Katliamın emrini veren, eski İsrail başbakanlarından, dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron‘un "çok büyük suçlu" olduğunu ifade eden Seymin, "Burada hamile kadınları öldürdü, dünyaya gelmemiş bebekleri, ceninleri annelerinin karnında katletti. Mescitte namaz kılanları öldürdü. Arka taraflarda komşularımız vardı, hepsini öldürdüler. Herkes buraları terk etti, olaylar sona erince döndük" dedi.
Fisk: Şatilla katliamını hâlâ unutamıyorum
Gazeteci Robert Fisk, gördüğü katliamı şöyle aktarmıştı: "18 Eylül 1982‘de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır. Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hala gözlerimin önünden gitmiş değil.
1982‘deki Şatilla katliamının tanıklarından Filistinli Münire Seymin:
Şaron dünyaya gelmemiş bebekleri bile öldürdü
İsrail yanlısı aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milislerin 1982‘de yaptığı Şatilla katliamının tanığı Filistinlilerin acısı, zihin ve yüreklerdeki tazeliğini hala koruyor.
Bugün 15 bin kişinin yaşadığı Şatilla mülteci kampında yaşamını sürdüren tanıklardan 65 yaşındaki Filistinli Münire Seymin, katliam sonrası şahit olduklarını gözyaşlarıyla anlattı.
Eşi hastalık sebebiyle vefat eden ve "İsrail‘in işgal ettiği vatanlarına bir gün dönecekleri" ümidiyle yaşayan Seymin "Evimizin bulunduğu bölgede de saldırılar vardı, bombalar yağıyordu. Şatilla katliamı, evimizin bulunduğu noktadan biraz uzakta olmuştu. Bizim bölgeye de bombalar yağdığı için, orada olanları ancak 3 gün sonra duyduk, gördük" dedi.
Askerlerin daha sonra kendilerinin oturduğu bölgeye geldiğini belirten Seymin, şöyle devam etti: "Gözlerimle gördüm olanları. Biri devamlı görüştüğüm bir arkadaşımdı, hamileydi, saçlarından tutup boğazını kestiler. Buralara grup grup geldiler, bize saldırdılar. Buradan kaçmaya geldik. Nasıl öldüreceklerini şaşırmış gibiydiler, bizler de kaçışıyorduk.
Şu arka caddenin tamamı insan cesetleriyle doluydu. Vücutlarının üzerinde yanık yaraları vardı, parça parça yaralar bulunuyordu. Dışarı çıktığımızda insanlar kaçışıyordu. Remzi adında biri vardı, koşuyordu, hala gözlerimin önünde... Sonra öldürdüler mi, şimdi tahayyül edemiyorum.
Çocukları çok kötü bir şekilde öldürdüler. Alelacele elbiselerimizi giydik, eşim ‘Hemen çıkalım‘ dedi, Burc El Berecne kampına sığındık. Olaylar sona erince döndük."
"Burada hamile kadınları öldürdü"
Katliamın emrini veren, eski İsrail başbakanlarından, dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron‘un "çok büyük suçlu" olduğunu ifade eden Seymin, "Burada hamile kadınları öldürdü, dünyaya gelmemiş bebekleri, ceninleri annelerinin karnında katletti. Mescitte namaz kılanları öldürdü. Arka taraflarda komşularımız vardı, hepsini öldürdüler. Herkes buraları terk etti, olaylar sona erince döndü" dedi. Münire Seymin, kendisinin ve tüm topraklarını terk etmek zorunda kalmış tüm Filistinlilerin, "İsrail‘in Filistin‘den çekileceği, vatanlarına kavuşacakları günün hayaliyle yaşadıklarını" sözlerine ekledi.
Şatilla katliamı
Tarihe "Sabra ve Şatilla katliamı" olarak geçen 1982‘de İsrail yanlısı aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milislerin Batı Beyrut‘ta Sabra ve Şatilla adındaki Filistin mülteci kamplarını basarak, çocuklar dahil çok sayıda kişiyi katletmesi olarak biliniyor. Bu katliamlarda hayatını kaybedenlerin sayısı 3500 olarak ifade ediliyor. Birçok kaynak, saldırılarda fosfor bombası kullanıldığını belirtirken Dr. Emel Şama, "Bebekleri alevlerden kurtarabilmek için hemen su dolu kovalara koymak zorunda kaldım. Yarım saat sonra kovalardan çıkardığımda, vücutlar hala yanıyordu. Hatta morgda bile için için yanmaya devam ediyorlardı" diyerek, duruma daha da açıklık getirmişti.
BBC‘ye göre İsrail Meclis Araştırma Komisyonu, Ariel Şaron‘u katliamdan sorumlu bulmuş, Şaron bunun üzerine Savunma Bakanlığı görevinden istifa etmişti.
Gazeteci Robert Fisk, baskının hemen ertesinde olay yerinde gördüğü manzarayı, The Independent gazetesinde 2001‘de Şaron‘un İsrail Başbakanı seçilmesinin ardından yazdığı makalede şöyle aktarmıştı:
"18 Eylül 1982‘de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır. Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hala gözlerimin önünden gitmiş değil. Biraz ötede Sabra Camisine giden yolda 90 yaşında, beyaz sakalı ve pijamalarıyla Nuri Bey‘i görüyorum. Ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor. İlerideki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın cesedi var, beyinleri dışarı akmış. Kadınlardan birinin karnı yarılmış. Cesedin birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış, bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekleri gördüm... Cesetlerin kuruyan kanları üzerinde sinekler uçuşuyor, ölü bedenlerin bileklerindeki saatler ise hala çalışıyordu. Tırmandığım küçük rampayı aşabilmek için etrafa dağılmış ceset parçalarını bir kenara itmem gerekiyordu. Biraz ötede ise sırtından hala kan süzülen sevimli bir genç kız yatıyordu."
Şaron, İsrailli bir komisyon tarafından bu konuyla ilgili soruşturmaya tabi tutulmuş, 2001‘de başbakan olduğu dönemde Belçika‘da başlatılan adli süreç sırasında endişeli günler geçirmişti.
Katliam‘ın izlerini taşıyan Şatilla‘da buruk bayram
Lübnan‘ın güneyinde bulunan ve Filistinli mültecilerin yaşadığı Şatilla ile yakınındaki Burc El Berecne kamplarında Kurban Bayramı, buruk kutlanıyor. Hala, 1982 yılındaki, tarihe Şatilla Katliamı olarak geçen olayın izleri ile iç savaştan kalma yıkık binaların bulunduğu Şatilla‘daki mülteciler, her yeni güne, ‘‘İsrail‘in işgal ettiği vatanlarına bir gün kavuşabilme‘‘ ümidiyle uyanıyor. 15 bin Filistinlinin yaşadığı Şatilla‘da, çocuklar merkezde kurulu lunaparkta eğlenerek bayramı kutladı. Çocuklar, kampı ziyaret eden İHH İnsani Yardım Vakfı ekibinin dağıttığı, oyuncak, şeker ve balonlara ilgi gösterdiler.
Şatilla "oldukça gergin"
Kamp sakinleri, Şatilla‘nın, 1982‘deki katliam, iç savaş ve Filistinli ‘‘direnişçilerin‘‘ yoğun yaşadığı yerlerden biri olması nedeniyle, Lübnan‘daki 18 mülteci kampına kıyasla ‘‘oldukça gergin‘‘ bir portre çiziyor. Bu gerginlik, özellikle erkeklerin yüz hatlarına ve hareketlerine yansımış durumda. Söz gelimi gazeteciler, diğer 18 kampın aksine burada çok rahat çekim yapamıyor, yanlarında yerel halktan rehberleri olsa bile engel ve tehditlerle karşılaşabiliyor. Bölgede, ufacık bir kıvılcım bile anında büyük olaylara sebebiyet verebiliyor. Nitekim, İHH ekibi ve AA muhabirinin bölgede olduğu sırada, Filistinli iki grup arasında sokak kavgası çıktı. Çocukların eğlendiği lunaparkta, ‘‘çocuk‘‘ meselesinden birkaç kişi arasında çıkan kavga, saniyeler içinde büyüdü, yaklaşık 50 kişi bir araya toplandı; yumruk, tekme ve kereste parçalarıyla kavgaya tutuştu. Bu sırada silahlar patladı. Havaya ateş açılması üzerine sakinleşen taraflar, kavgaya son verdi. Olayda, bazı Filistinliler, yumruk ve sopa darbeleriyle yaralandı. Fotoğraf çektiği sırada, kavgaya tutuşan iki grubun arasında kalan AA muhabiri, güvenli bir alana çekilerek yaşananları görüntülemeye devam etti. Kavga nedeniyle, İHH ekibi, kendilerine rehberlik eden Filistinlilerce bölgeden uzaklaştırıldı.
Tek odalı evde 5 çocukla yaşam mücadelesi
Daha sonra, Şatilla‘da ev ziyaretleri yapan ekip, ilk olarak 5 çocuk annesi Cumale Cemil Ayyad‘ın kapısını çaldı. Eşi beyin rahatsızlığı sebebiyle vefat eden kadın ile çocukları, ‘‘sokak‘‘ işlevi gören, tek kişinin bile zorlukla sığabildiği apartman aralıklarından geçilerek ulaşılan bir tek odalı evde yaşam mücadelesi veriyor. Ekip, dört tarafı duvarlarla çevrili olduğu için penceresi bulunmayan, dolayısıyla güneş görmeyen, mutfağında ocağı bile bulunmayan, halısı olmayan, tuvaleti evin giriş kapısından perdeyle ayrılan evde yaşam mücadelesi veren ailenin bayramını kutladı. Aileye, nakdi yardım yapıldı.
İHH‘nin yardım elini uzattığı yetimlerin gözleri doldu
Ekİp, İHH‘nin ‘‘Elini Tutmazsan Yetim Kalır‘‘ kampanyası kapsamında her ay 70 TL yardım yapılan kız çocuğu İmed Akil‘in evini de ziyaret etti., İHH‘nin aylık 70 TL yardım yaptığı İmed, Şatilla‘ya gelen İHH ekibini, annesiyle birlikte evlerinde ağırladı. İHH ekibi, aileye nakdi yardım yaparak bayramlarını kutladı. Ziyarette duygulan İmed‘in gözleri doldu.
Burc El Berecne kampı
İHH ekibi, Şatilla yakınlarındaki 18 bin Filistinli mültecinin yaşadığı Burc El Berecne kampını da ziyaret etti. Bu kampta bilinen anlamda ‘‘sokak‘‘ bulunmuyor. Kampa, bir kapının yarısı genişliğinde, iki bina arasındaki aralıktan giriliyor. Kampta sokakların tamamına yakını, iki insanın yan yana geçebilmesine ancak imkan verebilen, binalar arasında yer alan, güneş görmeyen aralıklardan oluşuyor. Belediye, temizlik hizmeti vermediği için kamptaki çöpler sokaklarda birikiyor, bu da hastalıklara davetiye çıkarıyor. Kampta en büyük sorunlardan biri de su ve elektrik tellerinin yan yana, ‘‘sokak‘‘ olarak kullanılan, binalar arasındaki aralıklarda, yer üstünde ve çocukların da ulaşabileceği duvar kenarlarında bulunması. Bu altyapı eksikliği nedeniyle her ay ortalama iki kişinin elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdiği bildiriliyor. İHH, ekibi bu kampta önce, 3 çocuğu engelli olan Macide Ahmet‘i ziyaret etti. ‘‘Eşim işsiz. Hasta oldukları için sıkıntı yaşıyorum, eğitim konusunda problem yaşıyoruz. Spastik engelliler için bir eğitim merkezi kurulmasına ihtiyacımız var‘‘ diyen Ahmet‘e para yardımı yapıldı. Kapısı çalınan 3 çocuk annesi Aide Hüseyin de gelirlerinin bulunmadığını, akrabaları, Gavs İnsani Yardım Kurumu ve yardımseverlerin desteğiyle ev kirasını ödeyip geçinmeye çalıştıklarını anlattı. İHH‘nin ayda 70 TL gönderdiği ailenin yetim kızı ziyarette duygulandı.
Çok zor şartlar altında yaşayan filistinliler...
Lübnan‘da, 8 bin mültecinin yaşadığı Burc El Berecne Kampı sakinleri Kurban Bayramında "vatanlarından uzakta" olmanın burukluğunu yaşadı. Bu kampta bilinen anlamda "sokak" bulunmuyor. Sözgelimi, kampa giriş, bir kapının yarısı genişliğinde olan, iki bina arasındaki aralıktan yapılabiliyor. Kampta sokakların tamamına yakını, 2 insanın bile yan yana geçebilmesine çoğu zaman imkan vermeyen, "bina aralığı" denilebilecek güneş görmeyen geçitlerden oluşuyor.




