ABD Kendi Pimini Çekti!

MAKALEYİ DİNLE

Kudüs merkezli kriz her geçen gün daha da tırmanma eğilimi gösteriyor. Gelişmeler, ABD-İsrail ikilisi tarafından bir geri adım atılmadığı takdirde, sürecin şiddet-savaş ağırlıklı yeni bir sürece evrileceğini gösteriyor. Bu yeni süreçte farklı ittifakların-dengelerin ortaya çıkışı ise, hiç bir şekilde sürpriz olmayacaktır. Nasıl mı? Bunun için ABD Başkanı Donald Trump’ın “Kudüs Kararı” ve sonrasındaki bir kaç açıklamasına bakmamız gerekiyor.

Öncelikle Trump’ın, Kudüs kararının gerekçelerini açıklarken kullandığı şu ifadenin altını çizelim: “Önceki başkanlar bunu seçim vaadi olarak söylemiş ancak gerçekleştirmemiştir. Ben bu vaadi gerçekleştiriyorum. Bu çok önceden verilmiş olması gereken bir karardır. Kudüs sadece üç büyük dinin kalbi değildir. Aynı zamanda dünyanın en başarılı demokrasilerinden birisinin de merkezidir.”

Florida Eyaleti’nde destekçilerine konuşurken sarf ettiği şu cümleler ise Trump’ın ağzındaki baklayı tüm dünyaya ifşa etmektedir: “Biz, Panama Kanalı’nı kazan, iki dünya savaşını kazanan, Ay’a insan gönderen ve komünizme diz çöktüren ulusuz.”

Trump’ın bu sözleri; sadece destekçilerine yönelik cesaret verici bir slogan ya da “ABD egosu” ve onun dışa vurumu olarak anlaşılmamalıdır. Trump, bu açıklamasıyla; “gerekirse Brüksel’i, Londra’yı, Berlin’i, Roma’yı ve Moskova’yı bir kez daha yakarım” mesajını vermektedir.

Nasıl bir mesaj mı? Çok basit; Avrupa, ABD’nin bugünkü gücünün altında kendi içinde yaşadığı “büyük çaplı bir iç savaşın” yattığının geç de olsa farkına varmıştır. Şöyle ki; ABD her iki savaşa da geç girmek suretiyle bu devletlerin iyice güçten düşmesini beklemiştir. ABD yardımları ile de hem bu savaşların uzamasını hem de bu devletlerin kendilerine bağımlı olmasını hedeflemiştir.

Nitekim savaşın sonlarına doğru “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” olarak adlandırılan İngiltere 1944’de kolonilerini ve nüfuz sahibi olduğu ülkelerin çok büyük bir kesimini “sömürgelerin tasfiyesi/bağımsızlığı” adı altında ABD’ye devretmek zorunda kalmıştır.

“Evanjelizm-Siyonizm İttifakı” ve “Diğerleri”

Daha önceki analizlerimde de altını çizdiğim üzere, ABD tüm dünyada kontrollü bir savaş başlatmak ve tekrar onun galibi olmak suretiyle en az bir elli yıl daha hegemon güç statüsünü devam ettirmek istemektedir.

Bunun için Avrupa’yı kendi içinde veya komşularıyla (örneğin Rusya ve hatta Türkiye gibi) çatıştırmak başta olmak üzere, bir “Batı-Doğu”, “İslam-Hıristiyan” savaşı vb. aklınıza gelecek birçok olası senaryoyu hayata geçirmek için radikal adımlar atmaktan çekinmemektedir.

Bu bağlamda “Evanjelizm-Siyonizm İttifakı” ile 11 Eylül’de uygulamaya soktuğu planda nihai aşamaya girildiği anlaşılmaktadır. Bu ittifak; Kudüs’ün sadece İslam âlemi açısından değil, Hıristiyan dünyası açısından da büyük bir kayıp olduğuna işaret etmektedir. Hıristiyan âlemi, kendisinin de hedef olduğunu ve kaybedenler içerisinde yer aldığını anlamış görünmektedir.

Avrupa Birliği ve Rusya başta olmak üzere, dünyanın birçok Hıristiyan ve başka dinlere mensup devletinin ortaya koyduğu tepkinin arka planında da bu yatmaktadır. Dolayısıyla Trump, kendi elleriyle İslam dünyası ve “ötekiler” konumuna soktuğu tüm devletleri ilk kez bu kadar somut bir şekilde aynı safa itmiş görünmektedir.

Bu bağlamda Trump’ın Batı dünyasına şirin görünmek ve İsrail’i “Batılı değerlerin Ortadoğu’daki muhafızı” konumuna sokmak adına ortaya koyduğu ifadelerinin de bir hükmünün olmadığı ortaya çıkmıştır. Daha da ötesi, Trump’ın İsrail’i “dünyanın en başarılı demokrasilerinden birisinin de merkezi” olarak lanse etmesi, Avrupa tarafından bile komik bulunmuştur. İsrail Başbakanı BenyaminNetanyahu’nun Avrupa ülkelerini ikiyüzlü davranmakla suçlamasının nedeni budur.

Sonuç olarak Trump’ın bu kararı sadece İslam dünyası boyutuyla değil; başta Avrupa ve “ötekiler” olarak adlandırdıkları güçlerin uyanışı bakımından da önemli bir kilometre taşı olarak şimdiden tarihe geçmiştir.

Zira Başkan Trump, bu “gecikmiş kararı” ile “medeniyetler arası savaşı” gerçek manada başlatmakla kalmamış; aynı zamanda bu savaşta kendisi açısından “Mesihçi anlayış” üzerine inşa ettiği tek bir müttefiklik ilişkisinin olduğunu açıklamıştır. Bu da bizi bir kez daha ABD’nin “varlık” ve “yok oluş” nedenine götürmektedir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Prof. Dr. M.Seyfettin Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR