Karar, parasal sınırlar dahilindeki tüketici uyuşmazlıklarında alacaklıların hukuki haklarını arama süreçlerine yeni bir boyut kazandırdı.
Tüketici ile hizmet verenler arasında sıklıkla yaşanabilen komisyon ve ücret anlaşmazlıklarında, süreçlerin hangi hukuki yolla yürütüleceği konusu uzun süredir tartışma konusuydu. İlk derece mahkemelerinin zaman zaman çelişkili kararlar verebildiği bu alanda, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi son noktayı koyarak hak arama hürriyetinin önündeki usuli engelleri kaldırdı.
DAVA SÜRECİ VE YEREL MAHKEMENİN VERDİĞİ KARAR
İzmir'de meydana gelen olayda bir emlakçı, aracılık ettiği taşınmaz satışı sonrasında hak kazandığı 104 bin 250 liralık komisyon ücretini tahsil edemedi. Alacağını tahsil etmek isteyen emlakçı, öncelikli olarak İcra Müdürlüğü nezdinde icra takibi başlattı. Ardından aynı alacak talebiyle Tüketici Hakem Heyeti'ne müracaat etti. Ancak Hakem Heyeti başvuruyu reddetti.
Emlakçının kararın iptali yönünde açtığı davada yerel mahkeme, daha önce icra takibi başlatılmış olmasını gerekçe göstererek davanın "derdest" (halen görülmekte olan dava) olduğuna kanaat getirdi ve Hakem Heyeti'nin ret kararını onadı.

YARGITAY: İKİ HUKUKİ YOL BİRBİRİNE ENGEL TEŞKİL ETMEZ
Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına temyiz başvurusu üzerine dosyayı incelemeye alan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını hukuka aykırı bularak bozdu. Yüksek Mahkeme; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca, belirli parasal sınırların altındaki uyuşmazlıklarda Hakem Heyeti'ne başvurmanın zorunlu olduğunu, ancak bunun İcra ve İflas Kanunu'ndan doğan hakların kullanılmasına engel olmadığını vurguladı.
Kararda, icra takibinin bir alacak davası niteliği taşımadığı, bu nedenle Hakem Heyeti başvurusu ile "derdestlik" oluşturmayacağı ifade edildi. Böylece 149 bin liranın altındaki tüketici uyuşmazlıklarında tarafların hem icra takibi başlatabileceği hem de Tüketici Hakem Heyeti sürecini eş zamanlı yürütebileceği içtihat altına alındı.





