Gündem

Bir yardım gönüllüsünün şahitlikleri

Bir yardım gönüllüsünün şahitlikleri

Abone Ol

MAZLUMDER İstanbul Şube Genel Koordinatörü gazeteci-yazar Demet Tezcan, "Bir Çığır öyküsüdür Şule Yüksel Şenler", "Anne Üşürüm Yokluğunda" isimli kitaplarından sonra İHH Kadın Kolları Koordinatörü iken yardım gönüllüsü olarak gittiği ülkelere dair izlenimlerini "Yola Düşünce" adlı kitabında topladı. Yazar Tezcan gittiği ülkelere dair anekdotları ve kitabın içeriğini Milli Gazete‘ye anlattı.

Yazar Demet Tezcan, İHH İnsani Yardım Vakfı‘nın Yardım gönüllüsü olarak gittiği ülkelere ve Mekke Medine ile gezdiği Avrupa ülkelerine dair şahitliklerini Yola Düşünce adlı kitabında anlatıyor. Yazarın Yola düşünce adlı kitabı Pınar Yayınları‘ndan çıktı.  Yazar gittiği ülkelere dair izlenimleri, gördüğü manzaralar karşısındaki duygularına yer verdiği kitapta, gittiği bölgelerin tarihi hakkında bilgiler veriyor. Yola Düşünce, yoksulluğun pençesinde çırpınan, deprem ve savaşla hayatların alt üst olduğu yerlere yapılan yardımların sadece bir poşet gıda değil, aynı zamanda bir ümit olduğunu gösteriyor. Kitap, günlük dertlerinden bunalan, her şeyden şikayet eden insanlara, bir Afrikalının, bir Filistinli mültecinin yıllardır katliamın acısıyla yaşayan bir Bosnalı kadının derdinin yanında kendi derdinin bir lüks olduğunu hissettiriyor. Kitap, Açlık ve yokluk içindeyken, Müslüman kardeşlerinden ekmek ya da para istemek yerine cami ve okul isteyen Cibutilerin bu isteği  "biz neden oraya Batılılardan önce gitmedik" sorusunu akıllara getiriyor. Yazar Avrupa‘da Müslümanlara ‘öteki‘ olduğunu nasıl iliklerine kadar hissettirildiğine kitabında yer veriyor. Ve Mavi Marmara‘nın yarım kalmış seferi...

Yola Düşünce kitabınızda gittiğiniz ülkelere dair neler var?

Savaşın, işgalin, sömürgenin, yoksulluğun derin izleri... Uluslar arası sularda şehadetin şahidliği... Suriye, Bosna, Makedonya, Hollanda, Almanya, Cibuti, Pakistan, Lübnan ve tüm bu bölgelere dair izlenimler var. Ve tabi Mavi Marmara yolculuğu... Bazen şehirlerin diline bazen halkın haline kulak kesildiğimiz yol hikayeleri. Hepsinin kendine özgü bir tarihe tanıklığı vardı.  Mesela Pakistan‘a deprem sonrası gitmiştik çok can yakıcı, yürek kavurucu bir manzara vardı. Lübnan‘a işgalci İsrail‘in iki askerinin kaçırılması gerekçesi ile tüm bir güney Lübnan‘ı  yerle bir etmesi sonrası bir de Lübnan hükümetinin Filistin Nehru‘l Barid   mülteci kampını bombalamasıyla kamplardaki sefaletin boyutuna şahitlik ettik. Bosna‘da bulunuş sebebimiz Srebrenitsa katliamının yıldönümüydü. Gerçekten çok acı şeyler vardı orda. 1992 den bu yana hala Bosnalı kadınlar cenaze kaldırıyor. Bosna‘da savaşın acıları, geride kalanların gözyaşları halen sürüyor.  Bir yıl boyunca toplu mezarlardan ceset çıkarılıyor DNA testi yapılıyor defnedilebilir bir ceset niteliği kazandıktan sonra toplu cenaze töreni ile yıldönümünde toprağa veriliyor.  Ve bu acı her 11 Temmuz‘da yaşanıyor.  Dağın, taşın, evlerin arkalarının,  stadyumların mezar olduğunu görmek acı bir tecrübeydi.  Bosna‘da nereye baksanız mezar, biraz kulak kesilseniz katledilen insanların çığlıklarını duyacak gibi oluyorsunuz. Yoksulluğun yaşandığı Afrika ülkeleri, bizdeki lüks yaşantı ve bizdeki insanların erişilmez çıtaları, Cibuti ve Etiyopya ülkelerde fakirliği anlatmaya, ifade etmeye kelimelerin kifayetsiz kaldığı insanlık halleri. Mekke- Medine Müslümanlar için en anlamlı iki şehrin izlenimleri var. Bitmemiş bir seferin, Filistin özgürleşinceye kadar bitmeyecek bir seferin hikayesi Mavi Marmara yolculuğu ile sona eriyor kitap.

Mavi Marmara: Bitmeyen bir seferin hikayesi

Mavi Marmara  yolculuğu esnasında unutamadığınız ilginç anılar ve en çok üzüldüğünüz şey ne idi?

Hayatın tüm renkleri ve sesleri bir aradaydı.  "Bomba gibi düştü" tabirinin canlı tanıkları olmasaydık, bombalar düşmesiydi seferimizin tam orta yerine, insanlığın ortak vicdanına, iyiliğe, adalet duygusuna dair pek çok şeyi paylaşıyor olacaktık şimdi. Akdeniz‘in muhteşem mavisinden, tadı damağımızda muhabbet ortamlarından, tınısı halen kulaklarımızda duran şehidlerimizin bizzat iştirak ettiği ezgilerden, haccı hatırlatan namaz saatlerinden, cemaatle kılınan namaza Piskopos Cappuçini‘nin inciliyle iştirakinden bahsediyor olacaktık. Ama maalesef ki gemide "en etkilendiklerim" sırasını saldırı anı alıyor şimdi. Her bir anını dakika dakika yaşadığım bombaların ,silahların sesleri, Cevdet Kılıçlar‘ın başına geleceklerden habersiz elinde fotoğraf makinesiyle merdivenlerden çıkışı, Son  olduğunu bilmediğim gidişini gören gözlerimin, sesini duyan kulağımın şahitliği... Ve gözlerimin önünden kayıp gidişi... İnsanlığını kaybetmiş askerlerin kayıtsızca gerçekleştirdiği cinayetler, savunmasız insanların  can pazarı ortasındaki telaşı ... Adil bir dünya için başlamış tatlı yarışın adaletsiz finali. "Suçsuz yere bir insanın ölümü insanlığın ölümü gibidir" insanlık dokuz kez öldü o gün. İnsani duyguların, erdemin, yardımlaşma ve paylaşmanın, empatinin üstüne  yağdı kurşunlar. İnsanlığın ellerini kelepçelemiş, insanlığın ortak vicdanını hapse atmışlardı.  Mavi Marmara inancı, öz güveni, olabilirliği, imkanı gösterdi. Mümkünse, yapılabileceklere kapı araladı. O kapıyı ardına kadar açmak ise yaşananlara şahit olan tüm insanlara düşüyor. Mavi Marmara‘nın başlattığı kelebek etkisi tüm dünyayı sarsacak, silkeleyecek ve zulme karşı ayağa kaldıracak bir gücü oluşturdu ve geri dönüşü olmayan bir süreci başlattı. Bu süreç işgalin sonu, Filistin halkının özgürlük süreci... İşgal tarihi boyunca gerekçeler ortaya sürerek işgale haklılık payı vermeye çalışan uluslararası güçlerin ezberini bozdu. Filistin halkı tam anlamıyla özgürleşmedikçe dünyada özgürlük adına elde edilmiş hiçbir kazanım tam bir gerçekliği ifade etmeyecek hep bir yanı eksik kalacak. Bundan böyle özgürlüğe ve özgürlük için ötekinin öz verisine, ödediği bedele dair cümleler kurarken insanlık daha dikkatli olacak.

Peki yolculuk esnasında yaşadığınız en güzel şey neydi sizce?

Umut duygusu. Yükümüz olan, yüreğimizde olan, hedefimizde olan umut!  Tarihin yönünü değiştirmede etki olacağımıza, dünyanın geleceğine dair, Filistin halkının makus talihini yeneceğine dair, ölümcül ambargonun kalkacağına ,Filistin‘in özgüleşeceğine ve  o günleri göreceğimize dair umut duygusunu an an ruhumda ve damarlarımda yaşamak  en güzeliydi şüphesiz. Gazze‘ye ulaşma umudu. Kardeşlerimizi yakından görme , yalnız olmadıklarını "bakın dünyanın her yerinden Müslümanı, Hristiyanı, Yahudisiyle buradayız sizinleyiz" diyebilmek, umudu ellerine verecek kadar somutlaştırıp onlara ulaştırmak duygusuydu. Yani güzel sona, finale yaklaşmanın o ince çizgisini görmek ve nabzımızda hissetmek duygusuydu en güzeli.

Sömürge ülkelerine gelecek olursak insan üzerinde etkisi belli oluyor mu?

İçinde olduğu yoksulluktan dolayı sömürge olduğunun farkında bile olmayan insanlar var. Yoksulluktan dolayı içine düştüğü çamurdan çıkıp, senin buruda ne işin var diyecek öz güveni kalmamış. Çünkü karın tokluğuna onun kapısında çalışmak zorunda. Onun açtığı hastanede tedavi olmak onun açtığı okulda eğitim almak zorunda. Her şeyiyle çepeçevre mahkum yaşıyor. Bir de bulunduğu durumun farkında olan ve bu konuda yardım isteyen insanlar var. Bir köyde kurban dağıtımı sonrasında köyün reisinden toplantı talep ettik. Türkiyeli kardeşlerinizden selam getirdik sizin onlara söylemek istediğiniz onlardan bir isteğiniz var mı dedik. Ki, gerçekten yoksulluğun had safhada olduğu bir bölge, evleri çalıdan çırpıdan yapma birer oda orada yaşıyorlar. Köyün reisi "Biz Müslümanız ama çocuklarımız Fransızca konuşuyorlar. Bize cami yaptırın, medrese yaptırın dedi. En çok bu taleple karşılaşıyorsunuz.

Sömürge olmak insanları nasıl bir düşünce yapısına sürüklemiş?

Oralara hep beyaz Hıristiyanlar gitmişler. Orada beyazlar ve beyazların mekanları gücün ve Hıristiyanlığın sembolü. Şirketler Hıristiyanların hastane açmışlar hemşireler rahibe Hıristiyan yardım kuruluşları orada.  Okul açmış, o okullarda kendi tarihlerini, kültürlerini öğretiyorlar. Beyaz Müslümanlar oraya gitmekte çok geç kalmışlar. Kimi bölgeler var oralardaki öğrenciler liseden sonrasını okuyamıyor. Okumak istese bile üniversite yok. Oradaki öğrenciler misyoner okullarında okumak zorunda kalıyor. Onların verdiği dersi almak zorunda. Sömürgecilik tarihi boyunca hep ezip aşağılamışlar aynı bugünkü gibi. Beyaz Müslüman‘ı gördüğünde elhamdülillah beyaz Müslüman varmış diyor. Yardım getiren beyaz Müslüman varmış. Bu onun için gurur verici bir şey. Siz oraya sadece bir poşet gıda götürmüyor sadece bir kuyu açmıyorsunuz oraya, Müslüman olarak umudu ve onuru götürüyorsunuz. Bundan sonra başımız dik gezeceğiz diyorlar.

Cibuti‘de bir kadın beni ısrarla bir yere götürdü. Fakat o yoksulluğa rağmen, bir su için kilometrelerce yürümelerine rağmen, bir kuru ekmek bulamamalarına rağmen, bizden yiyecek falan istemiyorlardı. Taşla çevrilmiş bir alan gösterdi. Biz buruda bayram namazımızı kılıyoruz dedi. Biz "Müslümanız sizden cami istiyoruz." Misyonerlik faaliyetleri yardım kuruluşu, sağlık ya da eğitim faaliyeti adı altında yapılıyor. Ciddi bir şekilde insanları Hıristiyanlaştırma çalışması var. Hava alanlarında çok sık rastladığınız bir manzara Afrikalı küçük çocuklar yardım adı altında alınıp götürülüyorlar. Onlarca Beyaz insanın kucağında Afrikalı siyah bebekleri görebiliyorsunuz.

Müslüman‘ın vicdanının ne coğrafyası ne de sınırı olur. Aslında biz bu bakış açısını kaybettik. Bahaneler öne sürdük. Burada da yokluk var burada da sorun var gibi bahanelerin ardına sığındık. Ulus devlet olma telaşıyla  neredeyse bir asra yakındır ümmet şuurunu kardeşlik şuurunu, kardeşlerimiz için bir şeyler yapabilmeyi unuttuk. Daha yeni yeni farkına vardık. Onların bizi görünce şaşırmaları aslında bizim utanma sebebimiz, gerçekten mahcup edecek, utandıracak bir hadise. Size batılı beyaz gibi yaklaştıklarında yerin dibine geçebileceğiniz bir hadise.

Avrupa‘nın aynası: Bosna

Bosna‘da yaşanan savaş Avrupa‘nın göbeğinde oldu. Burada yapılan katliamlar, Avrupa‘ya bakışı nasıl etkiledi?

Yugoslavya dağıldığında Yugoslav ordusunun tüm silahları Sırp Çetniklerin elindeydi. BM o dönemde silah ambargosu uyguladı. Sebebi savaşın uzamasıydı. Zaten Sırplar tüm silah imkanlarına sahipti. Ambargo savaşı bitirmedi mevcut  silahlarla katledilenler  silahsız savunmasız Boşnaklar oldu. Yine onların da inanamadığı, bizim de inanamadığımız bir şey var. Avrupa‘nın göbeğindeyiz buna izin verilmez, diye düşünüldü. Bosna‘daki katliam 2. dünya savaşından bu yana ikinci en büyük katliam olarak tarihe geçti. İnsanları ölümün her çeşidiyle öldürdüler. Savaşın ardından soykırım kabul edildi ama Sırp devleti sorumlu kabul edilmedi. Srebrenitsalı‘ları Sırplara teslim eden Hollanda askerleriydi. Hollanda bu askerleri ödüllendirdi. Bosna Avrupa‘nın aynası oldu.  11 Eylülden sonra da Irak‘ta, Afganistan‘da, Ebu Gureyb, Guantanamo örneklerinde göreceğimiz  bir ayna.