Gençliğin eğitimi için yapılan her çaba, insana verilen

değerin en önemli göstergesidir.

İnsan hayatının kritik aşamalarından birini oluşturan

gençlik dönemi devamlı tartışma konusu olmuş ve kuşaklar arasında

çatışmalara neden olmuştur.

Her dönemin koşullarına göre gençliğin sorunları   olmuş ve tartışılmıştır.

Bu durum, genç insanın fıtratından gelen bir davranış

biçimidir.

Gayet tabii ve doğal bir durumdur.

Çünkü genç insan devamlı aksiyon halindedir, değişime ve

gelişime açıktır.

Her yeniliğe uyum sağlamada gayet duyarlıdır.

Bu duruma tepki gösteren başta rejimler, devletler,

hükümetler ve anne-babalar haliyle çatışmaları da beraberinde getirmiştir.

***

Türk insanının ürettiği çok güzel deyimler vardır.

Bu deyimlerden biri de, genç insanlar için söylenen

delikanlılık çağı deyimidir.

Delikanlılık çağında, gencin kanının kaynadığı, yüreğinin

kıpırdandığı, duygularının yoğunlaştığı ve heyecanının doruğa çıktığı

deli-doluluk dönemidir.

Gencin yaşadığı hayat, sıradan bir hayat değildir.

Devamlı arayış ve çatışmalarla geçen hareketli bir

hayattır.

Bu hareketli hayat içerisinde gençler, geleceğe umutla

ve güvenle bakmak isterler.

Yaşadığı ortamda umut ve güveni bulamazsa veya bununla

ilgili endişeleri varsa, işte bu noktadan sonra genç, başta kendisi ve

çevresiyle çatışmaya başlar.

Hayatlarının en kritik, en problemli dönemlerini, işte bu

dönemlerde kendini gösterir.

***

Gelecek kaygısı, gencin dünyasını çok derinden etkiler.

Geleceğe pembe hayaller ve büyük umutlarla bakmak ister.

Aradığını bulamayınca da hemen karamsarlığa düşer.

Başta ailesini ve ülkesini eleştirmeye başlar.

Ailesine ve ülkesine güvenmeyen gencin, dolayısıyla

kendine olan güveni de sarsılıyor.

Güveni ve umudu sarsılan gencin başvurduğu en yaygın alan

ise, şiddet oluyor.

Şiddete yönelen genç, bir zaman sonra terörü de

beraberinde getiriyor.

Enerjisini faydalı amaçlar için kullanamayan genç,

kendini ispatlayabilmek için kuralsız yaşamayı kendine ilke haline getirmeye

başlıyor.

***

Bir milletin kimliğini, nasıl ki bayrağı, dini, dili ve

tarihi oluşturuyorsa, gencin kimliğini de şahsiyeti, kültürel değerleri, ideali

ve dünya görüşü belirliyor.

Kimlik, toplumun kültürel varlığının temelini oluşturan aidiyet

duygusu dur.

Bu duygu sayesinde birey, toplumla özdeşleşip

bütünleşiyor.

Bizim ülkemizdeki kimlik arayışı okullardaki eğitim

sistemi içerisinde verilmeye çalışılıyor.

Oysa bireyin gerçek kimliği aile ortamında verilmeli.

Aile ocağından kazanılan değerler, gerçek anlamda kalıcı

oluyor.

Geleneksel kültürümüzde çocuğun eğitimi, devamlı okula ve

hocalara havale ediliyor.

Bizim eğitim sistemimiz de, yaz-boz tahtasına

döndüğünden kimlik arayışı başlı başına bir sorun olarak önümüzde duruyor.

Tarihinden, dilinden ve dininden koparılan genç, başka

bulvarlarda kimliğini arıyor.

Yanlış bulvarlarda kimliğini arayan gençlik, aradığını

bulamayınca da umutsuzluğa ve bunalımlara düşüyor.

Tek tesellimiz, yeni neslin sürekli arayış içerisinde

olmasıdır.

Belki ne aradığını bilmiyor ama arayan bulur demişler.

***

Geleceğin teminatı olan bugünün gençliğinin önünde birçok

problemler vardır.

Gençlik bir taraftan kendi iç dünyaları içerisinde kopan

fırtınalarla uğraşırken, diğer taraftan dış tehlikelerle mücadele etmek

zorundadır.

Dışarıdaki tehlikeler, anlatılanlardan daha tehlikeli ve

korkunç boyutta...

Uyuşturucu, kumar, fuhuş en yaygın olanlarından yalnızca

birkaç tanesi

Eğlence sektörü içerisinde harcanan gençliğin umutları

yok edilmekte ve birer kobay olarak kullanılmaktadır.

Medyanın gücüyle eğlenceye, şans oyunlarına ve kolay para

kazanmaya özendirilen gençlerin idealleri para, şöhret ve eğlenceden ibaret

hale getirilmek isteniyor.

Bu tuzağın farkına varan aileler, çocuklarını bu tür

yerlerden kurtarabilmek için seferber oluyorlar.

Kurtulamayanlar da harcanıp gidiyorlar