Kültür-Sanat

Çöplükten umut çıkar mı

Çöplükten umut çıkar mı?

Abone Ol

Toplumların, gündelik sürüklenmeden sıyrılıp kendi gücünü fark ettiği çok özel anlar olur. Büyük 1999 depremi, yakın tarihin öyle bir kesitiydi. 17 Ağustos, resmi 17 bin, gayri resmi 50 bin ölü; binlerce yaralı ve evsizle, milyonları derinden sarsan şiddetiyle çok büyüktü...

Dilimi, elimi tutamamışım o gün: "Asıl sizler çürüksünüz ve hepimizi çürüttünüz. Zihnimizi, hayatımızı çürüttünüz. Büyük yıkım içinden kabaran toplumsal uyanış dalgalarından ürküyor; çürük kafalarınızla, enkaz kaldırmaktan çok, toplumu nasıl enkaz halinde tutarız diye düşünüyorsunuz adeta... Altımız çürük ve üzerinde yaşamak zorundayız ama, tepemizdeki çürüklerle yaşamak, katlanmak zorunda değiliz. İniverin halkın sırtından... İniverin, sessiz sedasız, başınız önde, tek kelime etmeden!" Bugün de aynı sözleri edebilmek isterdim. Çünkü "çürük" aşırı kokuşuk; aşırı yüksek, derin ve yaygın. Ne ki bu kez toplumda aynı hissiyat yok; enine, boyuna, kruvaze dilim dilim bedende; şüphesi, önyargısı, korkusu sadece "karşı" tarafa bilenmiş ruhlar zamanı şimdi. Her cins iktidar ve kuvvetin çürümüş kokusunu, korkusunu aşan toplumsal hava yok. İktidar zaten çürütüyor, çürüyor; yargı da çürümüş, ordu da kokuşmuş.

Cep telefonu kanser yapar mı diye dertleniyoruz; TSK‘ya dinleme servisi yapan şirketten polise çalışana, reklamda "çak bi tane" yaptığı kadim dostunu bile dinletene, GSM şirketinde çeteleşene kadar, medyanın çok köşesini de çürüten tefessüh kanseri hücre hücre her hat ve satıhta yayılmış. Depremsiz de cerahat akıyor "yapı"dan. Artık iyice aksın zaten! Belli ki umut biraz daha bekleyecek! Asıl tepemizin çürük olduğu her görüldüğünde, bir ihtimal, umut da bulunabilir ya! Şu kokuşmuş çöplüğü iyice karıştırıp altüst edersek, belki!