Gündem

Acıya anlam vermekte zorlanmıyorlar

Acıya anlam vermekte zorlanmıyorlar

Abone Ol

Depresyon çağımızın en sık rastlanan hastalıkları arasında yer almaktadır.

Kuşkusuz bunda insanların maneviyattan uzaklaşmalarının ve bireyselleşmenin büyük etkileri var. Yapılan araştırmalarda, ibadet eden dindar kimselerin depresyon durumunu daha rahat atlattıkları ve bu kimselerde bu tür rahatsızlıkların daha az görüldüğü ortaya çıkmaktadır. Yani, dindar kimseler diğerleriyle kıyaslandığında daha az depresyonal semptomlar göstermekte ve yaşanan sorunları daha rahat atlatmaktadırlar. Çünkü bu kimseler kanaatkar oluyorlarlar ve daha mütevazi bir hayat sürüyorlar. Ayrıca acının mükafat getireceğine inandıklarından kaygıdan kurtuluyorlar. Yaşadıkları sorunları bir felaket olarak görmeyip bunu bir imtihan olarak algıladıklarından çevrelerindeki insanlarla pozitif ilişkiler kurabiliyor ve olayları daha rahat atlatabiliyorlar. Yapılan araştırmalar, Allah‘a inanan ve ibadet eden kimselerin yaşadıkları maddi ya da manevi rahatsızlıkları daha rahat atlattıklarını ve bu kimselerin depresif rahatsızlara daha az yakalandıklarını ortaya koyuyor. Her şeyden önce bu kimseler, ölüm, hastalık ve acıya anlam vermekte zorlanmıyorlar ve bütün bunların kendileri için bir imtihan olduğunu düşünerek sabırla karşılık veriyorlar.

Dindarlık kaygıyı azaltıyor

İnsanın en büyük kaygılarından biri de ölüm duygusudur. Kişinin kontrolü dışında gelişen ölüm olayı derin bir korku ve kaygıya sebep oluyor. Ancak kişinin yaşam tarzı ve bakış açısına göre kaygı durumu artıyor ya da azalıyor. Dindarlık bu anlamda kişiyi rahatlatıyor. Ahirete inanan kişi yapılan her haksızlığın cezalandırılacağına, her iyiliğin de mükafat bulacağına inanıyor ve ölümün aynı zamanda iyiyle kötüyü ayırarak inananları Allah‘ın rahmetine kavuşturan bir süreç olduğuna inanıyor. Buna göre dini inanış, kişinin tutum ve davranışlarını düzenliyor, adepresyon gibi psikolojik rahatsızlıkları azaltıyor, fertlerin daha huzurlu ve mutlu olmalarını sağlıyor.

Allah‘ın rızasına uygun tarzda yaşamak ve düşünmek dünya ve ahiret için büyük bir kazançtır. Kişi öncelikle Yaratıcısına ve yaratılmışlara karşı sorumluluğunu yerine getirmenin huzurunu yaşamaktadır. Bütün bunları düşündüğümüzde, dindarlığın iyimserlik duygusunu da beraberinde getirdiğini görürüz. Kişi Allah‘a inanmanın getirdiği hoş görü ve sevecenlikle, olumlu kişilik algısına sahip oluyor. İyilerden olmaya gayret eden kişi, kötülüğün kötülüğünden şikayet etmek yerine insanları hidayete çağırıyor ve onların kurtuluşu için de çaba sarf ediyor. Bu durum onun karşısındaki kişiye karşı öfke duymasını engelliyor ve bunun yerine yardımlaşma, faydalı olma, tebliğ yapma sorumluluğunu ön plana çıkarıyor. Hayat değerlerle süslendiğinde bir anlam ifade ediyor. Yaşamını değerlerle biçimlendiren kişi, kendini özgür hissetmekte ve hayatındaki tüm belirsizlikleri silmektedir.

Dünyanın modernleşmesiyle birey ve toplumların yalnızlaştığını ve insanların kaygılarına esir düştüğünü görüyoruz. Çünkü modern dünyanın tutsaklığına düşmüş kişiler, milli ve manevi değerlerini, kültürünü, geleneklerini ve kendisini tanımlayan dinamiklerini hayatından uzaklaştırarak nefsinin kölesi haline gelmiştir. Bu kişi için kaygı ve ölüm korkusu kaçınılmaz olacaktır. Sürekli kaybetme endişesiyle yaşayan modern insan bu korkularını ortadan kaldırabilmek için geçici sığınaklar bulmaktadır. Ancak bunların hiç biri bir fayda getirmemektedir. Çünkü insanın kurtuluşu her şeyden önce özüne kendine dönmesiyle mümkündür.