İsmail Abi

MAKALEYİ DİNLE

6 Aralık günü cep telefonuma şöyle bir mesaj geldi: “Dedem Mamaklı hoca emekli imam İsmail Bedir vefat etmiştir. Cenaze namazı öğle namazını müteakip Mehmet Ülkü camiinde kılınıp Onaç mezarlığına defnedilecektir.”

Telefon İsmail Abiye aitti. İsmail Bedir’e… Millî Gazeteyi ilk çıktığı günden itibaren tâkip eden, benim de 1993 Nisan’ından beri okuyucum ve sonraları ahbabım olan İsmail Abi’ye… Daha iki gün önce konuşmuştuk. Bir an bende jeton düşmedi. “İsmail ağabeyin dedesi hayatta mıymış? Her halde yüz yaşında vardır.” Diye düşündüm. Telefonu açtım, çok sevdiği torunu Ömer çıktı. Ağlayarak, “dedem vefat etti” dedi. “İnnâ lillah ve inna ileyhi raciûn” dedim. O anda abisini kaybeden birinin hüznünü yaşadım.

Merhum İsmail Bedir, eşine ender rastlanan müdakkik bir okuyucu idi. Sadece beni değil, bütün köşe yazarlarını, gazetedeki diğer haberleri ve yorumları çok dikkatli tâkip ederdi. Bu bakımdan, ülkemizde, Âlem-i İslâm’da ve dünyada cereyan eden hâdiselerle ilgili değme diplomatlara, politikacılara, ilim adamlarına taş çıkartacak değerlendirmelerde bulunurdu. Bazen yorumlarını “sansürsüz” yapardı. İşte öyle zamanlarda ben lafı değiştirmeye çalışırdım. Bir yandan da “Adnan Öksüz Bey bu konuşmalarımızı duysa acaba ne der?” diye düşünürdüm.

İsmail Abi, meşreben “Millî Görüşçü” idi. Bu çizgiden zerre kadar ayrılmamıştı. En çok ta “Millî görüş gömleğini çıkaranlara” kızardı.

Kendisi zaten emekli imamdı. Ancak onun imamlığı “resmî vazife yapmaktan” öte bir şeydi. “Emr-i bi’l ma’ruf, nehy-i ani’l münker” prensibini hayat düsturu edinmişti. Hiç kimseden çekinmeden, doğru ne ise onu söyler, muhataplarını Hakka ve Hak Yoluna dâvet ederdi. Bu konudaki hatıralarını da benimle paylaşırdı.

Hadis-i şerifte, cenaze için geride kalanların şâhitliğinin çok mühim olduğu belirtilmiştir. İsmail ağabeyin halis muhlis bir Mü’min, yiğit bir Müslüman ve mücâhid olduğunu şahadet ederim. Yıllardır konuşuruz, İslâm’ın esaslarından zerre kadar tâviz vermediğine şâhidim. Öfkesi, tıpkı Peygamber Efendimiz (asm) gibi, dini bozanlara, yani ehl-i bid’âya, dünya hayatını bile bile ahiret hayatına tercih edenlere, Allah’ın hükümlerini dünya metâı karşılığında satanlara, değiştirenlere karşı idi.

Bu sene hacca gitmişti. O mukaddes beldelerde görüşecektik, kısmet olmadı. Hacdan dönüşte uzun uzadıya değerlendirmelerde bulunduk. Tespitlerimiz aynıydı. O Mukaddes beldenin yeni idarecileri, Resûlullah’ın (asm) pâk rûhunu muazzep edici davranışlar sergiliyorlardı, sergileyeceklerdi. Nitekim sonraki hâdiselerde o tespitlerimizin aynen çıktığını görecektik.

Hadis-i Şerifte müjdelendiği üzere, hacı anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenmiş olarak memleketine dönerdi. İsmail Abi de öyle dönmüştü ve döndükten yaklaşık üç ay sonra rehmet-i Rahmân’a kavuşmuştu.

İsmail Abi en çok, gençlerin okumayı terk etmesine üzülürdü. “Ben ölünce bu kütüphanemdeki kitapları kim okuyacak?” der ve torunlarının, bilhassa torunu Ömer’in kitaplarına sahip çıkıp okumasını arzu ederdi.

İsmail Abi Burdur Bucaklı idi. Ben de, oğlum Fatih Said de askerliğimizi Burdur’da yapmıştık. Bu bakımdan Burdur’a karşı ayrı bir ilgim ve muhabbetim var. Kendisine o taraflara geldiğimde mutlaka Bucak’a da uğrayacağımı söylemiştim.

İsmail Bedir ağabeyin bütün aile efradına, dostlarına, kendisini yakından tanıyan Millî Görüş camiâsına, torunu Ömer’e taziyelerimi bildiririm. Rabbim mekânını Cennet eylesin, kabrini Cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin.

İyi de, ben şimdi kiminle dertleşeceğim. Asıl bana taziyede bulunulmalı. Böyle dost kolay bulunmuyor. Rabbim kendisini Peygamberlere, evliyaya, asfiyaya, salih Mü’minlere yâran eylesin…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR