Kültür-Sanat

Çocukların elinden dedeleri tutsun!

Çocukların elinden dedeleri tutsun!

Abone Ol

Ömercik dedesinden hayatı öğreniyor da peki biz ne yapıyoruz? Resimli bir hikâye kitabı serisinden onları takip edip heybemize yardımseverlik, sevgi, saygı, tutumluluk, arkadaşlık, paylaşma, komşuluk gibi temel insani değerleri öğrenmeyi doldurmuş oluyoruz. Her kitapta iki hikâye olur da sonunda etkinlikler olmaz mı? Bilmece, bulmaca ve sorular bilgi dağarcığımızdaki hareketlenmeyi açıklıyor!

Sahi bir de dedeler vardı değil mi? Şehir hayatı, çekirdek aile derken nerede unuttuk onları? Şükür ki bizim toplumumuz henüz muasır medeniyet seviyesinin yalnızlığına yeterinden fazla tutulmadı da, çocuklar dedelerini, ninelerini özleseler de çoğunlukla görebiliyor, onlarla sohbet edebiliyor, ‘dede‘lik makamının önemini yaşayarak kavrıyorlar.

Yaş ilerledikçe, çoluk çocuğa karıştıkça hayatımızdaki ‘büyük‘lerin yerini yeterinden fazla anlamaya başlarken onlar tendeki ‘emanet‘i bırakıp toprağa dönüyorlar. Şehir hayatının karmaşasına rağmen aile değerlerini önemseyen bir toplumda hep kötü örneklere takılıp kaldık, içimizi açacak haberleri neredeyse ‘yürekten‘ bir hasbihâl ile az hatırlar olduk, değil mi?

Dedelerin yerini kitaplar tutabilir mi? Bana sorarsanız tutmaz; hadi ortalamayı bulalım dedelerle kitaplar kıyaslanmaz. Ama dedemiz elimizden tutup bize hayatı öğretirken ‘eskimez kitaplar‘dan da unutulmaz ‘mesel‘ler anlatırsa çok da mutlu oluruz!

Şimdiki çocuklara çok da yüklenmeyelim. Şehir hayatı sıkışmışlığı yaşarken bir de üstlerine yeterinden fazla ders yükü bindiriyoruz. Sınavlar, sınavlar, sınavlar...

Hayat da bir sınav zaten, o yüzden bilgiyle sınanmak çok da yadırgatıcı olmamalı aslında.

Lafa daldık da unutur gibi olduk. Siz Ömercik‘i bilir misiniz? Tabi, nerden bileceksiniz, henüz sizi bilgilendirmedim ki!

Efendiiiim, Çilek Kitaplar‘a aşina olmuşuzdur, hani şu cicili bicili kapakları olan, içerikleriyle herkesin dikkatini çeken kitapları bizlere sunan yayınevi. İşte Ömercik dedesinden hayatı oradan çıkan kitaplarda öğreniyor. Daha doğrusu, o öğreniyor, biz de onları okurken ‘bilgi dağarcığımızı‘ genişletiyoruz.

Hikâyelerle değer eğitimini okura sunan kitapların 6 yaş grubu çocuklara yönelik hazırlandığını belirtelim. Her bir kitapta ikişer hikâye yer alıyor ve toplam yirmi dört hikâyeyi okumuş oluyoruz seriyi bitirdiğimizde. Hikâyelerde yardımseverlik, sevgi, saygı, tutumluluk, arkadaşlık, paylaşma, komşuluk gibi temel insani değerlerin öne çıktığını söylemiş olayım. Ardından eklemek isterim ki, Hikmet Ulusoy‘un kaleme aldığı hikâyelerle iş bitmiyor. Yazar bize bir de hikâyelerin anlaşılmasını sağlamak için her kitap içinde etkinlikler sunmuş. Konuya göre tekerleme, bulmaca, bilmecelerin yer aldığı etkinlikler zihnimizin canlanmasına da vesile oluyor bu arada. Neler mi var kitaplarda. Şöyle bir göz atalım bakalım, bize sunulan ‘değerler‘ nasıl hikâyeleşmiş?

İlk kitap "Dedem korkak değilmiş" başlığını taşıyor. Ömercik dedesinden sabır ve merhameti öğreniyor. A, Zeynep Durusu‘nun kitapları resimlediğini belirtmedim değil mi? "Ali‘nin sevinci"nde hastayı ziyaret etmek ve arkadaşlığı öğreniyor Ömercik. Hele ki dedeciğin yaşadıklarından çıkardığı dersleri tatlı sözlerle anlatması yok mu!

"Gülümseten ıslık" bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Tebessüm sadaka gibidir" Olumlu olmak ve hoşgörü göstermek hayatımıza ‘gülümseme‘ gibi girsin. "Paylaş ki çoğalsın" hikâyesinde paylaşmak oyuncaklar üzerinden anlatılıyor. "Kaplumbağanın bakışı" hikâyesinde kötülüğü engellemek ve hayvan sevgisi ele alınıyor. Ömercik‘in kedisinin çok tatlı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Zeytin neden hastalandı? Ömercik ilk orucunu nasıl tuttu, bunları kitaptan okursunuz artık. "Kağıt uçak" yaparken çevre hakkında bildiklerimizi sınadık mı? İşte bu hikâyede Ömercik tasarruflu olmayı ve bir şeyin değerini bilmeyi öğreniyor. "Burcu‘nun gözyaşları" niçin akıyor? Doğruluk ve sözünde durmak bu hikâyeden bize kalan ‘değer‘ler. Kim ağaç dikmeyi istemez ki? "Ağaç dostları"nda doğa ve sevgi yer alıyor. "Top ve kitap"ta zamanı iyi kullanmak, anne sevgisi dikkatimizi çeken en önem verdiğimiz iki değerli şey. Anneciğinizin yanağına bir sevgi öpücüğü kondurmadıysanız, fazla beklemeyin. "Bir tas sıcak çorba"dan ne olur demeyin. Yardımlaşma ve komşuluk asla bitmemesi gereken en önemli hasletler. Ömercik alışverişlerde oğlu dışında kimsesi olmayan "Selma Teyze"yi unutmaz da o Ömercik‘i unutur mu? Almanya‘ya gitmeden önce ‘teşekkür etmek için‘ sınıfa kadar gelen Selma Teyze‘nin bir de hediyesi var Ömercik‘e. Yardımseverlik ve tutumluluk bu hikâyeden hissemize düşendir.

"Rıza Amca‘nın Meyve Bahçesi"ni unuttuğumuzu mu sandınız. İzin almadan bahçeye girerseniz dedenizin nasihatleri size ilaç gibi gelecektir. O zaman hissemize bu kez sevgi ve kazandığını yemek düşsün.

Kitapların hepsini bana anlattırmayın, okumaya da kalsın!