Bir bilen olarak, ‘askerin çığlığına dikkat’ derim 

MAKALEYİ DİNLE

Askeri, askerliği, asker psikolojisini ve daha ötesini kendimce bir miktar bilirim… Nasıl ve neden? Babam, kendi ifadesiyle, beş yıl boyunca İkinci Dünya Savaşı’nın bütün cephelerinde savaşmış; kendimi bildim bileli, hep askerlik ve savaş hatıralarını anlattı… Eğirdir Dağ Komando Okulu’nda başlayan askerliğimi, yetmişli yıllarda Kıbrıs’ta cephede ve 28. Tümen Karargâhı’nda kurmay subaylarla çalışarak, ısrarla tezkere bırakmam istenecek kadar üstün hizmetle tamamladım ve teğmen rütbesiyle terhis oldum… Yedi kız kardeşimden ikisinin eşleri subay… Üç oğlum askerlik yaptı… Şu anda askerde olan yeğenlerimiz var; iki gün önce de iki metrelik koca boylu bir yeğenimi komando okuluna askere uğurladık…

Yani; askeri, askerliği, asker psikolojisini ve daha ötesini kendimce bir miktar bilirim… Ve askerin, ordunun, gerektiğinde savaşmanın, savaşabilmenin ne demek olduğunu, bir Bosnalı ve Kosovalı olarak, Bosna ve Kosova Savaşları yıllarımızdan da iyi bilirim…

‘“Afrin’den önce - Afrin’densonra”ya devam…’ başlıklı yazımdan sonra, bu yazıyı neden yazıyorum? Sebebi, “Askerin Çığlığı… 1” başlıklı, Yavuz Selim Demirağ’ın yazısı…

Özetleyerek, ‘Askerin Çığlığı’ mektubunda anlatılanlara bakalım: “Komutanım, kumpas mektupları yazınızı okuyunca gözyaşlarıma hâkim olamadım. İçerde yaratılan mağduriyetler çok daha ağır mutlaka. Dışarıdaki insanlar (özellikle subaylar) için de yeni kumpas gayretleri devam etmektedir. Kuleli Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu mezunu, yıllarca Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görev yapmış, Harp Akademisi’ni son hakkında kazanabilmiş, hain darbe girişimi esnasında orada (akademide) bulunan ve hiçbir şekilde bu menfur girişime katılmayan %5’lik dilimdeki, akademi hakkı elinden alınmış ve Karargâh Subaylığı (KARSU) sınavı yapılmasına rağmen hakkı kendisine iade edilmemiş, 14 yaşından itibaren ana kucağından-baba ocağından uzak, sicili doğru bildiklerini söylemekten ve yapmaktan imtina etmediği için bozulmuş, yabancı dil notları yeterince yüksek olmasına rağmen bir kez dahi yurtdışı sürekli göreve tefrik edilmemiş, eşi yıllarca KPSS’ye girmiş olmasına rağmen bir türlü atanamamış, ettiği askerlik yemini doğrultusunda Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda gerektiğinde vatan uğurunda canını fedadan sakınmamış, yanında silah arkadaşını şehit vermiş, bir TÜRK SUBAYIYIM… / İnsanın zoruna giden, bizlere ‘liderlik şudur!’, ‘komutan budur!’, ‘asker böyledir!’ diyen büyüklerimizin 2007 yılından itibaren kendi evlatlarının bir kıyma makinesinde öğütülmesine sessiz kalıyor olmalarıdır. Daha düne kadar çeşitli isimli davalarla bu vatanın kıymetli evlatları etkisiz hale getirilirken susan ‘komutan’larımız, belli bir kesim (FETÖ) tarafından gerçekleştirilmeye çalışılan hain darbe girişiminin hemen ardından kışlalarımızın, lojmanlarımızın kapılarına çekilen belediyelerin çöp ve hafriyat kamyonlarına, ‘Durun kardeşim! Yunan ordusu mu bu? Ne yapıyorsunuz?’ demek cesaretini (onurunu) göstererek bizlere de, ‘İşte Türk askeri bu!’, ‘Komutan, lider bu!’ dedirtmişlerdir! Yine aynı yetkili büyüklerimiz, birileri, ‘Ölmek için para almıyorlar mı zaten?’ diye ekranlarda soru sorduklarında, ‘Hayır efendim, bu insanlar vatanın savunması için, sizlerin huzur ve güven içerisinde yaşamanız için para alıyorlar’ diyerek hepimizi gözyaşları içerisinde bırakmışlardır! / Günümüzde on yıldır yaşanan durumun (hakikatin) farkına varılamamış olunması ve yukarıda yaklaşık 100 yıl önce bahsedilen durumun şanlı Türk ordusuna ve Türk subayına reva görülmesi son derece vahimdir ve buna müsaade edenlerin de üzerlerindeki vebal çok büyük olacaktır. Dün isimli davalar, sonra hain darbe girişimi (FETÖ) yarın adı her ne ise… Olan kime oluyor?! Kim bağımsızlığı için gerekli olan kuvvetten mahrum kalıyor? Örneğin Özel Kuvvetler’de aynı taburda çalışma şerefine nail olduğum Binbaşı Merdin Kışkan. Yıllarca hiç hak etmediği iftiralar nedeniyle mahkûmiyet yaşamış şerefli, kahraman bir Türk subayı. Sonradan “PARDON” denilerek çıkartılıp, hemen Özel Kuvvetler Tabur Komutanlığı’na atanacak ve hemen El Bab’a görevlendirilecektir. Bu insan iki yıl içerde yattı, bir oryantasyon süreci neden yok ve hemen El Bab!? İçerde olmadı, dışarıda mı? Nitekim kendisi orada bu vatan için gazi oldu…”

Mektubun devamı da varmış ama bu kadarı bile teyakkuza geçmek için yeterlidir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Nesrin - yönetici insanlar gemi kaptanı gibi .kaptanın işini iyi bilir olması basiretli ferasetli olması geminin düzgün gitmesi için öncelikle önemli.ne yazı ki toplumumuz öncelikle doğru düşünmenin altyapısını oluşturacak donanıma fazla önem vermiyor bolca hamasetle gidiyoruz öyle olunca da ortaya böyle bir oraya bir buraya savrulmalar haksızlıklar yanlışlıklar bolca çıkıyor.son söz askerlik hem çok önemli hemde çok zor bir meslek insanların bunun farkında olması gerekir.biz şu anda günlük yaşamımızı sürdürürken askerlerimiz zor koşullarda canını dişine takmış verilen görevi yapmaya çalışıyor

Yanıtla . 0Beğen 03 Şubat 08:05
Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR