Kültür-Sanat

Elveda Aytmatov

Elveda Aytmatov

Abone Ol

Aytmatov‘un sahih bir romancı olduğu inkâr edilmez bir gerçeklik olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır zaten. Kendi halkının romanını yazan bir romancıdır aynı zamanda... Ne var ki Nobel için gerekli olan performansa sahip olamamıştır. O da zaten bunu kaale almamış ve işine bakmıştır.

Şu Urazkul denen kaba saba sarhoş adam akşam akşam epey canımı sıktı. Oturmuş kendi başıma sesli bir şekilde okumaya başlamıştım ki hem Mümin dedeye yaptığı terbiyesizlik hem Mümin dedenin okulda gelip kendisini almasını bekleyen torununa ettiği laflar ve hem de bir kadeh votka içip karısı Büke‘yi evden kovması adeta sinirlendirdi beni. Kızıp durdum kendi kendime. Ulan hergele yapılır mı bu dedim sonra, hem de bu kutlanmakta olan dünya kadınlar gününde. Defol git kısır karı, demesi de acı bir şey tabii. Kadıncağız çıkıp avluda ağlamaya başlamasın mı çaresiz. En sonunda ormanda görünen maralların öldürülmesi, Urazkul‘un pis kahkahaları arasında çocuğun ateşler içinde hasta olarak yatması ve dedesine yapılan bütün bu aşağılamalara ve haksızlıklara karşı dayanamayıp kendini dereye atıp balık olmak istemesi! İşte bunların hepsi beni çok üzdü çoook!

Kırgız romancı Cengiz Aytmatov‘un Beyaz Gemi adlı romanından söz ediyorum. Orman, göl, dere, marallar ve tabii ki Geyik Ana. Ve tabii birde uzaktan uzaktan beyaz gemi... Ve bir de anası babası bırakıp gitmiş dedesinin büyüttüğü bir çocuk...

Üslup sahibi!

Cengiz Aytmatov, d. 12 Aralık 1928, Kırgızistan - ö. 10 Haziran 2008, Almanya. Sevdiğim bir romancıdır. Elveda Gülsarı, Gün Olur Asra Bedel ve tabii ki merakla ve ibretle okuduğum Toprak Ana sanırım en çok rağbet gören romanlarıdır. Orhan Kemalin Cemile‘sini okumuştum ama bir dostun (Mustafa Oğuz) hediye edeceği sözünü verdiği Aymatov‘un methu sena edilen Cemile‘sini okumak için beklediğimi de itiraf etmeliyim. Kırgızların meşhur Manas Destanını çok genç yaşta okuyan bir şair olarak Cengiz Aymatov‘u takdir etmemek mümkün mü? Bir usta romancı olarak adı kayıt altına alınmış üslup sahibi bir yazar ve sevilen değerli bir isimdir Cengiz Aytmatov...

Ben romancıları teferruatlı tarih yazarı olarak görürüm. Bundan olsa gerek neyi nasıl yazdığına da bakar ve bir de gerçekliğe ne kadar riayet ettiğini düşünürüm. Belki roman bu değildir ama nedense bana hep öyle gelmiştir. Tabii bu arada gerçekliği tersyüz etmek de vardır ama bunun da sunumu önemlidir bana göre. Çünkü burada yaşanılan - yazılan bir hayat vardır ve bu hayatın ne kadarı gerçektir merakı tutar beni. Yani hayatta böyle şeyler de oluyormuş demek, diye telakki ederim. Bir de akıcı bir üslup ararım daha çok. Roman kendini rahat okutmalı derim.

Küçük yaşta, yani ondört-onbeş gibi yıllarımda ilk okuduğum romanın adı İnce Memed. Yaşar Kemal‘in meşhur romanı. Buraya, bu alakaya geçişimin belirli ve kasıtlı bir tarafı yok. O yaşta Tommiks, Teksas okumaya meraklı bir çocuğun yapacağı bir şeydir ancak. Lâkin bu okumalarımı kazanç sayarım kendime. Devamında, bir iki yıl sonrasında Mevlana‘nın Divanı Kebir şahikasını okuyuşum da öyledir. Belki de bir nasip - kısmet meselesidir bütün bunlar benim için. Dahası hafiften hafiften Orhan Kemal girer okumalarıma. Ve tabii ki hâlâ unutamadığım Peyami Sefa‘nın o küçük hacimli Gençliğimiz adlı romanı. Sonrasında batı klasikleri gelir.

Devşirme mevşirme ama var!

Buradan bakarak bizde roman var mı tartışması tabii bir şekilde bir şair olarak bana sahih bir yaklaşım içinde eleştirme şansı vermiyor. Ama ben oldum olası o kadar katı bu kadar kesin yaklaşamamışımdır bu biçim yakıştırmalara. Çünkü vakti zamanında da okunan bir romanımız vardı. Belki devşirmeydi, belki özentiydi ama bir yola girilmişti en azından. Bizi anlatmıyordu başlarda ama zaten bize ait olmayan bir edebiyat tarzı idi nihayetinde. Bu arada adaptasyon denilebilir örneklerin çokluğu da biraz ketum bir yaklaşımı doğurmuştur elbet. Burada kıyası kabil örnekler bulunabilinir ama o da bir araştırma konusudur. Belki biraz da bu yakıştırmalar yüzünden okumalarımızı batılı klasiklere yöneltmişizdir.

Türk romanı elbet iyi örneklere ve belki de artık klasik olmuştur diyebileceğimiz örneklere sahiptir. Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar, Peyami Safa, Kemal Tahir, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşar Kemal, Tarık Buğra, Orhan Kemal, Fakir Baykurt önemli romancılardır bana göre. Yakın tarihlerde keşfettiğimiz Safiye Erol‘u ve Ciğerdelen adlı romanını es geçmek haksızlık olur. Orhan Pamuk‘un kat ettiği mesafeyi görmezden gelemeyiz. Bir de benim özel bir beklentim olarak Mustafa Miyasoğlu var elbet. Tarık Buğra‘dan sonra adını daha da yukarılarda tutması gereken bir isimdir benim için. Hâlâ iki roman üzerinde çalıştığını ve nedense bir türlü yazıp okura sunmuyor ve bizi beklemekten kurtarmıyor.

Halkının romanını yazdı!

Aytmatov‘un sahih bir romancı olduğu inkâr edilmez bir gerçeklik olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır zaten. Kendi halkının romanını yazan bir romancıdır aynı zamanda... Ne var ki Nobel için gerekli olan performansa sahip olamamıştır. O da zaten bunu kaale almamış ve işine bakmıştır. Nobel ödülü görüldüğü gibi veya daha çok son yıllarda rengini iyice belli ettiği gibi her usta romancıya ve edebiyatçıya ödül vermiyor. Açıkça belirtilmemiş olsa da orda da bir hinlik başköşeyi tutmuş ona göre hesap kitap edilmiştir. Taltiflerini ona göre yapmışlardır. Bana göre de ustalık şartı geri planda kalıyor. Önemli gördükleri bazı şartların sağlanmış olduğunu var sayıyorum. Çünkü 2001 yılında Trinidad kökenli İngiliz yazar V. S. Naipaul‘a ödülün veriliş nedeni şöyle belirtilmiş: ‘‘Tarihin varlığını görme zorunda bırakan kesin gözlemleri içeren yazarlığı‘‘ olarak açıklanmıştı. Tarihin varlığını görme zorunluluğunun arkasında kastın ne olduğunu düşünmemiz gerekiyor elbet. Bunun başat nedeninin Naipul‘un İslama olan düşmanlığı olmasın sakın!  Naipul Müslümanları aşağılıyor demeçlerinde, kitaplarında. Orhan Pamuk ise Türklerin bir milyon Ermeni‘yi ve otuz bin Kürt‘ü öldürdüğü savını ileri sürmesinden sonra gündeme geliyor ve Nobel Edebiyat Ödülünü alıyor. Keşke şaibesiz bir seçme olsaydı diyorum ama ne kadar kendimizi zorlarsak da nihayet bu şüphe hep var oluyor zihnimizde. Burada bir de tabii Yaşar Kemal tarafı var. Romanda ileri olduğu söyleniyor ama nedense Nobel için hep geri plana itiliyor. O da bir şüphe doğuruyor tabii... Neden Yaşar Kemal değil de Orhan Pamuk?

Sezai Karakoç Nobel almalı mı?!

Bütün bunları Cengiz Aytmatov için de söyleyebiliriz. Kendi halkına ters düşecek bir esere veya Nobelci zevatın hoşuna gidecek bir kışkırtıcılığa prim vermediği için alamamış olabilir ödülü. Soljenitsin Sovyet Rusya‘nın dağılmasından sonra o kitapları yazmış olsaydı imkânı yok Nobeli alamazdı diye düşünüyorum. Tabii her şeyden önce önemli olan iyi bir yazar olmaktır dünyada. Cengiz Aytmatov iyi bir romancıdır. Önemli olan da budur. Nobel ödülleri keşke şaibesiz olsa da hak edenlere takdim edilse ve hak yerini bulsa... Gerçi öteki âlemde Nobel Ödülü aldın mı diye sual etmiyorlar romancılara, şairlere ama gene de insanın keyfi istiyor sevdiği bir yazarın Nobel ödülü almasını. Sezai Karakoç alsa hiç de fena olmaz yani. Elbet gönlümüz bunu istiyor. Bir gün insaf ve insanlık duygusu baskın çıkarsa belki o vakit hak yerini bulur hak edenler hakkını alır demekten başka da elimizden bir şey gelmiyor vesselam...