Her şey bir “ama”yla başladı. Rahman’ın büyük emrine karşı söylenmiş bir “ama…” Nefse esir olarak, kibre yenik düşerek söylenmiş bir “ama...” Sonsuz cennet nimetlerini, korkunç cehennem çukurlarına dönüştüren bir “ama...”

Gizli bir hazine idi Âlemlerin Rabbi ve bilinmeyi murat etti. Bu yüzden insanı var etti. Meleklerine, ilk insana secde etmesini emretti. Meleklerin boynu, O’nun emri karşısında kıldan inceydi; elbette secde edecekti. Bir tek ses çıktı koca âlemde, bir tek ses “ama” diyen. Bir tek nefis kibrine yenik düşen. Bu, meleklerin hocası olan İblisti. “Ama” dedi İblis, “Onu topraktan, beni ateşten yarattın. Ben ondan daha güçlüyken ona secde mi edeceğim ” Bu, evrenin sahibine yapılmış ilk başkaldırıydı ve son olmayacaktı! O gün amansız bir mücadele başladı. Bu, Hakk’ın batılla mücadelesiydi. Çünkü İblis Yaratanından izin almıştı. O’nun dosdoğru yolu üzerine oturacak ve insanları yolundan saptıracaktı.

İlk işi, cennetten kovulma sebebi, Hz. Adem’di. Tıpkı ahdettiği gibi, önlerinden, arkalarından, sağ ve sollarından sokularak, Hz. Adem ve Hz. Havva’dan yasak ağaca yaklaşmalarını istedi. Onlar direndikçe ısrar etti. Hiç pes etmedi ve sonunda yalanlarıyla kandırmayı başardı. Yasak meyveden yer yemez, anladılar şeytanın tuzağına düştüklerini ve hemen tevbe ederek secdeye kapandılar. Rableri affetti onları fakat bu günah, dünya zorluklarının başlangıcıydı.

Hak ve batıl birbirinden kesin olarak ayrılmıştı artık. Şeytan kendine taraftar toplarken, Rahman’ın has kulları da Hakkı hâkim kılmak için cehd ediyordu.

Şeytanın ilk askeri Kabil’di. Kıskançlık ve enaniyet kaplıydı Kabil. Her fırsatta kolluyordu kardeşi Habil’i. Tıpkı akıl hocası olan İblis’in de babasını kolladığı gibi. Ama Habil halinden memnundu. Çünkü Rabbinin seçilmiş kulu olduğunu biliyordu. Çünkü o şeytana kulak vermiyor ve yeryüzünün ilk insanlarından biri olarak, yeryüzünü Rahman’ın boyasıyla boyamaya, iyiyi ve güzeli tanzim etmeye çalışıyordu...

Zaman geçtikçe daha da güçleniyordu şeytanın askerleri. Düşman güç kazandıkça dava da güçleşiyordu. Şimdi, Hak aşkına ateşlere atılmanın zamanıydı. Şimdi, “La” diyerek bütün sahte ilahları parçalamanın zamanıydı. Şimdi putların karşısında İbrahimce durmanın zamanıydı...

Hz. İbrahim batılı almıştı karşısına ve elindeki iman baltasıyla vuruyordu. Biliyordu ki, bu mücadelenin büyük bir halkasıydı onun cihadı. Biliyordu ki o vurdukça Hak hâkim olacaktı bütün dünyaya. Karşısında ise Nemrut vardı. Hükümdar oydu ve onun hükümleri uygulanıyordu. Bütün maddi güç elindeydi. O ise, şeytanın davasını yüklemiş onun ordusunda güçlü bir komutan olmuştu. Elbette ki batılın hâkimiyeti için çalışacaktı. Elbette ki İbrahim’e mani olacaktı. Her yolu denedi onu davasından döndürebilmek için ama dönmedi İbrahim. Dumanı gökleri kaplayan dev ateşlere attı ama yanmadı İbrahim. Çünkü Rabbi “Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” (21/69) demişti. İman ve teslimiyet, ateşleri gülistana çevirmişti. Hak davadan ayrılmadı, batılı baltalamaktan yorulmadı ve iman zincirinde güçlü bir halka oldu Hz. İbrahim. Batıl ise, bir kez daha kaybetti, bir kez daha yıkıldı gitti Hakk’ın karşısında...

Davasında kaybettikçe hiddeti artıyordu İblis’in. Daha da güçlendiriyordu ordusunu. Hak hâkim oldukça o da bir yeni batıl düzeni daha getiriyordu yeryüzüne. Kıyamete dek hep böyle olacaktı. Çünkü ahdetmişti düzeni bozmaya. Şimdi ise, Firavunu almıştı kıskacına. “Sen yeryüzünün ilahısın” diye fısıldamıştı kulağına. Firavunun tahammülü yoktu bir başka ilaha. Batıl ortalıkta kol gezince, Hak fırlatılmaya hazır bir ok gibi bekliyordu sadağında. Ve o oku fırlatacak tebliğci çıktı Firavunun karşısına, “Rabbim Allah’tır” dedi. Tahammül edememişti Firavun bu söze. Çünkü İblis’in üstün ırk inancı damarlarına işlemişti. Hırs ve öfkeyle takip etti Hz.Musa ve inananlarını. Bütün ordularıyla, bütün silahlarıyla düştü peşlerine. Zayıftı.. Belki güçsüzdü inananlar, Firavunun karşısında. Ama Rableri yalnız bırakmadı onları. Kızıldeniz’i verdi emirlerine. Hak ve batıl bu kez burada ayrılacaktı birbirinden. “Ol” dedi, ikiye yarıldı deniz. Hz. Musa geçti denizi, tevhid âşıkları geçti. Hak bir kez daha galebe çalmıştı batıla. Şeytan bir kez daha yenik düşmüştü. Ve Firavun âlemlere ibret görüntüsü, küfrüyle birlikte boğulup gitti Kızıldeniz’de…

Rahman son din olarak İslam’ı seçmişti. Sevgililer sevgilisi, iki cihan güneşini gönderdi bu kez batılın üzerine. Yine sahte ilahlarla dolmuştu her yer. Latlar, Uzzalar temsil eder olmuştu batılı. Müşrikler ise, şeytanı aratmıyordu zulüm ve hainlikleriyle. Ama asla pes etmedi Rasul, asla vazgeçmedi ashap. Hak uğruna batıl olan ne varsa terk ettiler bir bir. Evlat anadan ayrıldı hiç tereddüt etmeden, oğul babadan! Gün geldi öz vatandan ayrıldılar dinlerini yaşayabilmek adına. Ve gün geldi geri dönüp güçlü ordularla yürüdüler batılın üzerine. Yürüdüler Mekke’ye, yürüdüler kâfirlerin İblis kokan küfürlerine. Hakkı fırlattılar batılın üzerine, temizlendi şeytanların kirleri...

Ve bugün… Mücadele hâlâ devam ediyor. Çünkü şeytanın sözü kıyamete kadar geçerli ve batıl durmadıkça durmayacak Rahman’ın askerleri. Belki şimdi daha güçlü İblis, daha güçlü onun yarenleri. Para, silah, tank, top onların elinde şimdi. Gazete, televizyon, siyasi ve dini yönetimler onların emrinde. Ama fark etmez, bu tarih ne Nemrutları gömdü deftere, ne Firavunları boğdu denizde. Batıl şimdi Siyonizm olmuş, Emperyalizm olmuş ne fark eder. Komünizm olmuş, Materyalizm olmuş ne fark eder! Bu öyle bir iman ki, Hz. Adem’den beri ne cevherler çıkardı bağrından. Bu öyle bir cihad aşkı ki, on dört asırdan beri nice yiğitler cehd etti. Küfür hep tek milletti belki ama Hakk’ın askerleri de tek vücut olmuş savaşıyordu cihad saflarında. Bosna’da Aliya aynı saftaydı aslında. Çeçenistan’da Şeyh Şamil aynı safta. Filistin’de Şeyh Ahmet Yasin, Rantisi aynı halkadaydı aslında, Amerika’da Malcolm X aynı halkada. Mısır’da Seyyid Kutup, Hasan-el Benna aynı davadaydı aslında. Türkiye’de İskilipli Atıf, Bediuzzaman ve Necmeddin Erbakan aynı davada...

Ve İblis çok iyi biliyor ki, batıl davası yine yıkılacaktır. Zulüm ve zalim asla ebedi olmamıştır dünyada. Hz. İbrahim’e karıncayı, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) örümceği, Kâbe’ye ebabilleri gönderen Cenab-ı Hak, yine gönderecek kâfirlerin üzerine azabını. Yine gönderecek zulmün üzerine mümin kullarını. Ve batıl son kez, bir daha kalkmamacasına, yıkılıp gidecek Hakk’ın karşısında. Yakında, çok yakında!..