ses kanallarını kesersiniz. Şimdi her türlü şeyin tamiri, üretilmesi mümkün, ama plağın değil. Plağın gördüğü en ufak zarar, kendisinde kalır. Hele ki plaklar çok çok önemlidir benim için. Birincisi, sesli belge niteliğindedir. İkincisi musikinin en güzel örneğidir. Üçüncüsü Hamiyet Yüceses‘lerdir, Müzeyyen Senar‘lardır..." dedi.