İnsanın ilk iletişim kurduğu kişi annedir. Anneyle başlayan yolculuk, yakın çevreye ve oradan da sosyal alana açılır.
Anne merkezdir, kişi bütün yolculuklarında anneden etkilenir. Yani, insanın sosyal çevreyle kurduğu ilişkinin niteliği anneyle kurduğu ilişkisiyle orantılıdır. Anne, baba ve aile bireyleri bu anlamda çocuğun kişiliğinin gelişiminde önemli kişilerdir.
Anneyi de içine alan aile ise kişinin, kendini inşa ettiği, temel alışkanlıklar kazandığı, ötekiyle ilişkilerinin nasıllığını belirlediği önemli bir kurumdur. Dolayısıyla bu kurumu oluşturan anne ve babalar, bütün insani donanımlarıyla varlıklarını seferber ederek çocukları geleceğe hazırlamalıdırlar.
Doğan Cüceloğlu, İçimizdeki Biz adlı çalışmasında insan için, yedi temel aile gereksinimini şu başlıklar altında verir:
1- Değerli olma duygusu
2- Güven ortamı
3- Yakınlık ve dayanışma duygusu
4- Sorumluluk duygusu
5- Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme
6- Mutluluk ve kendini gerçekleştirme ortamı
7- Sağlıklı manevi yaşamın temellerini oluşturma ortamı
(İçimizdeki Biz, Doğan Cüceloğlu, Altın kitaplar, 1999)
İnsan olmak, beşer olmaktan farklı bir şey
Her insan, ailede ve dış dünyada sevilmek ve belli bir saygınlık elde etmek ister. Bu biraz da insanın başkalarıyla yakınlaşma, varlığıyla karşısındaki tarafından görülüp onaylanma ihtiyacının sonucudur. Çünkü başkalarıyla ilgili değer kriterlerimizi oluştururken karşımızdaki kişinin davranışlarına, bizimle kurduğu ilişkilerine, ortak noktalarımıza ve bizi nasıl değerlendirdiğini dikkate alır ve buna göre hareket ederiz.
İnsan, fıtri olarak karşısındaki kişiyi ya kabul eder ya da red eder ve bu tercihini yaparken toplumsal yaşama bir şekilde katılır. İnsanın bu ihtiyacı yaşamıyla birlikte her zaman devam eder. Dolayısıyla yalnızlığa çekilme, kendini soyutlama insanın yapısıyla örtüşmezken, toplumsallaşma, sosyal örgünün bir parçası olarak yaşama insanın yapıtaşlarında yerini bulmaktadır.
İnsan olmakla beşer olmak arasında ince bir nüans vardır. Beşer yiyen, içen ve canlılık belirtisi gösteren bir varlıktır ancak insan, inanan, değer üreten, seven, güvenen, üzülen, öfkelenen, nefret eden üst bir varlığı tanımlar. Kendini bilen ve sorumluluklarının farkında olan insan, sadece kendi sorunlarının içinde boğulmayıp, yaşadığı toplumun ve insanlığın sorunlarıyla da hemhal olur. Bu insan, kendi dar sınırlarını aşmıştır ve yaşadığı toplum için bir şeyler yapmak insanlığın kurtuluşu için çalışmak istemektedir. Dualarında, gelecekle ilgili projelerinde her zaman diğer insanlar vardır ve insanların sorunları onu yakından ilgilendirmektedir.
"Birey kendi dar kişisel sorunlarının içinde boğulmaktan kurtulup onların üzerine çıktığı ve insanların tümünün sorunlarıyla ilgilenecek hale geldiği zaman yaşamaya başar" "M. L. King, Jr, 17 (İçimizdeki Biz, Doğan Cüceloğlu, Altın kitaplar, 1999)
İnsanın, birlikte hareket etme ve birlikte yaşama isteğini bireysel dünyasından sosyal alana, aile ortamından dış çevreye kadar uzanmakta ve nasıl ki, yaşamında yalnızlığı sevmiyor ve etrafında insanlar görmek istiyorsa ölürken de yalnız ölmek istemiyor sevdiği insanların başucunda olmasını bekliyor.
Zira, sosyal yaşam, gerek aralıksız devam eden olaylar zinciriyle, gerek iş ve dayanışma organizasyonuyla sürekliliği arz etmektedir. Bu süreklilik içinde, insan sürekli bir meşgale ve çalışma periyodunun içinde yer almaktadır. Zira insanlar, özel kabiliyetlerine, sosyal konumlarına ve imkanlarına göre yaşadıkları toplumda bir iş yapmakta ve mahir oldukları bu işle adeta bütünleşmektedirler.