Kültür-Sanat

Bilinçli körlük ve korku psikolojisi

Bilinçli körlük ve korku psikolojisi

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde Şalom Gazetesi‘nin Beşinci Gila Kohen Öykü Yarışması sonuçlandı. Ulus‘ta, Avram Oditoryumu‘nda düzenlenen ödül gecesinde girişte kendilerini modern bir mülteci kampında hisseden bir toplulukla, anormal bir güvenlik taramasından geçtik. Sürekli gülen yüzler, rahat davranmaya çalışan insanlar, ama ortamda sizi de etkileyen, kanıksanmış, bedenlere, giysilere sinmiş bir korku havası.

Saldırı medeniyetsizlerin işi, savunma çaresizlerin. Savaş ise insanlığın hiçbir duygusuna uygun olmayan hayvani bir durum ve temelinde adaletsizlik yatar. Gücü gücüne yetenin elinde bulundurduğu güçlü bir silahtır savaş ve işgal. Dünyanın pek çok yerinde savaşlar, işgaller, zulümler binlerce yıldır yaşanmıştır, şu anda da yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecektir. Bunu ortadan kaldırmaya gücümüz yetmez çünkü şüphesiz şeytanın da bir mühleti var. Ama haksızlığa karşı mısın? Destekliyor musun, yoksa suskun bir seyirci misin? Bunlar senin insanlık dereceni gösterir. Suya sabuna dokunmamak, kenar köşe kaçmak işe yaramaz. "Ama"sı yoktur buna verilecek cevabın ve sessizlik de onaylamaktır. Katliama öfkeni, tepkini ya da en azından eleştirini dile getirmediğin müddetçe aklayamazsın kendini.

Aman anti semitizm yapılmasın!

Terörist İsrail‘in Gazze‘ye on yıllardır sistemli olarak uyguladığı soykırım girişiminin en son ve en vahşi uygulamasını hatırlamayanımız yoktur. Binlerce masum insanın bir ay içerisinde şehit edilişini kimimiz gözyaşı ve öfkeyle, kimimiz "dünya insanı" sıfatıyla üzgün, kimimiz ideolojilerden soyutlanmış bir bakış açısıyla yalnızca eleştirerek seyrettik. Kimimiz ise sessizce, tepkisizce bir film gibi gördük olanları. Kimimizse olanlardan en ufak bir acı bile duymadık ve İsrail‘i eleştirmek bir yana, dünya Yahudilerinin derdine düştük. Birileri çıktı "Aman anti-semitizm yapılmasın. İnsanların öfkesi fanatizme, ırkçılığa yönelmesin" dedi. Duyarlı davrandık. Hatta bazen mazlumun hakkından çok zalimin hakkını düşünür hale geldik. Bilmedik, umursamadık, hoşgörünün, duyarlı davranmanın karşılıklı olması gerektiğini.

Yahudi karşıtlığının körükleneceğinden korkan Yahudiler ve "liberal, demokrat, özgürlükçü, hoşgörülü vs." görünmeye çalışan sempatizanları ekranlara çıkıp Gazze bombalanırken İsrail vahşetini kınamak yerine kendi dertlerinin peşine düştüler.

Kimimiz siyonist Yahudilerle diğerleri arasında bariz bir fark olduğuna inandık, inanmak istedik ve uzun bir süre bunun kanıtlanmasını bekledik. İkna olmak için kendimizi şartlamış olmamıza rağmen, birkaç cılız, şahsi ifadeler dışında ne kurumsal bir tepki, ne bir cemaat, ne de bir gruptan terörizme lanet okunduğunu gördük. Aksine siyonist terörizme tepkimiz arttıkça Yahudilerin alındığını, iyice kabuğuna çekildiğini fark ettik. Üzüldük. Üzüldük çünkü önyargı, toplu olarak yargılamak yoktu bizim dinimizde ve kültürümüzde. Ama umutla bekledik Yahudilerden, istedik ki gereksiz bir savunmaya geçmek yerine zulmü, zâlimi en azından kınasınlar... Ama hayal kırıklığına uğradık.

Geçtiğimiz günlerde Şalom Gazetesi‘nin Beşinci Gila Kohen Öykü Yarışması sonuçlandı. Ulus‘ta, Avram Oditoryumu‘nda düzenlenen ödül gecesinde girişte kendilerini modern bir mülteci kampında hisseden bir toplulukla, anormal bir güvenlik taramasından geçtik. Sürekli gülen yüzler, rahat davranmaya çalışan insanlar, ama ortamda sizi de etkileyen, kanıksanmış, bedenlere, giysilere sinmiş bir korku havası. Nazi Almanya‘sında sınır köylerinin dışında bir orman. Orman içinde çok iyi inşa edilmiş bir mülteci kampı... Bu öykü yarışmasına Gazze katliamını anlatan bir öykü katılmıştım. İsmi katliam operasyonunun ismiyle aynı: "Dökme Kurşun." Sonucu tahmin etmeme rağmen katılım amacım bir Yahudi kurumunun İsrail‘e karşı tutumunu ölçmekti. Üstelik hikâyede, ne İsrail‘e bir eleştiri, ne de Yahudilere en ufak bir dokundurma vardı. Yalnızca olanları aynen gerçekleştiği gibi yansıttım, sinematografik bir üslupla, bir fotoğraf gibi. Olayları olduğu gibi anlatmak söylenecek başka bir söze, yoruma gerek bırakmıyordu zaten. Açıkçası amacım, bireysel olarak da olsa, görmek istediğim tutum için herhangi bir Yahudi kurumuna, bir şans vermek, insani duyarlıklarını tetiklemek istemiştim. Evrensel bir mesajın iyi kurgulanmış bir hikâye ile yerine ulaşmasını dilemiştim. Ama hayal kırıklığına uğradım.

Tuluyhan Uğurlu‘nun korkusu

Ödül töreninde jüri üyelerinden biri, acıların çocuğu havasında, "Bazı kesimlerin tüm çabalarına rağmen bu ülkede var olmaya devam edeceğiz" demesi ve ödüllerin eserlerin kalitesinden ziyade, "yazarları desteklemek" amacıyla verildiğini söylemesi maalesef yanıldığımı gösterdi. Neredeyse bütün yarışmalarda gördüğümüz bu tutum açıkça gösteriyordu halen pek çoğumuzun hoşgörü, objektiflik ve profesyonelliğe yaklaşamadığımızı. Bu tutum, kendilerini baskıda hisseden azınlıklarınsa sürekli bir paranoya içerisinde, daima uyarılmış bir halde, güler yüzlü ama öfkeyle beslendiğini kanıtlıyor. İsrail‘in küçük bir fotoğrafına bile tahammül gösterememek neyin göstergesidir? Üstelik bu ülkede, muhafazakâr Müslümanlara yapılan baskı hiçbir etnik kökene, hiçbir azınlığa yapılmamıştır.

Yanılmadığımı üzülerek gördüğüm o geceyle ilgili başka bir anekdot da, törende dünya kadınları için bir saatlik bir dinleti hazırlayan Tuluyhan Uğurlu‘nun tavrı. Bir slayt gösterisi eşliğinde sunulan dinleti gerçek bir müzik ziyafeti sundu. Fakat insanlık tarihinde kadınının yerine dair bir not gibi hazırlanan bu ziyafetin bile ideolojik bir mesaj içermesi can sıkıcıydı. Karanlık Avrupa‘nın aslında bir meta olarak gördüğü kadının, bu dinletide Osmanlının ve dolayısıyla Müslümanların kadına bakışından çok daha önde olduğunun iddia edilmesi, tesettürün uç örneklerinin gösterilip "Bazıları Tanrı vergisi güzelliklerini saklamayı seçer" gibi yargılayıcı ve küçümseyici yorum yapılması tahammülfersa bir tutumdu. Tüm acı çeken kadınlara yer verilen slayt sunumunda, ne bir Filistinli kadın, ne de bir çocuğun resmine yer verilmesi, onların acılarının görmezden gelinmesi, umursanmaması acı önyargılarımızı haklı çıkarır nitelikte.

Size isnat edilen bir suçu inkâr etmediğiniz sürece, suskunluğunuz o suçu kabullenmiş sayılmanıza sebep olur. Anti-semitizmden dert yanıp duran Yahudilerin kendilerine sorması gereken çok önemli bir soru var, dünya genelinde var olduğunu iddia ettiğiniz Yahudi karşıtlığından gerçekte kim sorumlu? Terörist devlet İsrail‘le gerçekten bir arada anılmak istemiyor musunuz? Gerçekten adaletsizliği, işgali, katliamı, soykırım girişimini kınıyor musunuz? En azından bir "dünya insanı" mısınız? Yoksa hâlâ üstün ırk olduğunuz iddiasıyla, Nazi vahşetinin intikamını insanlıktan almak peşinde, arabesk bir ideolojiyle nesillerinizi nefretle mi besliyorsunuz? Suskun durarak, tepkisiz durarak bu sorulara olumsuz cevap vermiş oluyorsunuz. Zulme "hayır" demeyen, "evet" demiş olmaz mı?