Dünya

Filistin: İsrail, Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da 28 bin dönümden fazla araziye el koydu

İsrail, 7 Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria'da "devlet arazisi" ilanı adı altında 22 ayrı karar alarak toplam 28 bin 183 dönüm araziye el koydu. Filistinli yetkililer, bu adımı "son yılların en kapsamlı toprağa el koyma operasyonu" olarak nitelendiriyor.

Abone Ol

Filistin topraklarında tansiyon sadece askeri operasyonlarla değil, harita üzerinde atılan imzalarla da yükseliyor. İşgal altındaki Batı Şeria'da yaşayan Filistinliler, her güne yeni bir kamulaştırma dalgasıyla uyanırken, topraksızlaştırma politikası son yılların en agresif seviyesine ulaştı. Evlerin, zeytinliklerin ve tarım arazilerinin kuşatıldığı bölgede, Filistin halkının hareket alanı her geçen gün daha da daralıyor.

22 ayrı kararla on binlerce dönüm hedef alındı

Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı ve Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi tarafından yapılan resmi açıklamada, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini genişletme amacıyla "devlet arazisi" ilanlarını bilinçli bir şekilde yoğunlaştırdığı ifade edildi.

Komitenin paylaştığı verilere göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana geçen süreçte tam 22 ayrı karar yürürlüğe konuldu. Bu kararlar kapsamında Batı Şeria genelinde tam 28 bin 183 dönüm arazinin hedef alındığı kaydedildi. Konsey, atılan bu adımların son yılların en geniş ölçekli "toprağa el koyma" ve yasa dışı yerleşim genişletme uygulaması olduğuna dikkat çekti.

Bakan sosyal medyadan duyurdu: 465 dönüm daha gitti

İsrail yönetiminin bu politikası, kabine düzeyinde de açıkça sahipleniliyor. İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, ABD merkezli sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, 465 dönüm arazinin yasa dışı Givat Haroeh yerleşiminin genişletilmesi amacıyla kamulaştırıldığını duyurmuştu.

Filistinli yetkililer, İsrail'in "devlet arazisi" adı altında yürüttüğü bu uygulamaların Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim faaliyetlerini kalıcı hale getirdiğini vurguluyor. Atılan her imzanın Filistin'in toprak bütünlüğünü tamamen parçaladığı, sivil yerleşim alanlarını nefes alınamaz şekilde kısıtladığı ve bölgeyi adeta açık hava hapishanesine çevirdiği belirtiliyor.