Bir öğrenci düşünün. Tıp fakültesine kaydını yaptırmış. Ama okuluna devam etmiyor. Sınavlara girmiyor, "Niçin okuluna devam etmiyorsun? Yoksa okulunu mu sevmiyorsun?"dediğinizde, "Sevmez olur muyuz? Okuluma sonsuz sevgim var. Ama siz benim devamsızlığıma, sınavlara girmediğime ne bakıyorsunuz! Benim sevgi kalbimde..." cevabını verse ne dersiniz? Bu öğrenci sevgisinde hiç samimi olabilir mi? Annesinin sözünü tutmayan çocuk, emre itaat etmeyen memurun sevgi iddialarına inanır mısınız?Sevginin bir şekli vardır. Okulunu seven öğrenci okuluna devam eder, derslerine çalışır, sınavlara girer. Annesini seven çocuk, amirini sayan memur itaat eder, söz dinler.Peki Allah‘ı seviyorum demenin de bir ölçüsü yok mudur? Elbette var.O da Allah‘ın emirlerini tutup yasaklarından kaçınmak. Küçük/büyük yapacağımız bütün hareketlerimizde Resulullah‘ı örnek almak. Yaptıkları birçok işi birebir hayatımızda uygulamak. Peygamberin yolundan giden insan Allah‘ı seven insandır.
(Düşünce Dünyası)
Düşünüyorum, o halde Allah var!
İlim tarihi özellikleri birbirinden farklı ilim adamları ile doludur. Her birinin değişik görüşü, araştırmaları vardır. Fransız düşünür Descartes (Dekart okunur) de çalışmalarında düşünceyi ön planda tutmuştu. "Düşünüyorum öyleyse varım" sözü ile ünlüdür. Düşünerek hakikatleri bulmayı kendisinden önce yaşayan Müslüman alimleri tavsiye etmişlerdi. 1596 yılında Fransa‘da doğdu. Otuz yıl Savaşlarına katıldı. 1625 yılında Hollanda‘ya yerleşti.Felsefeye ve metamatiğe aşırı merakı vardı. Sessiz ve sakin bir hayat geçirdi. Çalışma ve araştırmalarının büyük bir kısmını Hollanda‘da yaptı. Eserlerini Fransızca olarak yazdı. O zamana kadar Avrupa‘da yazılan kitaplar hep Latince ile yazılmaktaydı. Latince bilmeyenler bu kitaplardan faydalanamıyorlardı.Descartes herkesle iyi geçinirdi. Her kesimden insanlara dost olmuştu. Düşünceleri ile Allah‘ın varlığını ispat eden ilim adamlarındandır. Şu sözleri ile Allah‘ı varlığına delil getirmişti:"Düşünüyorum öyleyse varım. Benim varlığım da Allah‘ın varlığına delildir. Bunun için Allah‘ın varlığı kesin bir matematik çözümünden daha gerçektir.""Ben kendimi noksan biliyorum. Noksansız bir zatın varlığına ihtiyacım var. Bütün kemal sıfatları ile süslü Allah‘ın varlığına inanmayı kaçınılmaz bir görev sayıyorum. O‘nun varlığı bir üçgenin köşe açılarının toplamına dik açıya eşit olduğu gibi kesindir."1650 yılında davetli olarak gittiği İsveç‘te hastalanarak öldü. Ama Descartes bu sözleri ile unutulmazlar arasına girdi.
(Bir Kıssa Bin Hisse)
Yanmayan hırka
Bir gün 40 rahip 40 soru hazırlayıp, Hazreti Mevlana‘yı sınamaya Konya‘ya giderler.Yol boyunca aralarında kıkır kıkır gülüyorlar ve "Bu 40 soruyu cevaplaması imkansız" diye gülüşüyorlardı.Derken, Hazreti Mevlana ile bir fırının önünde karşılaşırlar. Ne diyeceklerini şaşırırlar:"Ee, şey," der biri, "Sizi ziyarete geliyorduk."Büyük veli onları, hoş karşılar ve şöyle der:"Hoş geldiniz, sizin niyetinizi biliyorum. Haydi sorun bakalım sorularınızı?"İlk darbeyi yemişlerdir. Ayaküstü sorarlar:"Kur‘an‘da, ‘Her nefs, Cehennemden geçecektir‘ buyuruluyormuş, öyle mi?""Evet öyledir.""Yani, kafirler de, Müslümanlar da Cehennemden geçecek öyle mi?""Elbette geçecek.""Peki, Müslümanlar da cehennemden geçecekse, ‘İslamın üstünlüğü‘ nasıl belli olacak?""Cehennem ateşi, Müslümanları yakmayacak ki. Müslümanlar Sırat Köprüsü‘nden geçerken, Cehennem, ‘Ey müminler! Çabuk geçin ki, nurunuz ateşimi söndürüyor!‘ diye seslenecek ve ateş de, o nurlara dayanamayıp sönecek. Ama aynı ateş, kafirleri yakacaktır."Rahipler şöyle itiraz ederler:"Hayır, olmaz öyle şey.""İsterseniz deneyelim. İşte fırın. Çıkarın gömleklerinizi."Hepsi gömleklerini çıkarırlar. Hazreti Mevlana, onları toparlar. Üzerine de kendi hırkasını sarıp, fırının ateşi içine atar.Az sonra çıkarıp birlikte bakarlar. Hazreti Mevlana‘nın hırkası sapasağlam, yanıktan iz bile yokken, içindeki gömleklerin hepsi yanıp kül olmuştur.Bu kerameti görünce, hepsi insafa gelip, kırkı da iman ile şereflenirler.
(Tarih dede yazıyor)
Akşemseddin Hazretleri
Bugün Akşemseddin Hazretlerinin vefat yıldönümü sevgili çocuklar. İstanbul‘un manevi fatihi, büyük alim ve veli Akşemseddin Hazretleri, Fatih Sultan Mehmet Han hazretlerinin hocasıdır. 1390‘da Şam‘da doğup, 1460‘da Göynük‘te vefat etti. Her yıl Mayıs ayının son Pazar günü, Göynük‘te anma günü yapılmaktadır. Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin talebelerinden olan Akşemseddin Hazretlerinin önemli eserleri vardır. Akşemseddin Hazretleri eserlerin birinde, "Hastalıklar insandan insana canlı varlıklar vasıtasıyla geçmektedir" diyerek mikropların varlığını ilk defa keşfeden İslam alimidir.Aynı dönem yaşadığı yine İslam büyüklerinden Hacı Bayram-ı Veli hazretleri vefatına yakın bir zaman çevresine, şöyle buyurdu, "Cenazemi Akşemseddin yıkasın."Çünkü Akşemseddin hazretleri, Hacı Bayram Veli‘nin en iyi talebelerindendi. O, bunları söyledikten kısa bir müddet sonra vefat etti. Arayıp durumu Akşemseddin Hazretlerine bildirdiler. O da kendi elleriyle Hocasını kabre defnetti. Akşemseddin Hazretleri orada bulunan kalabalığa sordu: "Ne kadar borcu var?" diye. Yakınları "Otuz bin akçe borcu" bulunduğunu söyleyince Akşemseddin hazretleri hemen "Yirmidokuz bini" peşinen cebinden ödedi. Kalan bin akçelik kısmını birkaç güne kadar ödeyeceğini söylese de alacaklı olan kişi ısrarla hemen ödenmesini istedi. Bunun üzerine o kimseye evinin önündeki küçük bahçeye girmesini söyledi: "Şu bahçeye gir de bin akçeni topla" dedi.O kimse bahçeye girdiğinde hayretler içinde binlerce akçenin yerlerde olduğunu gördü. Onları topladıkça yerlerine yenisi geliyordu. Sonra o kimse anladı ki, bu iş sıradan bir iş değil. Utandı ve mahçup oldu. O bin akçesinden vaz geçti ve bahçeden öylece çıktı, gitti.
(Bu Gün Ne Dua Edelim)
Ey Allah‘ım!Yüzlerimizi Senden gelen bir haya duygusuyla, kalplerimizi Senden gelen bir sevinçle doldur. Bizi, cömert ve karşılıksız veren eyle, cimri, yerinde sayıp ilerlemeyen, söz götürüp getiren, kendini beğenen ve arayı bozan eyleme!
(Mini Test)
İnci Karaman
Ders çalışmasını ne kadar biliyoruz?Ders çalışmak bir sanattır. Peki ne kadar çalışabiliyoruz, biliyor musunuz?O halde aşağıdaki testi işaretleyin, bakalım ne kadar ders çalışıyorsunuz, hep birlikte görelim.1. Sınıfta öğretmenin anlattıklarını can kulağıyla dinler, eve gelir gelmez de şöyle bir tekrar eder misiniz?a) Evet, b) Hayır2.Okumayı alışkanlık haline getirdiniz mi?a) Evet, b) Hayır3.Okuduklarınızı düşünerek, anlayarak okur, bütünüyle kendinizi ona verir misiniz?a) Evet, b) Hayır4.Bir konuya hazırlanırken not tutar, bunların daha sonra lazım olacağını düşünür müsünüz?a) Evet, b) Hayır5.Derslerinizi çalışırken, iyi not almayı mı ön planda tutarsınız?a) Evet, b) Hayır6. Size ev ödevi olarak verilen dersleri manasız bulur, şöyle bir göz atarak geçiştirme yolunu mu seçersiniz?a) Evet, b) Hayır7.Verilen derslerin çokluğu karşısında telaşa kapılır mısınız?a) Evet, b) Hayır8.Öğretmeninizin verdiği eve ödemlerini, zor ve çok vakit alanından başlayarak sırasıyla yapmayı düşünür müsünüz?a) Evet, b) Hayır9.Bir konuyu okuyup bitirdikten sonra, kendi kendinize anlatma alışkanlığınız var mı?a) Evet, b) Hayır10.Ders dışı kaynaklardan faydalanır mısınız?a) Evet, b) Hayır11.Derslerinizi bitirmek için hiç dinlenmeden mi çalışırsınız?a) Evet, b) Hayır12.İçinden çıkamadığınız soruları bilenlere sorma cesaretiniz var mı?a) Evet, b) Hayır13.İlk defasında başarılı olamadığınız bir konudan ürker, başarılı olamıyorum diyerek bırakır mısınız?a) Evet, b) Hayır14.Zor bir problemi çözdüğünüz de başarmanın sevincini duyar mısınız?a) Evet, b) Hayır15.Her zaman lazım olacak bilgileri ana hatlarıyla ezberler misiniz?a) Evet, b) HayırDeğerlendirme: 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,12,14,15. sorulara EVET, diğerlerine HAYIR demişseniz ders çalışmasını biliyorsunuz. Başarılı olmaya adaysınız demektir.Doğru cevaplarınız az ise biraz dikkatli olun.
(Hoca Nasreddin‘in Biri Bir Gün)
Deveye kanat vermemiş
Nasreddin Hoca bir gün camidekilere şöyle vaaz vermiş:"Allah‘a şükredin, İyi ki develere kanat vermemiş."Bir adam seslenerek sebebini sormuş. Hoca da:"Eğer deveye kanat verseydi, damlarınız çoktan başımıza yıkılmıştı."
(Masal)
Melih‘in Tarlaları / Zekiye Çoban
Kutu kutu pense, elmamı yerse,Arkadaşım Melih, masalımıza gelse.Melih, sesimizi duyar da gelmez mi? Deniz mavisi güzel gözleri çok uzaklardan parlamış bile. Oyununu bırakmış. Nefes nefese katılmış masalımıza, gülüşünden çiçekler takmış yakamıza. Ah bu güzel şirin çocuklar. Yanımızdan hiç ayrılmasınlar. Bütün çocuklar oynasın, gülsün. En güzel hayallerle büyüsün. Allah kötülerden, kötülüklerden korusun. Dualarımız, ömür boyu yol alsın. Masalımız başlasın.Melih, henüz altı yaşındaymış. Ama hayalleri kocamanmış. Masmavi gözlerinden ne çok hayal geçermiş. Küçük kalbi, büyük umutlarla atarmış. Melih, şehirde yaşasa da köyünü ve köy hayatını pek severmiş. Köydeki evlerini, akrabalarını ve en çok da dedesini özlermiş. Evde kurduğu oyunlarda hep köy ve köy hasreti varmış. En büyük hayali, bir traktörünün olmasıymış. Oyuncak traktörleriyle "tarlalarım" dediği halıları sürüp, ekip, biçse de aklı fikri gerçek bir traktöre sahip olmaktaymış. Annesi, " Bunca oyuncak traktörün varken, ne yapacaksın oğlum gerçek traktörü?" diye sorunca, " Tarlalarımı ekip biçeceğim. Çok gelir elde edeceğim " dermiş. Annesi merakla yine sorarmış:-Çok gelirle neler yapacaksın Melihciğim?- Köye yeni bir ev yaptıracağım. Köye daha sık gideceğim. Yeni traktörler alacağım. Tarlaları daha çok ekip biçeceğim. Yoksullara da yardım edeceğim.-Aferin benim güzel oğluma. Köyünü ve yoksulları unutmaman ne güzel!-Haydi, anne, tarlama basıyorsun buralar hep ekili!Melih, annesinin ayağını halıdan çekmesini beklermiş. Çünkü bütün oyunlarında halılar, onun ekili tarlaları olurmuş. Annesi, simsiyah ipek saçlarını okşayarak:-Haklısın oğlum! Ekili alanlara elbette basılmaz. Sen tarladaki işlerini bitirinceye kadar ben çiftçilere yemek hazırlayayım, birazdan acıkırlar, dermiş. Bu sözler, Melih‘in çok hoşuna gidermiş. Melih, halıdan tarlalarda traktörlerini yürütür, yoruluncaya kadar çalışırmış. Ah, dermiş. "Gerçek bir traktörüm olsa, daha çabuk bitecek işlerim." Gözlerinden süzülen mavi ışıkları uzaktan hayranlıkla izleyen annesi, Melih‘in hayallerine ve oyunlarına çok değer verirmiş. Ve bu hayallerin gerçeğe dönüşeceğini hiç uzak görmezmiş. İnsanın ne olursa olsun, doğduğu topraklara sahip çıkması, kalkınması için çalışması ve ta küçüklükten bu hayallerle büyümesi ne güzelmiş. Köylerin sakin ve huzurlu hayatı, verimli toprakları ve çalışan, toprağı işleyen insanları elbette çok kıymetliymiş.Melih‘in tarla oyunları, yabana atılır bir hayal değilmiş.
Kelime kelime dinimiz
Kıyamet:
Dünyamızın ömrünün bitmesi, her şeyin yok olması demektir. İsrafil isimli meleğin sur denilen borazanı üfürmesiyle kıyamet kopar. Bütün canlılar ölür.İkinci kez sur borusunu üfürmesiyle de bütün canlılar dirilir. İşte o zaman ikinci hayat başlamış olur.
Büyük mahkeme:
İnsanların dünyada yaptıklarından hesaba çekildikleri ve hakimliğini Allah‘ın yaptığı büyük mahkeme. Orada herkes hakkını alır, günah işleyenler cezalandırılır, sevap işleyenler de mükafat görür.
Mahşer:
Öldükten sonra dirilen canlıların toplanacakları geniş meydan.
Cennet:
Sevabı fazla gelen Müslümanların gidecekleri ve sonsuza kadar kalacakları saadet alemi. Orada ölüm yoktur. Oraya girenler her arzusuna kavuşur.
Cehennem:
Allah‘a inanmayan ve günahı fazla gelen Müslümanların gidecekleri yer. İnanmayanlar (kafirler) devamlı cehennemte kalırlar. Günahları fazla gelen mü‘minler de günahları kadar azab gördükten sonra Cennete giderler. A‘RAF: Cennetle Cehennem arasında bulunan yüksek bir set. Günah ve sevapları eşit gelenler bir müddet burada kaldıktan sonra Cennete giderler.
(Sizden Gelenler)
Cennet yurdumda
Bir başka doğar yurdumda günSanki her günü ayrı bir düğünHavası burcu burcu kokar hürriyetYurdumda, sevgi,muhabbet, demet demet.Işıl ışıldır ilkbaharı yazı,Rengarenktir kırı, ovası, yaylasıHeybetlidir Türkiye‘ni dağı taşıGürül gürül akar yurdumun ırmaklarıNesrin Zehra, İSTANBUL
Sürüngenler
Birgün Fen Bilgisi dersinde öğretmen Ali‘ye sorar: "Bir sürüngen ismi söyle!"Ali biraz düşündükten sonra:"Benim iki yaşındaki kardeşim Bekir."
Kardeşim
Kardeşim daha doğmadıDoğuncaya kadarDört gözle bekleyeceğimİnanıyorum ki onu çok seveceğim.Benim kardeşim olacakDünyanın en mutluAblası olacağımKardeşimin her istediğini Yerine getireceğimOnu çok seveceğimDünyanın en mutlu Ablası olacağımKardeşimi üzmeyeceğim.Feride Aydın, ANKARA
Bizden size (15ocak)
Sevgili çocuklar; Soğukla başınız derde girmiyordur inşallah. Aman siz siz olun üşütmemeye çalışın. Karneye şurda ne kaldı? Üşütür, hastalanırsanız derslerinizden geri kalırsınız. Sıkı giyinin ve iyi korunun.Çocukça ailesi olarak amacımız iyiyi, doğruyu, güzeli bulup kafamıza ve kalbimize ulaştırmak. Güzel görecek ve güzel düşüneceğiz... Güzel düşündükçe hayatımızdan lezzet almayı bileceğiz. Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun!