En yıkıcı, en korkunç, en sarsıcı, en yere serici fitne

Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlarının bölünmesi, parçalanması, birbirinden

kopması, hizipleşmesi ve ilmihallerini öğrenmemeleridir.

İslam olumlu çeşitlilikleri, farklılıkları, meşrebleri

kabul eder ama yıkıcı tefrikayı kabul etmez.

Ehl-i Sünnet Müslümanı kardeşlerime önemle

hatırlatıyorum:

(1) Ehl-i Sünnet itikatta, usûlde, esasta, temelde

birdir. İtikad meselelerinde Ümmetin iki büyük imamı vardır, İmam Eş arî ve

İmam Mâturidî. Birliğimizi korumak istiyorsak itikatta bu iki imama bağlı

olmalıyız, bağlı kalmalıyız. Reformcuların, yenilikçilerin, değişimcilerin,

Necdîlerin, Rafizîlerin, Fazlurrahmancıların, Afganîcilerin ve diğer tüm bid at

ehlinin inanç sistemlerinde bozukluklar vardır. Bunlardan uzak durmalıyız.

(2) Ehl-i Sünnet İslamlığı na yapılan tenkitlerin ve

saldırıların hiçbiri haklı ve doğru değildir. Hepsi (tekrar ediyorum hepsi) haksızdır,

yersizdir.

(3) Ehl-i Sünnet in dört hak mezhebi vardır. Bunlardaki

çeşitlilik teferruattadır. Bu dört mezhebin dördü de haktır. Ayrıntılara ait

çeşitlilikler Ümmet için geniş bir rahmettir. İslam ı, Kur an ı, Sünnet i,

Şeriat ı hayata uygulamak isteyen her Sünnî bu dört mezhepten birini bütünüyle

uygulamalıdır.

(4) Mezhepsizlik bozuk bir yoldur, yıkıcı bir bid attir.

(5) Zaruret olmadıkça mezheplerin hükümleri ve

kolaylıkları birbirine karıştırılarak uygulanamaz. Buna teflik-i mezahip denir,

bâtıldır, dini oyuncak etmektir.

(6) Emperyalistler, sömürgeciler, vesayetçiler, Kripto

Yahudiler, Kripto Haçlılar, Pakraduniler, bilcümle iki kimlikliler, laikçiler

biz Ehl-i Sünnet Müslümanlarını parçalamak, bölmek, güçsüz düşürmek istiyor,

bunların oyunlarına gelmemeliyiz.

(7) Müslümanların üç gün bile başsız kalmaları caiz

değildir. Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) vekili, varisi,

halifesi durumundaki icazetli ve ehliyetli gerçek ulemaya, icazetli gerçek

fukahaya, icazetli gerçek şeyhlere ve mürşid-i kâmillere itaat edilmelidir.

(8) Müslümanlar ulemanın, fukahanın, meşayihin, kamil

mürşidlerin de üzerinde ehliyetli, liyakatli, dirayetli, kiyasetli bir İmam-ı

Kebire biat ve itaat etmekle mükelleftir. Zamanındaki İmama biat etmeden ölen

kimsenin cahiliyet ölümüyle öleceğini Resulullah (Salat ve selam olsun ona)

haber vermiştir.

(9) Kafirler, münafıklar, fesatçılar din konularını ayağa

düşürmüşler, yeterli din eğitimi ve kültürü almamış Müslümanların dinî konuları

mıncıklamasına yol açmışlardır. Bu anarşiden kurtulmamız şarttır. Dinimizi

icazetli ulemanın ve fukahanın yazdığı güvenilir, doğru, muteber, sağlam

kitaplardan öğrenmeliyiz ve cahilce ve aptalca tartışmalardan uzak durmalıyız.

(10) İslam ın ve imanın temel şartlarından biri kadere

imandır. Bu inancı inkar edenler sapıktır.

(11) İslam da din ile dünya ayırımı yoktur. İslam ın

dünya ile ilgili hükümlerini devre dışı bırakmak isteyenler sapıktır.

Kur an daki, Sünnet teki, Şeriat taki bütün hükümler haktır. Bu hükümlerin

hiçbiri tarihsel değildir. Fazlurrahman ın tarihsellik ve tatiliye mezhebi ve

doktrini sapıklıktır, batıldır.

(12) Ramazandaki Teravih=Gece namazı haktır, doğrudur.

(13) Cuma namazının sünnetleri, (zamanımızda cumanın

şartlarından biri bulunmadığı için) cumadan sonra zuhr-i âhir namazı kılmak

haktır, doğrudur.

(14) Feminizm İslam a ters düşen görüşler içeren batıl ve

bozuk bir ideolojidir. İslam Feminizmi olmaz.

(15) M. Kemal in ölümünden sonra oluşturulmuş Kemalizm

ideolojisi İslam ile kesinlikle bağdaşmaz ve uyuşmaz.

(16) Sünnetin inkarı, Sünnet düşmanlığı küfre kadar giden

bir sapıklıktır.

(17) Ehl-i Sünnetin temel hükümlerinden biri günlük farz

namazların erkekler tarafından cemaat ile kılınmasıdır. Cemaat hanımlara farz

değildir, onların evlerinde kılmaları efdaldir.

(18) Riba/faiz Kur an la, Sünnet le, icma-i ümmetle

haramdır. Mevrid-i nasta ictihad olmaz. Faizin azı helaldir fetvaları ve

ruhsatları sapıklıktır.

(19) Zina Kur an la, Sünnet le, icma ile haramdır, büyük

günahtır, ağır suçtur. Zinaya helaldir diyen kâfir olur.

(20) Şeriat a, İslam ın zahir hükümlerine aykırı olmayan

bütün tasavvuf tarikatları haktır.

(21) Ehl-i Sünnet Müslümanlarına müşrik ve kafir

diyenlerin kendileri kafir olur.

(22) Kadınların tesettürü Kur an la, Sünnet le ve icma-i

ümmetle sabit bir farz-ı `ayndır.

* (İkinci yazı)

Türkiye Suriye de Mezhepçilik mi Yapıyor

Türkiye nin Suriye konusunda mezhepçilik yaptığını iddia

edenler var. Mezhepçilik kaypak bir kelime Suriye multi-confessionnel bir

yapıya sahiptir Çoğunlukta olan 1. Yüzde 75 Sünniler 2. Yüzde 10

Nusayri-Alevi azınlığı 3. Dürzîler 4. Yüzde 10 civarında Hristiyanlar

(Maruniler, Ermeniler vesaire)

Suriye nin dominant unsuru Sünniler ve Sünniliktir.

Bundan kırk küsur sene önce, orduda kadrolaşmış olan

Nusayriler bir darbeyle iktidarı aldılar ve faşist bir düzen kurdular. İnsan

haklarına aykırı büyük baskılar ve zulümler yaptılar. Hama ve Humus ta on

binlerce sivil Müslümanı kadın, çocuk, ihtiyar demeden vahşi şekilde katlettiler.

Suriye halkının Nusayri iktidarını demokratik ve barışçı

yollardan değiştirme imkânı olmadığı için, Arap Baharı havası içinde silahlı

bir isyan başladı. İsyancılar homojen değildi, çeşitli unsurlara ve gruplara

ayrılmıştı. Türkiye bu durumda ne yapmalıydı .. Elbette ki, çoğunluktan yana

olmalıydı. Çoğunluk Sünni diyerek mezhepçilik yapıldığını iddia etmek boş

laftan, safsatadan ibarettir.

Suriye konusunda mezhepçilik yapan İran dır. İran olmasa

orada bu kadar kan dökülmeyecekti.

Tunus ta Arap Baharı başlayınca diktatör Zeynelâbidin

uçağa bindi, çekip gitti. Direnmiş olsaydı orada da çok kan akacaktı.

Libya da diktatör Kaddafi direndi de ne oldu, feci

şekilde katledildi Hâlbuki onun kabul edecek bir ülke bulunabilir, ülkesinden

defolup orada yaşayabilirdi.

Türkiye Suriye deki başkaldırma hareketini desteklemekte

haklıdır ama satrançta hatalar yapmıştır.

İslam hareketini destekleriz, Esed silkelenip düşürülür

yerine Türkiye ye dost bir rejim gelir Bunun kolay olacağını sanmak büyük bir

aldanış olmuştur.

Silkeliyorsun silkeliyorsun ama diktatörü düşüremiyorsun.

Suriye deki dinler, mezhepler, unsurlar hep birer

realitedir Suriye halkı demek doğrudur ama Suriye halkları demek daha

doğrudur.

Orta Doğu da siyaset yapmak için dâhi satranç ustası

olmak gerekir. Dünyada kaç büyük satranç ustası vardır .. Bilemediniz beş on

kişi. Böyle satranççılar milyarda bir çıkar.

Suriye de İngiltere de veya İsviçre de olduğu gibi bir

demokrasi olamaz. Tarihi, kültürel, siyasi, dini, etnik kontekst buna müsait

değildir.

Suriye nin inter-confessionnel yapısı göz önüne

alınmadan, hesaba katılmadan başarılı olunamaz.

1960 ların başında Suriye ye gitmiştim. Çoğulcu bir

demokrasi vardı. Sünni âlim Devalibî başbakandı. Kabine de İhvan-ul Müslimîn in

bile bakanları vardı. Sünniler, Nusayriler, Ermeniler, Maruniler, Dürziler iyi

kötü geçinip gidiyorlardı. Nusayri darbesiyle bu serbestlik, bu çoğulculuk, bu

hürriyet elden gitti; kanlı, acımasız, gaddar bir diktatörlük kuruldu. Faşist

rejim kendi halkını uçaklarla bombaladı Şimdi de böyle yapmıyor mu ..

Birinci Dünya Savaşı ndan sonra galip devletler çok kötü

barış anlaşmaları yaptılar, çok yanlış sınırlar çizdiler. Suriye sınırları da

böyle çizilmiştir.

Bendeniz Türkiyeli bir Müslüman olarak Suriye ye

pasaportsuz gitmek isterim, Suriyeliler de Türkiye ye pasaportsuz gelsinler

İki ayrı devlet olsun ama sanki bir devletmiş gibi birlikte hareket edilsin,

alabildiğine ticaret yapılsın Alabildiğine turizm, alabildiğine öğrenci ve

kültür mübadelesi

Böyle bir şey hem Suriye nin hem Türkiye nin lehine olur,

lakin bunu ABD istemez, AB istemez, İsrail ve Siyonistler istemez Onlar

istemiyor diye böyle güzel şeyler olmasın mı ..

Daha önce yazmıştım tekrar edeyim:

Bu isteklerim sadece Müslüman komşularımız için değildir,

Yunanistan ile de pasaportsuz, vizesiz alabildiğine geniş münasebetlerimiz

olmalıdır. Biz Müslüman kalalım, onlar Hıristiyan kalsınlar ama iyi komşuluk

olsun, ticaret olsun, turizm olsun, kültür mübadelesi olsun.

Türkiye nin çok vahim bir eksikliği:

ABD de, Fransa da, başka medeni ülkelerde Suriye

uzmanları var. Üstelik bu uzmanlığın şubeleri var. Mesela Fransa da (1. Suriye

Nuseyrileri, 2. Suriye Durzileri, 3. Suriye Baas Partisi, 4. Suriye

Tarikatleri, 5. Suriye Hıristiyanları ) Bu uzmanlar bir ömür boyu çalışarak

konularında derinleşirler ve gerektiği zaman devletlerini ve halklarını

bilgilendirir ve aydınlatırlar. Bizde maalesef bu yoktur.

Suriye krizi ele alınınca, yakın tarihte Suriye

Sünnilerinin ölümcül bir gaflete düştüklerini zikretmeden geçmek büyük bir

eksiklik olur.

Suriye Sünnileri yüzde yetmiş beş çoğunluk oldukları

halde nasıl bugünkü feci duruma düştüler ve ezildiler

Bunun birinci sebebi, durum müsait iken Sünni ailelerin,

bilhassa zenginlerin çocuklarını askeri mekteplere vermemeleri, Sünni subay ve

kurmay yetiştirmemeleridir. Onların bu ihmal ve gafletinden yararlanan

Nusayriler ise çocuklarını subay yetiştirdiler, orduda kadrolaştılar ve bir

darbe ile iktidarı ele geçirdiler.

Türkiye Sünnileri de aynı hataya düşmüştür

Suriye halkının yüzde yetmiş beşi Sünni, yüzde onu

Nusayri mi .. Ordudaki subay oranı da böyle olmalıdır.

Netice: Türkiye nin Suriye deki haklı isyan hareketini

desteklemesi doğrudur ve mezhepçilik yapmak değildir Lakin Türkiye Suriye

satrancında hatalar yapmıştır

08.03.2013