Son günlerde sıklıkla okuduğum iki şair var. Biri Ahmet Telli diğeri İsmet Özel. İkisi de yürüdüğümüz yolun ruhsal iklimini yansıtıyorlar. Bilmem farkında mısınız ama Türkiye’de yeni bir sınıf doğuyor, aslında doğuyor demek yanlış, türüyor desek daha doğru olur. Ama doğuyor sözcüğünü kullanırsak bu sınıfın ölü doğduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Alabildiğince çarpık alabildiğince düzeysiz, bir o kadar da komprodor. Herşeyi yüzeysizleştiren ve anlamsızlaştıran bir sınıf.

Ömer Laçiner’in bu sınıfı, Türkiye’deki burjuva devriminin bir parçası olarak görmesi de işin cabası. Bu sınıfı Türkiye’deki burjuva devriminin bir parçası olarak görme mantığını önemsemekle birlikte, pek tutarlı bulmuyorum. Çünkü bu sınıfın kendisine aldığı temel referanslarla burjuva devrimlerinin arasında bir bağlantı yok. Bu sınıf ortaya çıkaran koşullar bir nedene değil sonuca bağlı. Bu sonucu doğuranlar da yerli ve yabancı güç odakları. Bu yeni sınıfın görevi ise uyuşturmak ve gaz almak. Benzeş örnekleri öne sürerek paydaşlık kurmak. Anadolu insanını ikinci ligden kurtarmak için faaliyette bulunmak, ama fiilliyatı bir türlü değiştirememek. Sonuç kocaman bir sıfır. Çünkü 1923’ten sonra devlet eliyle oluşturulan, burjuvaziyle bu sınıfın arasında temelde bir fark yok.

Anadolu’yu temsil ediyoruz anlayışı ise tamamıyla biçimsel. İdeolojik ve ekonomik değil. Toplumun geniş kesimlerinin olaya biçimsel bir gözle bakması da üzücü. Yakın zamanda bambaşka bir coğrafyada yaşayacağız, göreceklerinize, duyacaklarınıza siz bile inanamayacaksınız. İnandığınız değerlerin her biri avuçlarınızın arasından kayıp gidince belki bu yazdıklarımızın ne anlama geldiğini daha iyi anlayacaksınız.

12 Eylül askeri darbesinin 27. yılında Türkiye’nin neler kaybettiği ortada. Apolitikleşen ve tamamen toprağına yabancılaşan bir insan topluluğu yetişti. Küresel sermayenin ekmeğine yağ süren bu topluluğa şimdilerde Anadolu’yu temsil ettiğini söyleyen ama, özde kapitalist sermayeye hizmet eden yeni bir sınıf daha ekleniyor. Türkiye’de, sistemi değiştirmek isteyen sol, bir şekilde pasifize edildi, sol’un iddiası bitirildi. Muhalif sol’un en güçlü olduğu mahallelerde şimdilerde uyuşturucu, fuhuş, kapkaç, kol geziyor. Yozlaşma had safada, ve bunun önü alınamıyor.

Nedeni ise iddiası olan, fikriyatı olan bir gençlik yerine, iddiasız kimliksiz bir gençlik oluşturma isteği, bunda maalesef başarılı oldular. Şimdi sırada kendileri açısından tehdit olarak gördükleri başka değerler var. Onları da işlevsizleştirdikleri zaman her şeye bir nokta koyabileceklerini düşünüyorlar. Bu yüzden Anadolu insanının kendisine varlık sebebi olarak biçtiği değerler şimdi pazarlık konusu. İsmet Özel’in “İnsanın gölgesiyle tanımladığı bir çağda marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak belki ruhların gölgesi düşer de marşlara mümkün olur babamı varlık sancısıyla çağırmak” dizelerinde söylediği gibi, ne marşlar söyleniyor artık ne türküler, ne hasret var artık o eski düşlere, ne yolcular hazır yola çıkmaya, büyük bir alt üst yaşanıyor coğrafyamızda. Bu sınıf Anadolu insanının ve genelde bütün müslümanların varoluş iddialarını yok etmek için büyütülüyor, destekleniyor.

Geldiğimiz bugünkü bir yenilginin ürünü, iddialarını kaybeden ve bu iddiaların arkasında duramayan her kesimden insanın oluşmasına zemin hazırladığı bir noktadayız. Ama yine de insanlığın ortak geleceği için, o çocuksu umudu büyütmek yeşertmek zorundayız. Düşlerimizin peşinden gitme cesaretini göstermeliyiz.

Yenilgiler insana çok şey öğretir ve her yenilgi aslında yeni zaferler ulaşmanın anahtarını saklar kendi içinde. “Biz keder diyorduk, tarihmiş. Dilimizde işte o kil ve kül tadı. Şimdi kim bilebilir yenilginin o kekre kokusunu bizim kadar” diyor Ahmet Telli, doğru kim bilebilir yenilginin tadını dövüşenler kadar.

Aklıma Samule Beckett’ın “Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Gene dene. Gene Yenil. Daha iyi yenil” sözü geldi. Yenile yenile elbette yenmeye öğreneceğiz, ama bu durumu aşmak ve tersine çevirmek kolay olmayacak, zahmet gerekecek, inanç gerekecek, dua gerekecek. Bedel ödeyeceğiz. Önümüzdeki yıllar daha büyük yozlaşmalara ve çürümelere gebe, ellerine bulaşan kanı boya zannedenler, bu işten nasıl sıyrılırlar bilemiyorum ama biz iddialarımızı insanlığın gündemine taşımak için mücadele etmeliyiz, hem de eskisinden daha cüretkar bir biçimde. Çünkü şuur ve bilinç taşımamız gerekenlerin sayısı giderek artıyor, saflar ayrışıyor.