Korku ve endişe duygusu, iki yönden önemlidir. Bir yandan kişinin fiziksel varlığını öte yandan, sosyo-psikolojik varlığının korunması için devreye girer ve koruma filitrelerimizi harekete geçirir.
Bu iki önemli duygu kişinin temelde varlığını duygusal bağlılıklar doğrultusunda sürdürdüğünü, bu bağlılıkların da metafiziksel ve beşeri olmak üzere iki ayrı alanda yer aldığını göstermektedir. Beşeri bağlılığında kişi, belli sınırlar dahilinde, dostlarıyla, arkadaşlarıyla, ailesiyle, çocuğuyla, sosyal hayatın bütün aktörleriyle iletişim halinde olmaya ihtiyaçlıdır.
Her insan, sosyal hayatın içinde, diğer insanlarla, kaynaşmak, onlarla konuşmak iletişim kurmak istemektedir. Yapılan araştırmalara göre, sosyal paylaşımın daha fazla olduğu kırsal alanlarda insanlar kentte yaşayanlara göre daha az yalnızlık duygusu yaşıyor. Doçent Dr. Aylin Akpınar‘ın deyişiyle, "kırsal alanda mekanların arasındaki mesafe uzak fakat insanlar duygu ve dayanışma ruhu bakımından birbirlerine yakınlar, şehirde mekansal anlamda insanlar yanyana yaşıyorlar ama duygudaşlık ve dayanışma ruhu açısından aralarında mesafeler var."
Kuşkusuz insanların korku, endişe ve panik durumlarını tetikleyen bu yalnızlaşma ve kopukluk, onları yoğun bir korku yumağının içine itiyor ve orada kendileriyle başbaşa bırakıyor. Günümüz insanının bu ruhsal kaosa sürüklenmesinde teknolojinin ve doğal olarak insanın bu makinelerin bir versiyonu haline gelmesinin etkisi vardır. Bu gerçek bugün uzmanlar tarafından da kabul görmektedir. Modern yaşam ve küreselleşme olgusu toplumsal dayanışmanın yerine bireysel varoluşculuğu öngördüğünden, kişilerin paylaşım alanı daralıyor ve sonu gelmez korkulara sürükleniyorlar.
İnanmak elzem bir ihtiyaçtır
İnanmak elzem bir ihtiyaçtır. İnsanın inanç unsurundan yoksun kalması, onun korkularını ve psikomatik sorunlarını arttırmakta ve çeşitli çıkmazlara sürüklemektedir. İnsan ölümden korkmaktadır, geleceği, ölüm sonrasını sorgulamakta, kendini ve geleceğini garanti altına almak istemektedir. Korkuları ona geleceğini gösteriyor, geleceği için hazırlıklar yapmasını söylüyor fakat, kişi ancak ruhunun derinliklerinden yükselen o içsel sese kulak verirse sorumluluklarının bilincine varabiliyor.
Korkunun en büyük özelliği caydırıcı olmasıdır . Organizma maddi ya da manevi bir tehlike sezdiğinde, korunma reflekslerini devreye sokarak bir nevi uyarıcı görevi üstlenmektedir. Çukura düşmemek için geri çekilmek, hastalıklardan korunmak için sağlık kurallarına dikkat etmek, cehennem korkusuyla haramlardan kaçınmak, korkunun bir tür uyarı sinyali olduğunu göstermez mi?
İnsan güven içinde yaşamak ister
İnsanın hem kendi türüyle hem de, tabiatla bütünleşmeye ihtiyacı var, Ericc Fromm insanın yalnızlaşmasının en büyük sebebi, kendine yabancılaşması ve tabiattan kopmasıdır der. Bu önemli, insan diğer insanlara bağlanmaya ve dayanışmaya ihtiyaçlı olduğu gibi tabiatın engin dinlendirici ruhuna da ihtiyaçlıdır.
İhtiyaçların, metafiziksel boyutu ise, kişinin iç dünyasında yani fıtratında yer alan inanma potansiyelinin doyurulmasıyla ortaya çıkar. İnsan yaşadığı dünyanın geçici metalarında kendine yetecek kadar güven ve sevgi unsuru bulamamaktadır. Oysa, din duygusu ona hiç bitmeyen, sonsuzluğa doğru uzanan bir güven ve sevgi vermektedir. Böylesine süreklilik arzeden bir güven unsurunu kişi yaşadığı geçici dünyanın hiçbir alanında bulamamaktır.
İnsan aynı zamanda, aciz bir varlıktır, hem bedenen hem ruhen zayıftır. Ancak gücü kainatı kuşatan bir varlığa inandığında o zayıf insan adeta devleşiyor, güçleniyor, akıl almaz yeteneklere ve güçlere ulaşıyor.