Bir ülke ile aramız mı açıldı hemen, "Türkün Türkten başka dostu yok!" şeklinde bir genelleme yaparız. Bu sözü millet olarak öylesine benimsemişizdir ki, adeta yeryüzünde kendimizden başka bir dostumuzun bulunmayışından haz alır bir ruh haline sahibizdir.
Bu sözün doğru olup olmadığını, böyle bir yargıya varmakta kendi payımızın bulunup bulunmadığını, bunun da ötesinde böyle bir hükmü kendimize yakıştırma ve benimsenin sağlıklı bir ruh halini yansıtıp yansıtmadığını hiç düşünmeyiz. Bu söz bazen bir şikayet anlamı ifade eder, bazen de kendi beceriksizliğimizden kaçarak sığındığımız bir liman haline gelebelir.
Bu vesile ile kendi kendimize soralım: Gerçekten yeryüzünde hiçbir dostumuz, sevenimiz yok mu Yeryüzündeki tüm uluslar bize düşman mı
Böyle bir genellemeyi doğru kabul etmek mümkün mü Doğru kabul ettiğimiz takdirde bunda kendi payımızın bulunup bulunmadığını düşünmek zorunda değil miyiz Kaldı ki şahsen bu sözün doğru olmadığına inananlardanım. Yurt dışı seyahatlerde Türk olduğumu öğrenir öğrenmez öylesine sevgi gösterenlere rastladık ki hepsini yüreğimin bir köşesinde muhafaza ediyorum. Aslında bizi seven çok. Belki biz sevilmekten rahatsızlık duyuyoruz. Meseleye bir de bu açıdan bakmakta yarar var.
Elbette bu sözün doğru olup olmadığını araştırmaya kalkıştığımızda sürekli olarak kendimize düşman üretmek gibi bir uygulamanın içinde olup olmadığımız sorusunun da cevabını bulmak durumundayız.
Hemen belirteyim ki, "Türkün Türkten başka dostu yok" nitelendirmesini doğru kabul etmek bizi yanlışa götürür ve düşmanlarımızı dost edinmeye iter... Adeta herkesi düşman görmek gibi tedaviye ihtiyaç gösteren bir ruh halini yansıtır. Elbette, bizi yeryüzündeki her ulus sevmek zorunda değildir. Bunun da ötesinde Afrikanın kuytu köşesindeki bir kabilenin bizi tanımak ve sevmek mecburiyeti de olamaz.
Bir zamanlar ülkemizin etrafının düşmanlarla çevrili olduğunu söyler dururduk. Bu söylem son yıllarda unutulmaya başlandı. Halbuki etrafımızı çeviren ülkeler değişmedi. Sovyetler Birliği, İran, Irak, Suriye ,Yunanistan, Bulgaristan hep bizim düşmanlarımızdı. Ama zaman içinde bu düşmanlıklar ya ortadan kalktı ya da eski aşırılığını kaybetti. Kaldı ki, etrafımızın hep düşmanlarla çevrili olduğu iddiası da yüzde yüz gerçeği yansıtmıyordu. Söz gelimi yüzyıllardan beri Türkiye ile İran arasında bir çatışma olmamış. Bu iki ülke birbiri ile savaşmamış, birbirine düşmanlık etmemiş. Ama belki zaman içinde menfaat çatışması ortaya çıkmış olabilir. Aynı durum dünya üzerindeki tüm ülkeler için geçerlidir.
Ülkeler arasındaki çıkar çatışmalarına bakarak yeryüzündeki tüm ülkeleri düşman ilan etmenin anlamı olamayacağı gibi dünya gerçeği ile de örtüşmez. Zaten, uluslararası ilişkileri dostluklardan ziyade genellikle çıkarlar belirler. Bu yüzden denir ki uluslararası ilişkilerde ne ebedi dostluk ne de ebedi düşmanlık geçerlidir. Eğer bu söz doğru ise ikide bir "Türkün Türkten başka dostu yok" sözünü tekrarlamamak gerekir. Çünkü, bu sözün iki de bir tekrarlanması başkalarından ziyade bizi açmaza ve çıkmaza sokar. Çünkü, peşin peşin düşman ilan ettiğin bir ülke ya da ülkeler ile yakın ilişki kurmak zorlaşır, hatta imkansız hale gelebilir.
Hatta, bu söz bizim çevremiz ile ilişkilerimizin bozularak kendilerine muhtaç halde kalmamızı isteyen emperyalist güçlerin istihbarat örgütleri tarafından üretilmiş ve milletimize benimsetilmiş olabilir. Böylece Türkiye kendisini düşmanlardan korumak için bu emperyalist güçlere mecbur hissedebilir.
Geçmişte yıllarca en büyük düşman Sovyetler Birliğini gördük ve bu düşmandan korunabilmek için kendimizi ABDnin kanatları altına atıverdik. Çünkü, düşmanımızı biz belirlememiş, bizim adımıza başkaları belirlemişti.