Mezhepler ve fırkalar tarihi - 2

MAKALEYİ DİNLE

MEZHEPLERİN SINIFLANDIRILMASI

Mezhep tarihçileri mezhepleri genellikle üç grupta incelemektedirler. Bunlar

  1. Fıkhi Mezhepler: Hanefi, Şafi, Hanbeli, Maliki gibi
  2. Akidevi/İtikadi ve Kelami Mezhepler: Kaderiye, Mürcie, Cebriye, Mutezile, Eşari, Maturudi, Selefi…
  3. Siyasi Mezhepler/Fırkalar: Şia, Harici gibi

Sunni mezhepler

yaşayan

yaşamayan

Hanefî

Taberî

Şafaii

Sevri

Hanbelî

Evzâî

Mâlikî

Leys b. Sa’d

Süfyân b. Üyeyne

Zahirî

Sünnî olmayan mezhepler

Yaşayanlar

Şîa

İmâmiye

Ca’feriyye, İsna Aşere

Zeydiyye

Havarîc (îbâdiye)


EHLİ REY VE EHLİ HADİS ÇEKİŞMESİ

İlk dönem İslam tarihinden itibaren ehli hadis ve ehli rey çekişmesi yaşanmıştır.

a) Ehli Rey: Yani içtihatlarında ağırlıklı olarak yoruma, kıyasa ve kendi görüşlerine önem verenlerdir. Genelde Hanefi mezhebi ehli rey olarak bilinmekte olup, Irak okulu da ehli rey olarak kabul edilmektedir. Bunların merkezleri Kufe olup daha çok mevalilerden oluşmuştur. Bunların reyi ön plana almaları, ellerindeki hadis külliyatların yetersiz olması ve ayrıca Irak bölgesinin siyasi kavgalarının güçlü olmasından dolayı hadis uydurmacılığının da güçlü olmasından kaynaklanmaktadır.

b) Ehli Hadis: Hadis okulunun merkezi Hicaz’dır. Hicaz’da hadisin ön planda olması doğaldır. Çünkü burası Resulullah’ın şehridir. Burada hadis bilen bir çok âlim olduğu gibi ellerinde oldukça güçlü bir hadis birikimi vardır. Ehli hadis, içtihatlarında ehli reyden farklı olarak mümkün oldukça yorma ve kıyasa bağlı kalmayarak hadislerle içtihat yapmışlardır.

Ehli Hadis ve Ehli Rey ekolü daha sonraki tüm mezhebi ihtilafların ana damarını oluşturacaktır. Ehli rey, daha serbest bir düşünceye sahipken, ehli hadis tevil ve yorumu önemsemeyerek, olayların zahiri yönünü bakmaktaydılar.

MEZHEPLERİNHOCALAR SİLSİLESİ
Hz. PEYGAMBER (s.a.s.)

Hanefî Mezhebi

İbn Mes’ûd (öl. 32)

Alkame (Öl. 62)

İbrahim en-Nehâî (öl. 95)

Hamrnâd (öl. 120)

Ebû Hanîfe (öl. 150)

Ebû Yusuf (öl. 182)

Ebû Yusuf (öl. 182)

Mâliki - Şafiî ve

Hanbelî Mezhepleri

Zeyd b. Sabit

İbn Ömer (öl. 73)

Nâfi’ (öl. 117)

Mâlik b. Enes (Öl. 179)

İmâm eş-Şâfiî (öl. 204)

Ahmed b. Hanbel (öl. 241)

Şîa Mezhebi

Hz. Ali (öl. 40)

Hz. Hüseyin (öl. 61)

Ali Zeynelâbidîn (öl. 94)

Zeyd Muhammed (öl. 122)

Ca’fer b. Ali (öl. 114)

Bakır es-Sâdık (öl. 148)


a) Siyasi Mezhepler:

Siyasi mezheplerin doğmasını sağlayan temel mesele halifelik konusudur. Onların da tartıştığı temel konu halifelik olmuştur. Kimler halife olabilir ve yöneticilerin özellikleri, yönetim şartlarının neler olduğu gibi konular etrafında tartışılmıştır. Bu siyasi mezheplerin aralarındaki temel tartışma konusu da şunlardır:

1- İki halifenin aynı anda bulunup bulunmaması. Tahkimden sonra, İslam dünyasında aynı zamanda iki halife ortaya çıktı. Bunlar; Şam’da Muaviye, Kufe’de hz. Ali’dir.

2- Halifenin Kureyş’ten olup olmaması.

3- Kim halife olabilir.

4- Halife’nin büyük günah işlememesi veya günahkar olması.

b) Kelami Mezhepler:

Kelami mezhepler de aslında siyasi hayatın bir uzantısıdır. Kelami mezhepler; akide ile ilgili tartışmalara girişmişlerdir. Bu mezheplerin tartıştığı temel konular şunlardır.

1- Kader ve İrade konusu

2- Büyük günah işleyenlerin durumu

3- İman konusu

c) Fıkıhi Mezhepler:

Bu mezhepler daha çok ibadet ve hukukla ilgilenmişlerdir. Pratik anlamda biz onlara hukukçu da diyebiliriz. Bunlar, Hanefi ve Maliki mezhepleridir. Ayrıca, bağımsız fıkıh ekolleri de ortaya çıkmıştır. Bunlar; Evzai, Leys, Servi gibi ekollerdir. Siyasi konulara fazla karışmamışlardır. Devletin ve hukuk hayatının düzenlenmesini sağlamışlardır. Bu üç ekolu bugünkü mantıkla değerlendirirsek; siyasi mezhepleri bugünkü partilere, kelam mezheplerini felsefe ve dini kurumlarına (ilahiyatçı), fıkıh mezheplerini de hukuk ekollerine ve okullarına benzetebiliriz.

Fakihler fazla açık olmayan konularda kimi zaman maslahat duygusuyla kimi zaman yerel birikimlerine güvenmişlerdir. Onlar, karşılaştıkları sorunları Kur’an, Sünnet, dört halifenin uygulamaları, sahabenin uygulamaları ve hatta bulundukları bölgenin adet ve uygulamalarını da dikkate almışlardır.

Fıkhi Mezhepleri üç kategoride inceleyebiliriz

Fıkhi

mezhepler

Akidevi

(Kelami)

Mezhepler

Hanefî

Mutezile

Maliki

Mutezile

Şafi

Kaderriye

Hanbeli

Cebriye

Bağımsız Ekoller

Sıfatiye

Siyasi mezhepler

Şii

Harici


MEZHEP SAVAŞLARI

Geçmiş dönemlerde dört hak mezhep olarak nitelediğimiz Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezhepleri ile Eşari ve Hanbeliler arasında çok büyük savaşlar yaşanmıştır. Bu durum, mezheplerin bugünkü ittifaklarının kolay olmadığını göstermektedir. Sünni mezheplerin oluşması ve aralarındaki furuata dayanan meselelerin hoş görülmesi âlimlerin uzun uğraşlarıyla ancak tesis edilebilmiştir. Buna bakarak günümüzde yaşanan mezhep kavgalarının özellikle (selefiler ve diğerleri) aslında tarihte yaşanmış olan kavgalara benzediği ve bir dönem sonra yerini anlayışa bırakacağını göstermektedir.

Sıkıntı aslında tarihte kalmış ve âlimlerin büyük gayretleriyle halledilmiş olan eski tartışmaların bulunduğu zeminden koparılarak günümüze taşınmasından kaynaklanmıştır. Özellikle Suudi Arabistan’ın Muhammed b. Abdulvahab’ın düşüncelerini tek doğru ve gerçek olarak düşünüp bunu yaymak için servetler dökmesi İslam dünyasını unutmuş olduğu o eski mezhebi kavgalara sürükleme potansiyelini barındırmıştır. Normal şartlarda Abdulvahab’ın ve İbni Teymiye’nin görüşleri Ehli Sünnet içinde (özellikle Hanbeli ekolu içinde) bir muhalif düşünce olarak kalacaktı. Ama devletin akademik bir konuyu siyasi zemine taşıması ve hatta İran’ın yayılmacılığına karşı kendi mezhebi doktrinini oluşturmaya çalışması Müslümanları tekrar o istenmeyen kavga zeminine taşımıştır.

Normal şartlarda bidat, hurafe ve tekfir konularının dozajı tüm Sünni mezheplerde bir şekilde bulunmaktaydı. Zaman zaman bu mezheplerin içindeki bazı imamları bu konuyu gündeme getirir ve böylece zeminin kaymasını önlemiş olurlardı. Hatta tasavvufun bile Sünni ve sünnet zemininden kayma emaresi göstermesi durumunda âlimlerin müdahalesi ile tekrar Sünni zemine taşınmıştır. İmam-ı Gazali’nin ve İmam-ı Rabbani’nin yaptığı da aslında budur. Bu tür müdahaleler her dönemde yaşanmıştır. Zaten bu nedenle her yüzyılda bir müceddit geleceği söylenmiştir. Ama günümüzde bu mezhepçilik yapıp kendileri dışındakileri tekfir edenler kendilerini selefi olarak nitelendirirken aslında tüm İslam ümmetinin selefi olduğu gerçeğini göz ardı etmektedirler. Çünkü selef dediğimiz imamlar bizim imamlarımızdır. Günümüzdeki mezhepler (özellikle akide alanındaki eşari ve maturudi) çok daha sonra ortaya çıkmıştır. Yani selefilik kavramı bir mezhep veya ekol değil, bir duruş ve yorumdur. Tarihimizde selef ve halef çatışması olmuştur. Bu çatışma Müslümanların ilerlemesine ve ilmi anlamda gelişmesine yol açmıştır. Ama halefin yaptığı tüm çalışmaları yok sayıp doğrudan selefe ulaşmaya çalışmak hem halefe haksızlık olacak ve hem de aslında biz selefi halefin çalışmalarıyla anladığımız halde bu devreyi aradan çıkartmakla tekrar ilk dönemin karmaşasına ve mezhep savaşlarına dönmüş olacağız.

Mezhepler birer din değildir, sadece dini daha iyi anlamamızı sağlayan yorumlardır. Aynı zamanda naslardan hüküm çıkararak hayatımızı tanzim etmektedirler. Mezhepler, her dönem âlimleri ile kendi dönemimizin sorunlarını çözmede bize usul ve program bırakmışlardır. İçtihadi ve ilmi konular âlimler arasında kalması gereken konular olduğu gibi bu konuları avamın çok kurcalamaması ve mezhep taassubu yapmaması gerekir. En azından bu mezhep taassupçuluğu sunu mezhepler içinde hiç yapmaması gerekir. Bunlar tehlikeli konular ve yaklaşımlardır. Tekrar mezhepler savaşına uyanmamak için dikkatli olalım ve alimlerimizin bu sorunu çözmek için gösterdiği gayretleri takdir edelim.. Mezhepler ve mezhepsel farklılıklar içtihatlardan ve içtihadi farklılıklardan kaynaklandığını, bu tür farklılıkların normal, rahmet ve olması gerektiğini ve hatta kıyamete kadar da sürekli Müslümanların içtahatlar yapacağını bilip farklılıklarımızdan korkmamak ve farklılıklarla birlikte yaşamamız gerektiğini bilmek için anlattık.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İbrahim Halil Er - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - Gene muhtesem bir yazi, onemli konulari acikca ozetlemissiniz. Allah razi olsun !

Yanıtla . 2Beğen 04 Şubat 12:18
Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR