Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis‘in uçağının düşmesi sonucu ölmesinin ardından birçok iddia ortaya atılmıştı.
Bu iddialar o dönemde, şu anda Ergenekon davasında yargılanan İşçi Partisi yöneticilerinin yayınlarında yer almış ve olayın kaza değil suikast olduğu yazılmıştı. O yıllarda Orgeneral Bitlis ile birlikte çalışmış olan 7 subay da yine kuşkulu şekillerde öldürülmüştü. Her seferinde cinayetin PKK‘nın icraatı olduğu açıklanırken bazı olaylar hakkında da söylentiler yayılmıştı. Bu ölümlerle ilgili dosyalar, yakınlarının isteğiyle tekrar raflardan indirilmeye başlandı ve yan yana konulduklarında, 1992-1995 dönemindeki bu ölümlerin tümünün açıklanmaya fazlasıyla muhtaç bulunduğu anlaşılıyor. Aynı dönemde Uğur Mumcu cinayeti de var. Özal ailesi bunlara Turgut Özal‘ın ölümünü de ekliyor... O yıllarda kuşkulu şekillerde hayatını kaybedenlerin tümünün yakınları bir süredir arka arkaya yeni soruşturma taleplerinde bulunuyor. Ve hiçbirinin de o sırada kendilerine yapılan resmi açıklamalardan tatmin olmadıkları anlaşılıyor... (OKAY GÖNENSİN / VATAN)
İstanbul‘un geriye dönüşsüz dönüşümü
‘Üretimsiz‘ ve ‘istihdamsız‘ büyüyen ekonomimizin şah damarı gayrimenkul ve inşaat sektöründe referandum sonrasında İstanbul merkezli patlama yaşanıyor. TV ekranlarını ve gazete sayfalarını kaplayan konut reklamları, bu ürkütücü sermaye kaynak aktarımının boyutlarını veriyor, İstanbul‘un yeri göğü yapılaşıyor...
Temmuzda yürürlüğe giren Belediye Yasası‘ndaki ‘Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanları‘ başlıklı kanunda yapılan değişiklikle belediyelere sınırsız yetkiler tanındı. Yasa belediyelere bir bölgeyi ya da binayı ‘kentsel dönüşüme‘ alma yetkisi verirken, ev sahiplerinin kentsel dönüşüme itiraz etme hakkı bulunmuyor. Yargı denetimi kalmayan yeni yasayla belediyelerin ‘deprem riskini‘ öne sürerek dönüşüm bölgesi ilan ettiği alanlar spekülatörlerin dikkatine sunuluyor.
Değerli kent alanları Zeytinburnu, Beyoğlu, Eminönü, Bakırköy, Avcılar fahiş arsa bedelleriyle kentsel dönüşümün gözde ilçeleri, yeni ‘Nişantaşı‘ları olacak, tek fark alt gelirli sakinlerin kapı dışarı edilecek olmaları. İstanbul‘da bir milyona yakın bina yıkıma uğrarken tabii ki yerlerine büyük AVM‘ler, iş merkezleri, lüks konutlar inşa edileceğinden şüphe duyulmuyor. Kent uzmanları endişeyle, bir milyon konut yıkımının yaklaşık 10 milyon insanın yaşamını etkileyeceğini belirtiyor ve iskana açılan yerlerde yaşayan ‘yoksulluğun‘ yerinden edilmesinin sosyal sonuçları için uyarıyorlar.
Ayrıca rant bölüşüm projeleri olarak da bilinen tarihi dokuyu ‘soylulaştırma‘ operasyonları, İstanbul‘un girift, renkli kozmopolit kültürünün de sonunu getiriyor. Soylulaştırma kurbanı Tarlabaşı‘nın kamulaştırma yapılmadan önce ihalesinin açılıp daha sonra mal sahiplerine haber verilmesi bu rant sabırsızlığını gösteriyor. Sulukule ve Tarlabaşı‘nın tarihselliği tasfiye edilirken, Galataport ve Haydarpaşa da finansal dönüşümleri için sermayedarlarını bekliyorlar. Hatta sanayi üretim tesislerini kapatan işadamları bile tesis arsalarını konut ve yapı sektörünün karlılığına gönülden teslim ediyorlar.
8 bin yıllık İstanbul‘un özel güvenlikli havuzlu villa inşaatları, finans kuleleri ve AVM‘lerle doldurulan şehir haritası finans düşkünü agresif dönüşümün ‘geriye dönüşsüz‘ mekanı olacak hiç kuşkusuz...
Nihal Kemaloğlu AKŞAM
Tarımda arz talebi karşılamıyor
Tarım dışı üretici fiyatları daha makul ölçülerde artarken, tarımda üretici fiyatları 2 nedene dayalı olarak tırmanışa geçebilir:
(1) Tarımda üretim yetersizdir. Üretim yetmediğinden talebi karşılayamamaktadır. (2) Tarımda maliyetler yüksektir. Üretici maliyeti mecburen fiyata yansıtmaktadır.
Bizde, enflasyon açıklandığında bir günah keçisi bulunur: Denilir ki, "Enflasyonun tek nedeni gıdadaki artıştır. Bunun da suçlusu sivri biberdir. Domatestir. Hıyardır. Geçen ay bunların fiyatı yükselmeseydi, enflasyon kontrol altına alınmıştı bile!"
Genelde, sorunun kaynağına inilmez. Et fiyatlarında görüldü. Üretim yetersizliği ve maliyet artışı nedeniyle et fiyatları yükseldi. Hükümet üretimi artırıcı ve maliyeti düşürücü tedbirler almak yerine ithalat kapısını açtı. Halkımız sadece et yemiyor. Sebze var, meyve var, tahıl ürünleri var. Tarım politikalarındaki yanlışların faturası saf ve bakir halkımıza ödetiliyor. Bu fatura giderek büyüyor, büyüyecek...
Umulur ki, tarım politikalarından sorunlu olanlar enflasyon rakamlarını doğru okurlar da, yanlışları düzeltmek için harekete geçerler.
Güngör Uras MİLLİYET
Taşlar yerinden oynarken
Geçenlerde, şimdi o da köşesine çekilmiş olan Dinç Bilgin, "Erol Bey Hürriyet‘in satışından aldığı parayı OYAK‘a verdi" deyiverdi. Erol Simavi OYAK‘a değil de Mehmetçik Vakfı‘na yüklü bir miktar bağışlamıştı vaktiyle, ama o para Aydın Bey‘den aldığı değildi diye biliniyor.
Garip gerçekten... Yerli veya yabancılara Hürriyet‘i cazip kılan ne olabilir? Eğer anlatılanlar doğruysa, neden diğer gazetelerle yetinmiyorlar? 2002‘den buyana yapılan bütün yerel ve genel seçimlerde, halkoylamalarında sandıkta yenilen tarafta yer almış bir yönetici ve yazar kadrosu var Hürriyet‘in; hangi kavgaya girmişlerse hepsinden ağızları-burunları yamyassı çıktılar. Eskiden fiskeleriyle hükümetleri devirir, istediklerini bakan -hatta başbakan- yaparlardı.
Sermaye-çalışan uyumu o haldeydi ki, bir ara, "Bizim patron medya imparatoru, ama siyasete atılıp başbakan olsa mı?" diye düşündüklerini bile sanmıştım. Şimdi grubun ağırlıklarının elden çıkarılması gündemde, bunun sebebini düşünecek halleri yok.
Bülent Tanla‘nın "Medya bir ay içerisinde el değiştirecek" demesinin üzerinden üç hafta geçti; ayın dolmasına bir hafta var. Bakalım ne olacak?
Taha Kıvanç YENİŞAFAK
Clinton‘u sevenler derneğinden açıklama
Clinton‘u severim ama Afganistan ve Pakistan‘ın bugün çırpındıkları kaotik ortamın tohumlarının bir bölümü de onun döneminde ekildi. Anlatayım: 1994 Ağustos‘unda Usame Bin Ladin, başkenti Medine olan "Hicaz İslam Cumhuriyeti"ni kurduğunu ilan etti. Bugün olduğu gibi, o dönemde de Suudi Arabistan‘ın güvenliği çok ama çok büyük ölçüde Amerikalılar‘ın elindeydi. Dahran‘daki uçsuz bucaksız üsten Suudi krallığında uçan kuşu bile izleyebiliyorlardı. Arap yarımadası üstünde sürekli tur atan dört "Awacs" uçan radar da cabası. Suudiler o dönemde Bin Ladin‘i yakalamalarına yardım etmesi için ABD nezdinde birçok girişimde bulundular. Ama boşuna. Ladin, Afganistan‘a kaçırıldı, oradan Sudan‘a, daha sonra yine Afganistan‘a. Şimdi Pakistan‘da, aşiretler bölgesinde saklanıyor. Ha unutmadan belirteyim; Amerikalılar bu arada Suudi Arabistan‘a güvenliğini daha iyi sağlayabilmeleri için 30 milyar dolarlık silah satmayı da başardı! Tıpkı şu sıralar imzalanan 75 milyar dolarlık silah sözleşmesi gibi. Dedim ya; Clinton‘u severim ama... (ERDAL ŞAFAK / SABAH)