MHP lideri Bahçeli’nin “İmralı” çıkışıyla başlayan ve bir çok kritik eşiği aşan “Terörsüz Türkiye” bu günlerde belki de en büyük sınavını veriyor. Suriye’de yaşanan son gelişmeler ve DEM Parti’nin bu gelişmelere karşı takındığı tutum, sürecin “dayanıklılık testine”dönüşmüş durumda.
Öyle ki MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, DEM’i yüksek tonda uyaran açıklamaları da bu testin devamı olarak değerlendirebilir. Çünkü o ifadeler, bir öfke patlamasından çok daha fazlası. Sürecin “siyasi taşıyıcılığı”na yönelik açık bir uyarı metni.
Bahçeli’nin itirazı Suriye’ye değil; “Suriye üzerinden Türkiye’de kurulan dile”
Bu ayrımı kaçıran, süreci de okuyamaz.
Sorun Suriye Değil, Temsil Krizi
Ankara’daki hâkim kanaat şu:
Suriye sahasında yaşananlar yeni değil. Türkiye bu filmi daha önce de gördü, defalarca pozisyon aldı. Devletin refleksi bu konuda net.
Ancak DEM Parti’nin son açıklamaları ve kullandığı siyasal dil, özellikle milliyetçi-muhafazakâr blokta şu soruyu yeniden gündeme taşıdı:
“Bu süreci biz kiminle yürütüyoruz?”
İşte kırılma tam burada başlıyor.
DEM Parti’nin mevcut yönetimi, “Türkiye merkezli bir siyasi aktör mü, yoksa bölgesel gelişmeleri önceleyen ideolojik bir pozisyonun iç uzantısı mı?”
Bu soru artık sadece MHP’nin değil, AK Parti içindeki belirli çevrelerin ve güvenlik bürokrasisinin de yüksek sesle sorduğu bir soru.
Bahçeli Neyi Amaçlıyor?
Kulislere hâkim olan bilgi şu:
Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecinden geri adım atmış değil. Aksine, sürecin “devlet aklıyla, kontrollü ve sonuç odaklı” ve hızlı bir şekilde ilerlemesini dünden daha çok savunuyor.
Ancak Bahçeli’nin kırmızı çizgisi çok net:
Süreç, siyasi meşruiyet transferine”dönüşmeyecek.
Süreç, bölgesel ajandaların Türkiye’ye taşınmasına izin vermeyecek.
Süreç, DEM Parti’nin iç dengelerini koruma aracı olmayacak.
Bugünkü sert dil, bu çizgilerin aşıldığına dair bir alarm niteliği taşıyor.
Yani Bahçeli süreci yakmıyor; “taşıyıcıyı sorguluyor.”
“Süreç Biter mi? Hayır. Ama Şekil Değiştirir mi? Büyük İhtimalle Evet”
Görüştüğüm kaynaklar net:
Bu süreç bir kişinin açıklamasıyla bitecek kadar kırılgan değil. Devlet, bu başlığı bir “parti projesi” olarak değil, “uzun vadeli bir güvenlik-strateji meselesi” olarak ele alıyor.
Ancak aynı kaynaklar şu cümleyi özellikle vurguluyor:
“Mevcut DEM Parti yönetimiyle bu sürecin sağlıklı yürütülmesi giderek zorlaşıyor.”
Bu ne anlama geliyor?
Daha fazla doğrudan temas
Daha az siyasi vitrin
Daha çok arka plan mekanizması
DEM Parti’nin değil, “bireysel aktörlerin”öne çıktığı bir denklem
Yani süreç rafa kalkmaz ama siyasetten bürokrasiye doğru çekilir.
Asıl Soru Şu: DEM Parti Kendi Ağırlığını Taşıyabiliyor mu?
Bugün tartışılan şey DEM Parti’nin Suriye’ye bakışı değil.
Asıl tartışılan, DEM Parti’nin Türkiye siyaseti içinde oynayabileceği rolün sınırları.
Eğer bir parti, her bölgesel gelişmede içeride yürüyen hassas dengeleri zorlayan bir dil kuruyorsa, o parti süreçlerin öznesi değil, nesnesi hâline gelir.
Ankara bunu sever mi? Hayır.
Katlanır mı? Bir yere kadar.
Sonuç: Bu Bir Kopuş Değil, Uyarı Atışıdır
Bugün yaşananlar bir kopuş değil.
Ama bu bir “böyle giderse” mesajıdır.
Terörsüz Türkiye fikri, DEM Parti’ye rağmen de, DEM Parti ile de yürütülebilecek bir başlık olarak masada duruyor.
Ancak şu gerçek giderek daha net:
Süreci belirleyen artık siyasi açıklamalar değil, bu açıklamaların devlette nasıl okunduğu.
Ve bugün Ankara’da okunan metin şudur:
“Suriye’de kurulan cümleler, Ankara’da yazılan senaryoyu bozamaz; ama oyuncu değişikliğine yol açabilir.”
Asıl mesele de tam olarak budur.





