Şimdi Türkiye oligarşi ile demokrasi arasındaki gerilimi yaşıyor. Dezavantajlı çoğunluğa dayanan partiler, yüksek yargı organlarının üyelerinin tıpkı demokratik rejimlerde olduğu gibi seçimle işbaşına gelmesi için uğraş veriyor. Çünkü kendi kendisini belirleyen bürokratik bir güç olarak yüksek yargının tarafsız olmadığını, içinde yer aldığı zümrenin ve o zümrenin siyasetteki temsilcisi olan CHP‘nin tarafını tuttuğunu biliyor. Bütün sorun bu. Atatürkçülük, çağdaşlık, mağdaşlık işin cilası veya ideolojik örtüsü.
Gerçeker boşuna HSYK üyelerinin Parlamento tarafından seçilmesine karşı çıkmıyor veya "Parlamento tarafından Anayasa Mahkemesine üye seçilmesi yerinde değildir?" demiyor. Yargıtay Başkanı çağdaş demokrasilerde bizdeki gibi kendin pişir kendin ye düzeninde bir yüksek yargının söz konusu olmadığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama o bilerek ötekini, alaturka yargı sistemini tercih ediyor. İşte bu yüzden parlamento, yüksek yargıyı, yargı bürokrasisine bırakmamalı. Demos, mevcut durumdan hoşnut olsaydı CHP‘yi seçerdi. Demos‘un, kendi hukukunu koruması için işbaşına getirdiği hükümet, gerilimi göze alarak reform yapmalı. Ama reformu da tam yapmalı. Öyle üyelerinin bir kısmını Meclis seçsin, diğer kısmını bürokratlar kendi seçsin olmaz. Bu reform oligarşiyle elbette bir gerilim anlamına gelecek.
Madem ki öyle de gerileceğiz böyle de, bari gerilirken demokratikleşelim. Sadece HSYK‘yı, onun da üyelerinin bir kısmını değil, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay‘ıyla bütün yüksek yargı organlarını demokratikleştirecek bir reform yapalım da bir kere gerilip kurtulalım. Böylece sadece CHP‘yi seven değil, herkese eşit mesafede duran bir yüksek yargıya sahip olalım.





