Arkadaşlara nasılsınız? Nasıl gidiyor diye sorduğumda, mütemadiyen bir hoşnutsuzluk hali ile karşılaşıyorum. Çoğu zaman insanlar eskiden beri gençlerden şikâyet etmişlerdir. Hatta bu kuşak çatışmaları şeklinde klasik eserlere bile yansımıştır. Ancak son dönemde gençliğin durumunu tahlil edip çeşitli çıkarsamalarda bulunanlarda pek iç açıcı veriler açıklamıyorlar. Peki, bu durum da kabahati nerede, kimde aramalıyız? Ya da faturayı genç insanlara kesip bunlar iflah olmaz diyerek zeytinyağı gibi üste mi çıkalım? Ne yapmalı? Nereden başlamalı? Sorularının elbette götüreceği birçok sebep düşünürken önümüze çıkacaktır. Ancak evvela kendimizi muhasebeye çekerek başlarsak kaçağa etkimizi, ihmalimizi açığa vurabiliriz. Elbette bu nefis muhasebesi bize bir miktar mesafe kazandıracaktır.
Kazandığımız bu mesafeyi başkalarını suçlayarak ya da bir kör dövüşüne çevirmeden yakından uzağa doğru, basitten zora doğru genişlete genişlete ilerleyebiliriz. Öncelikle kaybettiğimiz bir takım meziyetleri yeniden kazanarak işe başlayabiliriz. Bunlardan en önemlisi adanmışlık/vakfedilmişlik halidir ki belki de bugün gençlerin bu tarz özelliklere pek rastladığını söyleyemeyiz. Kendisini bir gencin yetişmesine adayacak, bu adanmışlığı ile serdengeçti olabilecek insanlara ihtiyaç var. Özellikle eğitim camiasında bu açığın olduğu aşikârdır. Artık herkesin sorumluluğu uzağa atmaktan vazgeçerek ellerine emanet edilen bu nesillere iyiyi, doğruyu, güzeli, faydalıyı; kötüden, yanlıştan, çirkinden ve zararlıdan ayırt edebilecek düşünme ve sorgulama kabiliyeti kazandırma ile iyi bir başlangıç yapılabilir. Ardından önce fedakârlık bir örnek davranış olarak bünyelere yerleştirilmelidir ki gönüllülüğü, diğerkâmlığı ve diğer birçok meziyet ardı sıra gelebilsin.
Eskiden usta-çırak ya da hoca-öğrenci ilişkisi içerisinde yürüyen şey bugün batıya “mentor-mentee” olarak taşınıyor. Bu konular üzerine kafa yoruyorlar. Belki de bugün en çok eksikliğini yaşadığımız şey budur. Bütün bu sorunun temel kaynağı olduğunu düşündüğüm şey ise tutku yoksunluğudur. Bugün hiçbir iş tutku ile yapılmıyor sanki bir zorunluluk gibi ifa ediliyor. Oysa insana değen, onun yürüyüşüne etki eden her ne kadar iş varsa tutku olmadan sadece bir yük olur. O da dile vuran şikâyet olur, sonra x kuşağı bilemedin y kuşağı hepsinden de beteri kayıp olur. Hem geçmişe hem geleceğe ayıp olur.
Her meselede müfredat veya imkânlar diye tutturmanın bir manası yok. İnsan olmadan hiçbir şey olmaz. Aileden mahalleye, mahalleden okullara varana kadar her yerde insana temasın önemini anlatıp sonra temas etmeden nasıl bir iletişim, etkileşim olacak? Sonra insan ilişkilerinin estetik ve ahlaki boyutlarını, davranışların incelik ve güzelliklerini bir kenara bırakıp; insanı sadece bilgi bombardımanına tabi tutmak hatta insana kum torbası muamelesi yapmak işte belki de yaşanan tam olarak böyle bir haldir. Her şey bir yana, fedai yetiştirmenin kimseye bir fayda vermeyeceğini unutmayalım. Ancak yaşadığı hayatı her ne olursa olsun bilinçle (şuur) yaşayan, yaptığı her işi tutkuyla, aşkla yapan ve gerektiğinde değerleri, ilkelerinden ödün vermeden serden geçecek bir kişi yetişse hem gün için hem de istikbal için daha güzel olmaz mı? O zaman çocuklardan, gençlerden şikâyet etmeyi bırakalım ve onlara güvenelim. Biraz tebessüm, biraz samimiyet gerisi çokça gayret... Hoşça bakın zatınıza.
TAŞ GEMi
“Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni” (Şeyh Galip)
Not: Bu hafta: Muhammed Esiroğlu bizi Kerkük ’e götürüyor ve Abdurrahman Kızılay “ Altın Hızma Mülayim” türküsünü söylüyor. *Sedat Aktaş, Alper Gencer’den, Hz. Ali’ye Mektup şiirini öneriyor. *Azam ise bir ağıt’a belki de yersiz yurtsuzluğa; Emel Mathlouthi’den, “Naci en Palestina” yı dinlemeye davet ediyor. *Yunus baba , Sadık yâri kara toprak olan Âşık Veysel’i anıyor ve Pentegram’dan “Gündüz Gece”yi dinleyelim diyor.
Bize kadar
1- Bu aralar Hannah Arandt’in sözü gidip gelip karşıma dikiliyor. O, “İyinin düşmanı kötü değil, düşünce yokluğudur” der.
2- Necip Mahfuz günümüzün vebasını ifade etmiş;”Ama unutkanlık sokağımızın vebası gibidir.”
3- Bu hafta, Svetlena Boym’un, “Nostaljinin Geleceği” kitabını okumak için tercih edebilirsiniz. Kitap Metis’ten…
4- Bütün hayatı boyunca sadece duruşunu, kişiliğini koruyarak dimdik duran bir adam’ın biyografisini izlemek belki biraz sarsabilir ama sarsılmak iyi gelir. Andre Wajda’nın, “Afterimage/Ardıl Görüntü” filmini izleyebilirsin.
DAĞARCIK
Kültür, bir ülkenin ihtiyaç duyduğu şeydir. Kültür, bir şeyleri içten dışa doğru getirir. Eğitim bir şeyleri alır ve onu dışarıdan birleştirmeye (yerleştirmeye) çalışır. Eğitim size anlatmaya çalışır, kültür size gösterir. (Frank Llyod Wright’tan tadımlık)
TEKKE
“Şimdiye kadar başkaları sebebiyle uğradığımız zarar ve hüsranlardan bahsettik. Sıra kendi kendimize verdiğimiz zarar ve hüsranlardan bahsetmeye geldi. Bu bizim olgunluğumuzun başlangıcı olacaktır.” (Aliya İzzet Begoviç’ten tadımlık)
BİR LAHZA:
“-Sanatçılar iki şekilde öldürülür; ya çok konuşularak ya da sessizliğe mahkûm edilerek, hiç konuşulmayarak.” (Afterimage’den, 2016)