Suriye de çatışmaları durdurmak ve soruna bir çözüm
bulmak için sürdürülen görüşmeler sonuç alınamadan sona erdi. Aslında işin
başından beri görüşmelerden sonuç çıkmayacağı görülüyordu. Hatta, bu hususa
Cenevre görüşmelerinin daha ilk turunun ardından yazdığım bir yazıda dikkat
çekmiştim. Başta BM olmak üzere konferansa katılan ABD ve Rusya dâhil olmak
bazı ülkeler Suriye deki çatışmalarda 140 bin kişinin hayatını kaybettiğini,
milyonlarca insanın ülkelerini terk ederek çeşitli ülkelere sığınmak zorunda
kalmasının oluşturduğu acı tabloyu görmek istemedikleri için tarafları bir
araya getirmekle meselenin çözüme kavuşturulabileceği gibi bir hava estirdiler.
Suriye de yönetimde bulunanların işledikleri cinayetleri dikkate almadan,
hiçbir şey olmamış gibi iki tarafı bir araya getirip Haydi! Karşılıklı oturup
kardeş kardeş aranızda anlaşın anlamına gelecek bir tavır ile bu işin çözüme
kavuşturulamayacağı nedense hiç düşünülmedi. Belki de düşünülmek istenmedi.
Kısacası, Suriye barış görüşmelerinden barışın çıkması sadece iki tarafın bir
araya gelmesi ile mümkün olmayacağı bilinmesine rağmen gerçekleştirilen
toplantı ve görüşmeler aslında yasak savma kabilinden öte gitmeyecekti,
gitmedi
Çünkü Suriye olayına çözüm bulmak Suriye deki tarafların
işi olmaktan çoktan çıkmış durumda. Bunca zamandır devam eden çatışmaları ve
akan kanı görmezden gelen, daha doğrusu seyredenler devreye girmeden barışı kim
nasıl sağlayacak Bir tarafta şehirlere gece gündüz bomba yağdıran, kendi
insanını katleden bir yönetim, öbür yanda bu saldırıları durdurmaya çalışan bir
grup/gruplar var. Bir tarafta devlet ve bu devletin arkasındaki destekçiler,
öbür yanda kıt imkanlarla kendilerini savunmaya çalışanlar. Bu bakımdan
öncelikli olarak Suriye yönetimine destek verenlerin bu desteği çektiklerini
net bir şekilde belirtmeleri ve Suriye yönetimine kısa süre sonra desteksiz
kalacağını anlatmaları gerekiyor. Yani, yaşananların sorumluları Suriye deki
tarafları bir masa etrafına oturtup, Haydi aranızda anlaşın, bizde sizi
seyredelim mantığı ile hareket ettikleri sürece barış mümkün görünmüyordu.
Öyle de oldu.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi nin 5 daimi
üyesi Suriye deki çatışmaların durdurulmasına samimi olarak karar verip
harekete geçmedikleri sürece akan kandan sorumlulukları devam edecektir. Suriye
barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından BM Suriye Özel Temsilcisi
Lakhdar İbrahimi nin, Çok üzgünüm ve Suriye halkından özür diliyorum şeklindeki
açıklaması bir iyi niyet ifadesi belki kabul edilebilir ama bu özür
çatışmalarda hayatını kaybeden resmi rakamlara göre 140 bin Suriyeliyi hayata
döndürmeyeceği gibi, geride bıraktıklarının acısını dindirmeyecektir. Çünkü
BM nin görevi özür dilemek değil, yeryüzünde barışı sağlamak, akan kanı
durdurmaktır. Barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ABD
Başkanı Obama da yaptığı açıklamada Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad a daha çok
baskı uygulamaya karar verdiğini söylerken belki, Şimdiye kadar yeteri kadar
baskı uygulamadık, akan kanı durdurmak için yapmamız gerekeni yapmadık
dediğinin farkında bile değildi. Belki farkındaydı da dünya ile kafa buluyordu
Mazlumlar zalimler karşısında teslimiyetçi tavırlarını sürdürdükleri sürece
zalimlerden başka türlü tavır beklemek gerçekçi olur mu
Bu gelişmelerin ardından Suriye bunca süredir
çatışmaların durdurulamamasının ve akan kanın birinci derecede sorumlusu BM ve
dolayısıyla BM nin harekete geçmesine imkan vermeyen ABD, Rusya ve Güvenlik
Konseyi nin diğer 3 daimi üyesidir demek doğru bir değerlendirme olur Bu
bakımdan Suriyeli tarafları bir araya getirmeden önce Güvenlik Konseyi nin
daimi üyelerinin bir araya getirilmesi ve onların aralarında anlaşması
gerekiyor. Bu sağlanamadan istediğiniz kadar toplantı düzenleyin sonuç
alamazsınız. Sonuç almanın da ötesinde tarafları aynı masa etrafında karşı
karşıya bile oturtamazsınız. Çünkü, yaşanan acılar çok büyüktür Suriye de
insanlar kan gölünde boğulmaya terk edilmiş durumdadır.