Kıbrıs Türkleri Avrupa Birliği‘nin kendisine büyük haksızlık yaptığına inanıyor. Bu da toplumda adaletsizlik duygusunun derinleşmesine neden oldu. Avrupa‘nın izolasyonların kaldırılması konusundaki sözlerini tutmaması, şimdi tam da seçimler öncesinde bu konuyu Parlamento gündemine alması da kuşkuyla karşılanıyor.
Bugün KKTC‘de halktaki çözüme olan inancının zayıflamasında Avrupa Birliği tek sorumlu değil. Çözüm istediğini söyleyip de çözüme hiç katkı yapmayan iki büyük gücün rolünü de dikkatle değerlendirmek gerekiyor. Biri, Ada‘nın garantörlerinden olan İngiltere. Çözüm için gerekli dengenin sağlanması konusunda hiç ama hiç ağırlık koymadı. Annan Planı‘nın reddinden sonra BM Genel Sekreteri‘nin yazdığı raporun açıklanmasını engelleyenlere göz yuman ABD‘nin, çeşitli gerekçelerle Kıbrıs‘ta çözümü Brüksel‘e terk etmesi de süreci olumsuz etkileyen nedenlerden biri.
Bugün KKTC‘de adayların ikisi de ne Avrupa, ne de ABD‘den destek gelmesini istiyor. Çünkü oralardan gelen her açıklamanın, çözüm çağrısının halkta olumsuz etki yarattığının farkındalar. Hillary Clinton‘ın Talat‘a destek telefonu bile arzulanan etkiyi doğurmamış gördüğüm kadarıyla. Kıbrıs Türk halkı, her zaman dünyaya açık bir halk olmuştur. Bugün dışarıdan gelen her açıklamayı "müdahale", verilen her iyi haberi "boş laf" diye yorumluyorsa, işlerin bu noktaya varmasında derin bir "haksızlığa uğramışlık" duygusunun bulunduğu artık görülmelidir.