"Asimetrik psikolojik bir savaşın içinde bulunduklarını" açıklayan Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ idi... Org. Başbuğ‘un da kendilerine yönelik olduğunu söylediği çağın yeni savaş taktiğini anlatmak gerekirse...
Bu savaş modelinde top, tüfek, tank yok... Kamuoyu o kadar çok bilgi, belge ve açıklama bombardımanına tutuluyor ki bunların içinden hangisinin doğru olup olmadığını anlamakta zorluk çekiyor. Zihin haritaları altüst ediliyor, öteden beri kabul görmüş kuralları, etik değerleri toz dumana çeviriyor. Bu savaş yönteminde, gerçeğin sonradan nasıl şekilleneceğinin de bir önemi yok. Baştan yaratılan algı, olayın üzerine öyle bir kara perde örtüyor ki sonrasında gerçek ortaya çıksa bile herkes ilk anda yaratılana inanıyor. Yeni savaş modelinin en önemli meydanı ise medya... Kuralı, etiği olmayan karşı taraf öyle bir saldırıya geçiyor ki, hukuk içinde kalıp etik değerlere uyarak savaşma yolunu seçenler, en güçsüz bir saldırıda dahi yeniliyor.
Şimdi gelelim böyle bir saldırı karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin ne yaptığına? Madem kendisine karşı böyle bir saldırı olduğuna inanıyor; ne tedbir alıyor? Ankara tam beş gündür Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘a suikast düzenleneceği iddiasıyla çalkalanıyor. Pazartesi gününden bu yana da bizzat bu olayla ilgileniyorum. Haber merkezimize akla hayale gelmedik iddialar yağıyor. Hangisinin doğru olup olmadığını ayıklamakta zorlanıyoruz. "Gözaltına alınan iki subayın evinden TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin‘e de suikast düzenlenmesine yönelik bilgilerin bulunduğundan" tutun da Cumhurbaşkanı ve Başbakan‘a karşı da suikast hazırlığı içinde olunduğuna yönelik yığınla bilgi akıyor. Subayların DHKP-C ile ilişkilerinden Hizbullah‘tan taktik eğitim aldıklarına kadar birçok iddia ile karşılaşıyoruz. Birkaç kez Genelkurmay‘ı arayıp iddialarla ilgili bilgi almak için uğraşıyoruz; sonuç alamıyoruz. Amacımız sadece iddiaların ne kadar doğru olduğu. Olayın başlangıcından tam 95 saat sonra dün Genelkurmay‘dan açıklama geliyor.
Genelkurmay açıklamasında da vurgulandığı gibi, siz istediğiniz kadar "hukuk kuralları çerçevesinde sorumlu ve soğukkanlı hareket" etmeye gayret edin. Bu açıklamayı da yapmayacaktık ama "mecbur edildik" anlamına gelen cümleler kullanın. "İki subayın, bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirildiğini" anlatın. Hatta olay yerindeki tutanakta, gerek personel gerekse araçlarda herhangi bir silah, mühimmat, ses kayıt cihazı ve teknik takip teçhizatına rastlanmadığını açıklayın. Kamuoyunda 95 saat içinde gerekli kanaat oluştu. Siz istediğiniz kadar uğraşın; eğer bunun bir asimetrik psikolojik savaş oyunu olduğunu kabul ediyorsanız yenildiniz... Hatta bu inanış sadece vatandaşta değil, hükümette de mevcut... Bu kabullenmişten dolayıdır ki Başbakan, "Düşündürücü ve vahim bir süreç" diyor; suikast düzenleyeceği iddia edilen Başbakan Yardımcısı Arınç ise konuyu MGK‘ya götüreceğini açıklıyor. Peki, şimdi ne olacak? Acaba hükümet, Genelkurmay‘dan yapılan açıklamaya mı, yoksa kendisine iletilen bilgilere mi inanacak? Bir de işin başka cephesi var... Medyaya yalan yanlış, olay yeri tutanağında dahi olmayan bilgileri aktaranlara, bunların manşetlere taşınmasına aracılık edenlere ne demeli? Unuttukları bir nokta var: "Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır..."