Kıymetini Bilen Okusun!

İlk kitabım 1980 tarihinde yayınlandı. İsmi, “Zulmetten Nura Hicret” idi. Hicrî 1400. Yıl münasebetiyle bir dizi röportajlar yapmıştık. Ülkemizin tanınmış münevverleri, hicreti değerlendirmiş, İslâm birliği ve kardeşliği ile ilgili görüşlerini dile getirmişlerdi. Bu kitabın yayınlanmasının üzerinden 37 yıl geçmiş. Daha sonra diğerleri geldi. Her biri büyük emek mahsulü olan ve âdeta bir evladım mesabesinde olan, Hadis-i Şerifte ameli devam ettirecek sadakâ-i câriyeden olması umulan kitaplar… Hepsi de Rabbimin lütfuyla vücud buldu. Bütün güzellikler Allah’tan; hata, kusur, noksan varsa, nefsimden… Her kitabı kendi nefsim için yazdım. Meselâ, “Âdâb-ı Muâşeret” kitabını yazarken, yaklaşık bin hadisten istifade ettim. Gayem, kendi nefsimde uygulamaktı. Sonra her yaz ofisimde açtığım “yaz Kur’an kursunda” talebelere anlatmaktı. Güzel neticelerini görünce, ümmet istifade etsin diye kitaplaştırdık.

“Duâlarımız” kitabını, âyet-i kerimelerden, hadis-i şeriflerden ve Sahabeler başta olmak üzere İslâm büyüklerinin yaptığı duâlardan derlemiştim. Bu derleme yıllar sürdü. Bir umre seferinde ezberledim. Faydasını müşâhede ettim ve daha sonra kitaplaştırdık.

Yakın tarihte, bu vatanda, insanlık tarihinde emsâli görülmedik hâdiseler cereyan etmişti. Ne var ki yakın tarihle ilgili gerçekler anlatılmıyordu, anlattırılmıyordu. Ancak yakın tarih bilinmeyince de ülkemizdeki sancıların dinmesi, hastalıkların tedavisi ve gerçek istiklâl mümkün değildi. “Sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa!” denir. Ağalığı bırakıp ineği sağmaya kalktık, 12 ciltlik “Yakın tarih Ansiklopedisi”ni hazırladık. Yakın Tarihle ilgili yaklaşık 30 kitabımız yayınlandı. Ancak bu safhada başımıza gelenleri anlatsak, birkaç cilt kitap olur… Yaşımız kırkı geçtikten sonra, hadiseleri daha sâlim kafayla değerlendirmeye başladık. Yeryüzünde imanı, inancı, kültürü, tarihi, iffeti, namusu, hürriyeti, istiklâli ile en çok oynanmış insanların yaşadığı bir ülkede bulunuyorduk. Ne yapacaktık? Yalan, yanlış bilgilere, köleliğin ve zillet halinin kabullenilmesi telkinlerine, değerlerimizin gasp edilmesine boyun mu eğecektik? Ciğerpârelerimiz, yavrularımız, gençlerimiz, İslâmiyeti tam olarak layıkıyla öğrenemiyorlardı. Şanlı tarihimizi öğrenemiyorlardı. Büyüklerimizi, kahramanlarımızı, şehitlerimizi layıkıyla tanıyamıyorlardı. Dostlarımızı, düşmanlarımızı bilemiyorlardı. Yol ayırımında idik. Ya çocuklarımızı birer Fatih gibi, ya da Fatih doğuran analar gibi yetiştirecektik ya da Batı’nın bize dayattığı değerlerin köleliğine boyun eğecektik.

Yaklaşık 40 yıldır yazıyorum. Saçımızı, sakalımızı, işte bu değerleri canlandırmak uğruna ağarttık. İtiraf edeyim, bu çalışmalar büyük fedakârlığın ürünüdür. Gezme, tozma eğlenme, tatil nedir bilmedik. Bunda ailemin de fedakârlığının katkısı büyüktür. Onlar da bana anlayış gösterdiler. Ailece en güzel seyahatimiz hac oldu. 2002 yılında ma’aile hacca yazıldık ve yazıldığımız sene kur’ada çıktık. Hacca gittik. Elhamdülillah. Bunun ötesinde tatil yörelerine gitmekmiş, Karadeniz’in, Ege’nin, Akdeniz’in, İç Anadolu’nun, Doğu Anadolu’nun güzelliklerini keşfetmekmiş, nasip olmadı. Ailem beni anlayışla karşıladı. Bu da benim için teşvik unsuru oldu. Kitaplarımı yaklaşık 25 yayınevi yayınladı. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Pek çok yayınevi kitaplarımı yayınlamak istedi ve istiyor. Elhamdülillah, ilmin değerini bilen, aynı inanç, duygu ve düşünceleri paylaştığımız, aynı dâvâya gönül verdiğimiz değerli insanların yönetimindeki Yeni Devir Yayınları ile anlaştık. Kitaplarımız yayınlanmaya başladı, devamı da gelecek inşeAllah…

Bugüne kadar, en yakınlarıma bile kitaplarımı tanıtmadım, “alın, okuyun!” demedim. Pek çok gazetede ve televizyonlarda tanıdıklarım olmasına rağmen, bugüne kadar bir tekine bile kitaplarımla ilgili îmada dahi bulunmadım. Düşüncem şu: Kıymetini bilen okusun. Biz bu kadar zahmet çekiyoruz, ulaşılması çok zahmetli kaynaklardan bilgiler derliyoruz. Tıpkı balarısının bal yapması, koyunun süt vermesi gibi mugaddî bilgileri takdim ediyoruz. Leziz yemekleri ve tatlıları sunan aşçılar gibi, bu değerli bilgileri sunuyoruz. Bu nimetin kıymetini bilenler, alıp okusun. Kütüphaneye koyup unutacaklar, almasın. Baskı sayısı, adedi hiç umurumda değil. Şahsen hedef kitlem: İ’lâ-yıKelimetullahdâvâsını kendine dert edinenler. Dünyevî rahat peşinde olanlar bizden geri dursunlar. Onlar kitap okumak yerine bizim hemşerileri taklit etsinler, kebap, lahmacun, baklava yemeyi düşünsünler…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Mustafa Fahri Akgün - Rabbimin bütün peygamberlerinin dediği gibi ücretinizi Allah C.C. hz. versin. Okuyanlar da hissedar olup; büyük mükafatlara ulaşırlar inşallah.

Yanıtla . 0Beğen 20 Eylül 15:25
Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR