Dün 29 Mayıs’tı…

29 Mayıs gününün tarihimizde çok özel bir yeri ve önemi var.

29 Mayıs 1453 Salı günü öğle vakti…

Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri, atının üzerinde bütün devlet erkanı ve vezirleri peşinde atlarıyla Pempton Kapısı'ndan şehre girerek İstanbul’u fethetti.

Fatih Sultan Mehmet, Hagia Sophia (Aya Sofya) Kilisesi'nin etrafını dolaştı ve böyle eşsiz bir şehri kendisine bağışladığı için Allah'a (cc) şükretti.

Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri ve askerleri, Peygamberimiz Efendimiz Haz. Muhammed’in (sav) övgüsüne mazhar oldu.

Peki, İstanbul’un Fethi şiirlerinde neler anlatılıyor?

İşte İstanbul’un fethini dile getiren bazı şiirler;

FETİH MARŞI!

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;

Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;

Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!

Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın?

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

***

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden

Senin de destanını okuyalım ezberden

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden

Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

***

Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini!

Göster: kabaran sular nasıl yıkar bendini!

Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini!

Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın;

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın

***

Bu kitaplar Fâtih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır;

Şu mihrab Sinânüddin, şu minâre Sinân'dır;

Haydi, artık uyuyan destanını uyandır!

Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın

Kızım, sen de Fâtihler doğuracak yaştasın!

***

Delikanlım! İşaret aldığın gün atandan!

Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!

Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan!

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

***

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!

Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın

Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın?

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

(Arif Nihat Asya)

İSTANBUL'UN FETHİ

Beş yüzüncü yıldönümü için:

I

Gün batmada İstanbulun üstünde Haliçten,

Bir renge bürünmüş yanıyor Marmara içten.

Durgunlaşıp engin, silinirken kırışıklar,

Oklar gibi fışkırmada her yandan ışıklar...

Bir penbe bulut bağrı delinmiş kanamakta,

Yorgun uyuyan tekneler altında uzakta.

Altındır ufuk çizgisi, altındır akisler,

Altın tozlu hainde iner her yana sisler...

Durgun sular üstünde kesik vakvakalarla,

Uçmakta gümüş martılar, altın gagalarla.

Gök şimdi yeşil, şimdi kızıl, şimdi turuncu,

Camilerin andırmada mermerleri tuncu

Kandır dağılan şimdi günün battığı terden,

Kandır sızan etrafa alev pencerelerden.

Kandır görünen Fatihin altın aleminde,

Fethin yine İstanbul o en kanlı deminde:

II

Mevsim mayısın sonları, yaz başlamış artık,

Gittikçe açılmakta, dağılmakta karanlık.

Her şey hareketsiz, ağaran tan yeri sessiz,

Kalmış gibi şehrin sarılan bağrı nefessiz...

Bir korkulu rüyayı yataklarda sayıklar,

Dalgın uyuyanlar beraber uyanıklar...

Bir saltanatın son gününün korkusudur bu!

" - Türkler hareketsiz duruyor, bir pusudur bu!"

Kostantin ümitsiz, saray erkanı telaşta

Surlarda Bizans askeri, Jüstinyani başta!

Çarpmakta bugün bir yeni korkuyla yürekler,

Zağnos Paşa bir yanda hücum emrini bekler.

TURHAN Bey uzaklarda yakıp yıkmada hâlâ!

Bir yandan o Beylerbeyi korkunç Karaca'yla,

Türk ordusu İstanbulu sarmış çepeçevre,

Dünya girecektir bu sabah bir yeni devre!

III

Birdenbire gökkubbe dolar velvelelerle,

Atlar koşar ön safta kabarmış yelelerle!

Tozlarla, dumanlarla karışmakta ateş, kan...,

Yer yer tutuşur toprağın altındaki volkan!

Mızraklar uçar, oklar uçar, taşlar uçarken,

Burçlar yıkılırken, kesilen başlar uçarken,

Etrafa saçılmakta cehennemden alevler,

Tunç topların ağzıyla homurdanmada devler...

Her hamleyi bir hamle kucaklar yeni baştan,

Jüstinyani bir sedyede kaçmakta savaştan!

Bir burca zafer sancağı dikmiş Ulubatlı...

İlk hızla girer Topkapıdan yirmi bin atlı!

"Türkler geliyor!" çığlığı aksetmede dağ dağ,

Bir çağ kapanır böylece, başlar yeni bir çağ

Rum Kayseri'nin kellesi bir mızrak ucunda,

Şarkın eşi yok incisi Türkün avucunda!

IV

Ey Kayser, öğünsen yeridir kanlı başınla,

Tarihe adın geçti o erkek savaşınla!

Ey Fatih, iraden gibi kuvvetli bir elde,

Dünyanın asırlar boyu göz koyduğu belde!

Ey ünlü kumandan paşalar, tuğlu vezirler,

Ey tulgalı erler, ağalar, beyler, emirler...

Haşmetli zafer menkibeniz geçti şafaktan,

Gördüm, düşünürken sizi beş yüz yıl uzaktan!

Ey mutlu ışık beldesi, nurunla yıkansın,

Her türlü hiyanet dolu tarihi Bizansın!

Artık savaşın hüsnüne hayranlık içindir,

Artık zaferin şi'r için, insanlık içindir.

Sihrinle, füsununla, gururunla, nazınla,

Altın Halicin, Marmaran, aşık Boğazınla,

Endamını sarmakta ipek tüllü karanlık,

Türkün güzel İstanbulu mesut uyu artık!

(Orhan Seyfi ORHON)

CANIM İSTANBUL

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;

O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,

Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

***

İstanbul benim canım;

Vatanım da vatanım...

İstanbul,

İstanbul...

***

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;

Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

***

O manayı bul da bul!

İlle İstanbul'da bul!

İstanbul,

İstanbul...

***

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;

Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

Oynak sular yalının alt katına misafir;

Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,

Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?

Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...

***

Kadını keskin bıçak,

Taze kan gibi sıcak.

İstanbul,

İstanbul...

***

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,

Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından

Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

***

Gecesi sünbül kokan

Türkçesi bülbül kokan,

İstanbul,

İstanbul...

(Necip Fazıl Kısakürek)

Kaynak: Haber Merkezi