Mustafa Yazgan Ağabey’in vefat haberi beni derinden sarstı, inanın bir süre kendime gelemedim. Halbuki, Ankara’yı terk etiği sanıyorum 1982 yılından sonra kendisini fazlaca göremedim. Sadece telefon görüşmelerimiz olmuş, her arayışımda sanki birbirimizden hiç ayrılmamış yüz yüze görüşüyormuşuz gibi samimi ve dostça davranırdı.

Mustafa Yazgan demek, hesapsız kitapsız dost, davasının delisi, dost bildiği insanlar için sığınılacak bir limandı. Derdim Mustafa Yazgan Ağabey’i övmek değil. Çünkü onu anlatmaya kelimeler yetersiz kalır. Onun için dava arkadaşlığı önemliydi. Makam, mevki onu ilgilendirmezdi. Çünkü bu dünyanın maddi ölçüleri içinde, bunun da ötesinde makam mevki gibi ulaşılması gereken hedefleri yoktu. Onun için önemli olan davasıydı. Sevdiği kişi İstanbul’da dergi yayınımı başlatacak ve Mustafa Ağabey’e de orada bir görev mi düşmüş,  hemen otobüse atlar İstanbul’a gider, üzerine düşen görevi de Allah rızası dışında hiçbir beklenti olmadan en iyi şekilde yerine getirirdi.

Sanıyorum, Mustafa Yazgan günümüzde nesli tükenmiş son idealistlerdendi. Kendisini 1960’lı yılların sonuna doğru tanımış ve samimiyetinden dolayı çok sevmiştim. Çünkü özellikle gençler için çok güzel bir örnekti. Bir gün bakarsınız bir matbaada çıkacak kitabı ile ilgilenir, bir bakarsınız çocuklara yönelik bir derginin çıkartılması gerektiğini düşünmüş ve onun için koşturuyor. Bir başka gün Atatürk Spor Salonu’ndaki bir toplantının ardından o günlerde inşaatı devam eden Kocatepe Camii için yardım topluyor. Bu işlerden çekinmezdi. Yeter ki inandığı doğrultuda çalışma olsun. Kısacası uzun yıllar önce tanıdığım ve tanıdığım anda kedisine sevgi duyduğum ve bu sevgimi uzun yıllar birbirimizi görmesek de muhafaza ettiğim sayısı az insanlardan birisiydi. Bu sebeple olsa gerek vefat haberini aldıktan sonra uzun süre kendimi toparlayamadım, Mustafa Yazgan Ağabey için neler yazsam da onu anlatsam diye uzun süre düşündüm. Sonunda ne yazarsam yazayım onu tam olarak anlatamayacağımı anladım. Çünkü düşündükçe düşüncelerim birbirine karışıyor, onun o güler yüzü gözümün önüne geliyor. Gözümün önünde canlanan görüntüyü fotoğraflandırıp köşeme aktaramayacağıma göre o zaman dilime gelenleri aktarmakla yetinmek istedim. Bu arada Aziz Dostum İbrahim Halil Çelik, her ortak dostumuzun vefatında yaptığı gibi Mustafa Yazgan Ağabey’in vefatının ardından da düşüncelerini aktaran bir mesaj göndermişti, onun mesajı ile de yazımı noktalamak istedim.

Mustafa Yazgan Ağabey’e Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyorum. Bu duygularla yazımı İbrahim Halil Çelik Ağabey’in gönderdiği mesaj ile noktalamak istiyorum.

“Bir güzel insan, Mustafa Yazgan,

Sertavul Geçidi’nin yiğit insanı, Monark’a kafa tutan Anadolu’nun büyük hatibi, Büyük Doğu Üstadının yol arkadaşı ve onun muhkem burçlarından Mustafa Yazgan Ağabey de ölümsüzlük alemine yelken açtı. Yolun açık olsun güzel insan, değerli dostum ve Aziz Ağabeyim.

Bu yıl hicran yılı oldu. Giden gidene o güzelim asli vatanımıza. Bizi yetim bırakıp gidiyorlar bu dostlar, ayrılmaz dostlarının yanına. Bize de geriye hüzün ve keder bırakıyorlar. Ancak geride bıraktıkları eserleri bizlere birer ışık olacaktır.  Bizler de bunlarla hasret giderecek ve avunacağız. Selam olsun önden giden tüm dostlara.

Başta kederli ailesine, dava arkadaşlarına ve tüm sevenlerine Yüce Allah’tan sabırlar diliyorum.

İnna lillahi ve inna aleyhi raciun.”