Kendi despot devletlerini kurmak için mücadele eden muhalif akımların yenilgisi sonucu belki de ilk kez, devletin demokratikleşmesi için uygun bir zeminle karşı karşıyayız.
Ve ilk kez toplumun, Kürt devleti, şeriat devleti ya da komünist devlet korkutmacalarıyla pasifize edilmesinin zemini ortadan kalkmış durumda. Toplumsal muhalefet, şimdiye kadar şu ya da bu devlet projesinin yedeğine düşme endişesiyle bastırdığı itirazlarını artık daha rahat ortaya koyabiliyor. Devleti yıkıp bir başka devlet kurma hayallerinin çöküşü, mevcut devletin, toplumsal muhalefet yoluyla evrilmesini imkan dahiline sokabiliyor.
Kısacası devletin el değiştirmesi tehlikesinin ortadan kalkması, devletin değişmesini daha mümkün kılıyor. Bu değişimin bir parçası da, bir zamanlar devleti ele geçiren bir zümrenin devlet üzerindeki bu tekeline son vermek, toplumda var olan değişik eğilimlerin ve toplumsal güçlerin de devlet iktidarı içinde yer alabilmesini sağlamak; provokatif bir üslupla söylemek gerekirse, devletin o dar zümre dışında başka kesimler tarafından da "ele geçirilebilir" olmasını savunmak...
Hâlâ şeriat paranoyası içinde yaşayanların görmediği şu ki, bugün AK Parti‘nin ne yönetimi ne de tabanı artık mevcut devletle rakip olan bir devlet projesinin taşıyıcıları değil; sadece dini kendi seçtikleri bir kimlik olarak taşımak, laik bir devlette dindar bir vatandaş olarak yaşamak isteyen insanlar...





