Kitabının, kısa adı HSYK olan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu‘yla ilgili bölümünde artık bir şeylerin Türkiye‘de de değişmeye başladığına işaret ederken şunları yazıyor Osman Can:
"1961 Anayasası ile 1982 Anayasası‘ndaki HSYK yapılanmalarına baktığımızda benzerliklerin çok sayıda olduğu görülür. İkisinden de temel amaç; yargıyı politik etkileşimlerin tamamen dışında, ideolojik açıdan steril ve homojen bir yapı halinde tutmak ve yargının ideolojik bir silah olarak kullanılmasına imkan vermektir. Bu yapı artık işlemiyor. Bireyselleşme ve mobilizasyon sayesinde, yargıçların da zamanın ruhuna uygun olarak dünyayla iletişim ve etkileşim halinde olmaları kontrol edilemiyor. Devşirme yoluyla dayatılan sanal dünyanın gerçek olmadığının yavaş yavaş farkına varılıyor. Yüksek yargıçlar da bu gerçeğin farkına vardıkça, toplumla yüzleşmek ve kendilerini ifade etmek zorunda kalıyorlar. Kendilerini ifade ettiklerinde ise zihniyetlerinin ne kadar sefalet içerisinde olduğu gün yüzüne çıkıyor. Batı demokrasilerinde HSYK ve benzer yapılar, yargının ve yargıçların güvencesi amacıyla kurulmuştur. Ama Türkiye‘deki HSYK, yargıçlar için tam bir güvensizlik ortamı yaratmaktadır. Çünkü bu yapı, onları ideolojik olarak kontrol altında tutmak amacıyla yaratılmıştır. Yargıç ve savcıları, parlamenter ve bürokratik iktidarların etkisinden koruması gereken kurum, bu görevinin aksine özellikle bürokrasiden gelen baskıları emir telakki ederek yargıç ve savcıların ipini bizzat kendi eliyle çekmiştir. Sacit Kayasu ve Ferhat Sarıkaya skandalları buna örnektir. Dolayısıyla bu yapı hakkındaki esas sorun, içinde bulunduğu yargı sistemi gibi demokrasi karşıtı bir örgütlenme biçimine sahip olmasıdır."(Sayfa 140-141)
İşte tam da bu nedenledir ki, 12 Eylül‘de oylanacak anayasa paketinde yer alan HSYK değişikliği -eksiklerine rağmen- yerinde bir adımdır. Kısacası: Yetmez ama evet!
Hasan Cemal MİLLİYET