"Dolmabahçe mutabakatı", bir kavşak olmalı. AKP‘ye darbe tehdidi ile darbeye tam yatmayan kimi komutana tehditlerin buluştuğu kavşak...
Sanırım, Büyükanıt şu sıra en çok bunu söylemek istiyor; nasıl olsa, "bazı silah arkadaşları" nın kendisi için düzdüğü dosyalar açığa çıktı diye! Başbakan da, mutabakatın sakatat olmaması için gardını alıyor. "Mahrem" diyor... Ama, biri seçilmiş, diğeri tayin ve terfili iki kamu görevlisinin "kamusal mahrem"i, milletin kaderi ise! Erdoğan‘ın, Demirel‘in "Hiçbir siyasetçi cumhurbaşkanlığı makamını elinin tersiyle itmez" deyişine verdiği tepkiyi de çok yönlü okursanız... Kızım sana söylüyorumlar bile bulursunuz belki: "Ama itilirmiş. Bunu gördüler. Daha da görecekler. Eğer nefis vicdanın önüne geçerse orada siyaset olmaz." Kızmasınlar ama ben bir de şöyle tercüme edeyim: Dolmabahçe mutabakatına rağmen; Abdullah Gül... Erdoğan‘ın elinin tersiyle ittiği makamda ısrar etti! Büyükanıt‘ın mırıldandığı bence bu. Ama o önce muhtıra hesabını verebilmeli. "Şemdinli mutabakatı"nın da. Bu hesaplar verilmeli ki, dümenin elinde olduğunu düşünen hiç kimse, elindeki devlet araçlarını halkın ve demokrasinin ve de cumhuriyetin üstüne sürüp ezmesin! Andıç katipleri ve darbe istihkâmcıları da, amirleri de. Mahremciler ve nefsi vicdanın önüne geçirenler de! (UMUR TALU / SABAH)