Diyarbekir zaman tüneli içinde değişik medeniyet ve inançlara ev sahipliği yapmış, Antakya gibi genetik zenginliğe sahip çok kültürlü bir dünya kenti. Havralardan başka Ermeni, Süryani ve Keldani kiliselerinde inananlar ibadetlerini özgürce sürdürüyorlar.
Kudereye Çi?
Diyarbakır 700 bin nüfusu ve 13 ilçesiyle mahalli idare açısından Büyük Kent kapsamında.
Diclekent, Kayapınar ilçesinin bir semti. Çarıklı‘da borsası kurulan büyük bir hayvan pazarı bölgenin et ihtiyacını karşılıyor. Silvan yolu üzerinde Dicle Üniversitesi. Lojmanları geçerken sağımızda geniş bir alana yayılmış binanın üzerindeki yazı ilişiyor gözümüze: "Özel Hareket ve Polis Okulu" İki yanımızda buğday ekili yemyeşil araziler ufkun sonuna kadar uzayıp gidiyor. Ergani ilçesi dünyada ilk buğday ziraatının yapıldığı alan.
Silvan girişinde TOKİ konutları ve yanında Fettullah hoca bağlılarının açtığı Hizmet bir okul. Bu okula da Mazlum-der eski başkanı İhsan Arslan‘ın adı verilmiş. Uluslararası istihbaratların konsensüsü olan PKK ve Hizbullah yani devlet terörünü temsil eden Ergenekon eliyle en çok kan Silvan‘da akıtılmış.
Silvan‘da her yıl öğrenci mezun eden iki yıllık Meslek Yüksek Okulu var. Eskiden adına Yeşil Silvan derlerdi. Diyarbakır‘ın diğer ilçelerine göre çok daha yeşildi. Kesilen ağaçların yerine de fidan dikilmedi. Şarkın en sevgili Sultanı, Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi camiinde şükür secdesine kapanıyoruz. Zembilfros Kalesi, Birinci Kılıçaslan‘ın mezarının bulunduğu Kubbetussultanla eski mezarlık şehrin ortasında kalmış. Kendi haline terk edilen, bakımsız ve toz-toprak içinde bulduğumuz Şeyh Halit türbesinin kapı anahtarları Dede bakkaliyesinde.
Eğil yolunda
Diyarbakır‘ın şehir içme suyu Devegeçidi barajından gelir. Çok kaliteli bir sudur. Bol virajlı yollardan Eğil‘e yaklaşırken gündüz gözüyle önümüzden bir tavşan kalkıyor ve peşinden bir çakal. Az ilerde kayanın zirvesine tünemiş bir yırtıcı kuş ve direkte kızıl atmacalar. Eğil ilk bakışta köy azmanı bir ilçe. Sarp bir Kale, yamaçlarda mağara evler, geniş bir alanı dolduran baraj gölü, insanı ürperten uçurumlar. Bir plato üzerinde arı kovanları sıralanmış ve karşı yamaçlarda keçi sürüleri otluyor. İnce bir çıngırak sesi geniş vadinin her yanından işitiliyor.
Horasan harcını biliriz. Ancak Eğil Kalesi uzmanları Kevs-i Hacer adını verdikleri, durdukça ve zaman geçtikçe sertleşen bir harç ile yapıldığı vurgulanıyor.
Bu muhteşem ve değişken tabiat güzelliğiyle Eğil, Kolorado Kanyonlarına beş çeker. Yeter ki; tanıtım ve reklamı profesyonelce yapılsın. İnsanoğlunun asırları aşan ilgisizliğine ve tahribatına rağmen flora ve faunasıyla tabiat harikulade. Kaleden merdivenli inip suya ulaşmak mümkün. Kanyonlar arasını dolduran göl sularında feribotla geziliyor, sıcak havalarda mavi sularda çimiliyor ve gözlerden uzak bir yamaçta piknik yapılabiliyor.
Kur‘an-ı Kerim‘de adı geçen Zülkifl ve Elyesa peygamberler daha baraj su tutmadan önce yukarı, bir tepenin düzlüğüne taşınıyor. Üçbin yüz yıllık peygamber naaşlarının daha dün vefat etmiş gibi sağlam olduğu Onları yukarı taşıyan görgü şahitlerince anlatılıyor.
1995 yılında yapılan Dicle baraj suları altında kalmasın diye bir kurtarma operasyonuyla tepeye naklediliyor. İl kültür müdürlüğü, Vakıflar, İl müftülüğü ve Belediye personellerinden oluşan Yeminli Heyet eski mezarları açıp, cesetleri tepede hazırlanan yeni mekanlarına defnettiler. Mezarlar açılırken duydukları misk-u amber kokuyu ve cesetlerin hâlâ tazeliğini koruduklarını, ikisinin de cüsseli ve uzun boylu olduklarını dayanamayıp yemin kefaretini ödedikten sonra yakınlarına anlatıyor.
Malabadi Köprüsü
Hazır Diyarbakır‘a gelmişken, Üniversite yıllarımızda türkülere ve sloganlara konu olan Malabadi Köprüsünü de görmeliydik. Bir sabah Silvan‘ı da gerilerde bırakıp Batman Barajına doğru direksiyon kırıyoruz. Alakum mezrası, Sora ve Sabe(sahabe) köylerini hatıralarımızı yad ederek geçiyoruz. Doğrusu Malabadi Köprüsüyle Baraj birbirlerini tamamlıyorlar. Malabadi devasa bir taş köprü. Üzerinden asırlarca kervanlar ve ordular geçmiş. Malabadi Köprüsü üzerindeki kitabeye göre 1147 yılında Mardin Atabeyi Artukoğlu İlgazi Timurtaş tarafından yapılmış. Artuklular, Kudüs fethi için Sultan Selahaddin‘e, Erbil Emiri Muzafferuddin Gökbörü‘den sonra en çok asker ve lojistik destek veren devlet olarak tarihe geçmiş.
En yüksek yerinden seyrediyoruz: Malabadi Köprüsü‘nün altından masmavi Batman Çayı, coşkuyla akıyor. Yazın tertemiz, kış ve bahar, taşıdığı verimli aluviyonla bozbulanık akıyor. Kıyısında gümüş balıklarının ızgarası ikram ediliyor.
Köprünün altında uzanan çayırlıkta kadınlar ellerindeki bıçaklarla toprağı oyarak Tuzik topluyorlar. Tuzik, ıspanaktan daha lezzetli, şifalı bir ot. Anemi-kansızlık tedavisinin doğal, alternatif ilacı.
Her ilkbahar, Batman Çayı yatağından taşar ve bütün çevre tarlalar sele boğulur. Kum ocakları mafyanın elindedir ve ruhsatsız çalışır. Oluşan büyük çukurlardan ve kum ocaklarından inşaatlara kum çekerler. Beklenmedik yerlerde oluşan çukurlar yüzünden yazın yüzmek amacıyla suya giren gençler ve çocuklar arasında mutlaka boğulma olayları yaşanır. Islaha muhtaç olan nehir yatağı, en kısa zamanda Devlet Su İşleri‘nin ilgisini beklemektedir. Batman Çayı bölgenin bereketidir. Kum, balık ve bereket taşır. Çevresinde oluşan alüvyon tarlalarına pirinç, buğday ve ayçiçeği ekilir.
Diyarbekir‘de genetik zenginlik
İslam terbiyesiyle donanmış bir halk ve ülkenin en güvenli şehri.
Diyarbekir zaman tüneli içinde değişik medeniyet ve inançlara ev sahipliği yapmış, Antakya gibi genetik zenginliğe sahip çok kültürlü bir dünya kenti. Havralardan başka Ermeni, Süryani ve Keldani kiliselerinde inananlar ibadetlerini özgürce sürdürüyorlar.
Yüzde doksandokuzunun (Şafii ve Hanifi) ehli sünnet val cemaat Müslümanı olan Dıyarbakır ilim ve eğitim merkezi Medreselerle bezelidir.
Kur‘an-ı Kerim‘de adı geçen peygamber kabirleri, Sahabe türbeleri, tarihi cami, medrese, han ve kervansaraylarla sıla-i rahim amaçlı canlanan iç turizmin doğal hedefi konumunda. Kısas-ı enbiyada belgelendiği gibi Hz. Muhammed Mustafa‘nın büyük dedesi olan Hz İsmail, İbrahim‘in Hacer anamızdan olma oğludur. Hz. İbrahim‘in kardeşinin adı Harran, dedesinin adı Suruç ve bir torununun da adı Amid‘dir. Bugün Harran ve Suruç adıyla iki şehir otantik ve orijinal isimleriyle varlıklarını sürdürüyorlar. Diyarbekir‘de asırlarca Hz. İbrahim‘in torunu Amid adıyla anılmış. 639 yılında bölge İslam aydınlığıyla şerefyab olduktan sonra Yemen‘den gelen kalabalık bir Müslüman Arap aşireti olan Bekr bin Vail kabilesinin adıyla yad edilmeye başlanmış: Diyar-ı Bekr. Takip eden yıllarda ise fonetiği Diyarbekir olarak tarihteki yerini almış.
Halkın yüreğinde bu şehir kıyamete kadar Diyarbekir olarak yaşayacak.
Ancak 1937 yılında Mamuretul Aziz(Elazığ) ile Ahimesut‘un(Etimesgut) başına gelen Diyarbekirin de başına gelmiş. Bakanlar Kurulu Kararı ile haritalar ona Diyarbakır diyor. Ancak halkın yüreğinde bu şehir kıyamete kadar Diyarbekir olarak yaşayacak.
Karacadağ lavları üzerine kurulan Diyarbekir‘in çevresi siyah bazalt taşlarla örülmüş. Muhkem yapısı, kabartmaları ve belgesel nitelik taşıyan yazılarıyla Diyarbekir surları tek başına bir açık hava müzesidir.
Sur içi müstesna bir ruhaniyet taşır. İddialı konuşuyorum, yalnız Türkiye değil, Ortadoğu ve tüm İslam alemi siyasi haritası içinde Haremeyn-i Şerifeyn hariç en çok sayıda Sahabenin misafir olduğu şehir Diyarbekir!
Ebu Eyyubel Ensari gibi peygamberlere ve Sahabelere ev sahipliği yapmaktayız.
Ya Rabbi bu ne büyük şeref!
Bir kere daha onun Hadis-i şerifiyle yüreklerimiz yıkanıyor.
"Ashabımın her biri vefat ettiği belde halkı için kıyamet günü önder ve nur olarak diriltilecektir!"
Müjdeyi okuduktan sonra birlikte gezdiğimiz Diyarbekirli arkadaşlarımdan Sait Hoca ile Mehmet Turan‘ın pak ve mutahhar yüzlerine imrenerek ve kıskanarak bakıyorum.
Sen nerdesin Diyarbekir ve cihanın neresinde? Diyar-ı Bekr eyne enti?
Diyarbekir Tıkudereye?