Vuslat Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Kültür Eğitim ve Gıda Bankacılığı Derneği‘nin her ay mutat olarak tertiplediği konferansların Ekim ayı konuğu ilahiyatçı yazar Abdullah Büyük oldu. Büyük, İslam‘ın savaşa, kadına ve fetih anlayışına dair önemli bilgiler verdi.
Vuslat Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Kültür Eğitim ve Gıda Bankacılığı Derneği‘nin Gez mahallesinde bulunan konferans salonunda gerçekleştirilen konferansta konuşan Abdullah Büyük; "Dünyada 6 milyar insan yaşamakta. Adem (a.s)‘dan günümüze kadar dünyada 83 milyar insanın yaşadığı hesaplanmış. Şu an yaşayan insanların 2 milyarı Peygamber yolundan gitmektedir. Bizim mücadelemiz, 4 milyar olan gayrı Müslimleri, Peygamber yolunda yaşamasını sağlamak olmalıdır. Fuzuli, İbni Kesir, Mehmet Akifler ne İngiltere‘de ne de Fransa‘da; İslam dini bilim ve irfan dinidir."
İslamiyet‘in mutlu azınlığın tabiriyle kılıç dini olmadığını vurgulayan Abdullah Büyük; "Şu an İslamiyet‘i suçlayanlar kendilerine baksınlar. Peygamberimizin İslamiyet‘i yaymak adına 10 yıl boyunca yaptığı savaşlarda 650 kişi ölmüştür" diyerek bunlardan 250‘sinin şehit olduğunu söyleyen Büyük; "Kendilerini demokrat, çağdaş, insan hakları savunucusu olarak gören Avrupa ülkeleri ve ABD 100 yıl boyunca işgal ettiği yerlerde binlerce insan öldürmüşlerdir. Sadece Hiroşima‘da 35 milyon insan ölmüştür. İslamiyet öldürmek için değildir." Cihadın insanlarla savaşmak olmadığını söyleyen Büyük, İbni Kesir‘in cihadının "Allah ile insanların arasına giren engelleri kaldırmak" olduğunu söyledi. İçki, şirk ve nifakı ortadan kaldırmak için uğraş verenin cihat yaptığını vurguladı.
Milletin efendisi onlara hizmet edendir
Erkeklerin kavvâm (kaimin mübalağası olup ‘kıyam bi‘l-emr‘den alınmadır. Bir kadının işine bakan ve korunmasına özen gösteren ve işlerini idare edene ‘kayyimu‘l-mer‘eti‘ ve daha kuvvetli olarak ‘kavvâmu‘l-mer‘eti‘ denilir. Bu tabir, erkeğin kadına hâkimiyetini ancak keyfine göre değil, ‘kavmin efendisi onlara hizmet edendir‘ manası üzere, hizmetkârlıkla karışık bir hâkimiyet ifade eder. Bir yandan erkeğin, diğer yandan da kadının üstünlüğünü anlatır) olduğunu söyleyen Abdullah Büyük; "Milletin efendisi, onlara hizmet edendir mânâsı üzere hizmetçilikle karışık bir hakimiyetini ifâde eder. Bundan dolayı bir taraftan erkeğin üstünlüğünü anlatırken diğer taraftan da kadının değer ve üstünlüğünü bildirir.
Ve bu ayırım içinde eşitlik iddiasını kaldırarak karşılıklı olarak farklı bir eşitlik metoduyla öyle bir birlik sağlar ki, bu durum sultan ile ümmet arasındaki karşılıklı haklara benzeyecek ve bu şekilde aile terbiyesi, toplum terbiyesi ve siyasi terbiyenin bir başlangıcı olur." Abdullah Büyük şöyle devam etti: "Bunun için Kadı Beydâvî, tefsirinde der ki, ‘valiler, halkı idare ettikleri gibi onlar da kadınları öyle idare ederler.‘ Çünkü erkekler ve kadınların bir kısmını diğerine yaratılış açısından üstün kılmıştır. Zamirin delalet ettiği mânâ ile bundan erkeklerin kadınlara üstünlüğü ve tercihleri anlaşılmakla beraber âyetin öyle güzel bir açıklaması vardır ki, bu üstünlük ve değeri; ‘Allah o erkekleri kadınlara üstün kılmıştır‘ diye mutlak surette erkeklere tahsis etmemiş, kapalı olarak bazısının diğer bazısına üstünlüğünü ifâde etmiştir. Bu ise, erkeğin kadında bulunmayan, yaratılıştan var olan bir takım üstünlüklere sahip olduğu gibi, aynı zamanda kadının da erkekte bulunmayan yaratılıştan var olan bazı üstün vasıflara sahip olduğu ve bundan dolayı her ikisinin birbirine değişik yönlerden muhtaç oldukları ve bu şekilde erkekle kadının yaratılıştan farklı ve karşılıklı olarak birbirlerinden üstünlükleri olduğu gibi, her erkeğin ve aynı şekilde her kadının da seviyelerinin bir olmadığını ve bundan dolayı her erkeğin, her kadın ile tek olarak mukayese edilemeyeceğini ve bununla birlikte bütün bunlar toptan karşılaştırılınca kadınların erkeklere ihtiyacının, erkeklerin kadınlara ihtiyacından daha fazla olduğu bir gerçektir."
Abdullah Büyük, üstünlük ölçüsünün kazanma ve mal edinme açısından, erkek faaliyet gösterme yeteneğine sahip; kadın ise itaat duygusu ve kabiliyet yönünden ince ruhlu ve çekici bir yaratılışa sahip olup bunun için erkeklerin kuvveti ile korunmaya ve muhafaza edilmeye daha fazla muhtaçtır.
Ve bundan dolayı sonuç olarak genel bir şekilde üstünlük ve faziletin erkek tarafında bulunduğunu, amirlik ve idarecilik yetkisinin, hakkıyla erkek olan erkeklere verilmesi ve kadınların onlara itaat etmesi, hem bir hak ve hem de kadınların menfaatlerinin gereği olduğunu pek beliğ özlü bir ifâde ile anlatıldığını söyledi.
Peygamberimiz gönülleri fethetmiştir
Fetih suresinin Hudeybiye Anlaşması sonrasında indirildiğini belirten Abdullah Büyük; "Peygamberimiz konuşarak, yaptığı hal ve hareketleriyle gönülleri fethetmiştir." Mescidi Nebevi‘de gayri Müslimlerin ayin yapabilmesi için bölüm ayırdığını söyleyen Büyük; "Dinimiz müsamaha ve hoşgörü dinidir" diyerek ecdadımızın sömürgecilik yapmadığını, gittikleri her yerde hoşgörülü davrandıklarını gayri Müslimlerin kendi dinlerini rahatça yaşamaları için her türlü kolaylığı sağladığını söyledi. Peygamberimizin Hayber Savaşı sonrasında ele geçirilen Tevrat‘ları hahamlara teslim ettiklerini ama hep kendilerini hoşgörü ve çağdaşlık timsali gören Avrupa‘nın Endülüs devleti yıkıldığında Rahiplerin "saraylarda bulunan Endülüs kitaplarının yakılarak su ısıtılmasını ve bu su ile yıkanılması halinde tüm günahlardan affolunacağı" fetvasını verdiklerini söyledi. Abdullah Büyük; "Başkasına gösterdiğimiz müsamahayı, kardeşimiz ve arkadaşımız için göstermiyoruz. Birbirimize hoşgörülü olmalıyız, saygı duymalıyız" dedi. İncil‘de Müslümanların "ekin gibi" tarif edildiğini söyleyen Abdullah Büyük; "Buğdayın sapından 70 başak çıkar. Bir Müslüman‘ın ömrü hayatınca 70 kişiyi namaza başlatması ve gönülleri kazanması halinde büyük fetih gerçekleştirilir."
Peygamberimizin Ebu Leheb‘den başka kimseyle irtibat kesmediğini, Peygamberimizin Ebu Cehil‘e tam 19 kez gittiğini, her gittiğinde değişik tenkit ve hakaretlere uğradığını ama buna rağmen ısrarla kendisine tebliğde bulunduğunu ifade eden Büyük; "Adam komünist diye ateist diye tüm ilişkiyi kesiyoruz. Bizim komünistle sorunumuz yok. Komünizmle sorunumuz var. İnsanlara İslamiyet doğru anlatıldığında, İslamiyet gerektiği gibi yaşandığında sorun biter. Nasıl bardaktan su içerken suyun boğazımızdan midemize giderken bunu hissedebiliyorsak; İslamiyet‘i, Kur‘an-ı Kerim‘i okurken kalbimizle yaşamalı, onu hissedip sindirmeliyiz.